DOLAR 16,9809 0.84%
EURO 17,4549 -0.61%
ALTIN 961,72-1,62
BITCOIN 3424622,69%
Afyonkarahisar
25°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 118

ABONE OL
6 Kasım 2018 13:40
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 6 Kasım 2018 Salı 13:40:12
 

“KENDİNDE KENDİNE GÖRE VAR OLAN”,
“BEN” DENİLEREK İFADE EDİLİR
Paylaşımlarımızda “Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu”ndan çok sık geçer, onu bir iki cümleyle biraz anlaşılır kılalım. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu Has Suret’tir, onun kendine has bir sûreti vardır. Bu has sûretin alt sûretleri, alt üniteleri vardır. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu yani Kendinde Kendine Göre Var olan “BEN” denilerek ifade edilir. Bu, Birbirlerine Göre Var’ın fiziksel sınırları ile kayıtlı değildir. Has sûret öyle bir sûrettir ki gözükmesi için bulunduğu ortamın şartlarına uygun başka bir sûrette olması lazım, yani has sûretin “bürünme”si şarttır, bulunduğu ortamın şartlarına bürünür. Bizdeki Kendinde Kendine Göre Var’ın sûretiyle ilgili bir önemli benzetme yapacağım. Amacım, Kendinde Kendine Göre Var olanın, “BEN” diyerek ifade edilenin sûretin bizim Birbirlerine Göre Var diye tanımladığımızın fiziksel sınırları ile kayıtlı olmadığını anlatmak. Üç dört yaşlarında bir çocuğun “BEN” deyişi ile kırk yaşındaki birinin “BEN” deyişi aynıdır. Üç yaşındaki çocuğun “BEN” derken oluşturduğu “BEN” suretine “kendin kadar BEN de” demiyoruz. Hatta “nasıl da kendini ortaya koydu, nasıl dediğini yaptırıyor?” diye şaşırıyoruz. Fiziksel yapısına göre “BEN” demiyor ki! “BEN” demekle ilgili sûret kırk yaşında olanda da, üç yaşındakinde de aynıdır. Onun görünümünü sağlayan, hatta onun görünümünü kısıtlayan fiziksel beden ayrı, o Birbirine Göre Var olan onun arabasıdır. Arabayı kullananın “BEN” deyiş bedenleri aynıdır. Bu yüzden, o “BEN” diyenin sevgi ve nefret gibi duygularla ilgili sûretleri de aynıdır. “Ne olacak canım, üç yaşındakinin sevgisi” diyemezsiniz. Kırk yaşındakinin sevgisiyle üç yaşındakinin sevgisi boyut olarak aynıdır bedenleri farklıdır. Sûreti izah için bir örnek daha vereceğim ama mânâyı alıp örneği silelim. Evdeki elektrikli aletleri düşünün; birisi çok küçük, birisi büyük, birisi daha büyük. Farklı büyüklükte, farklı marifette üç alet; küçük olanda daha az elektrik yok. Elektrik hepsinde 220 Volt. “BEN” demeyi de bizim için elektrik gibi düşünün. Üç yaşındaki çocukta da “BEN” deyiş 220 Volt, kırk yaşındaki adamda da. 220 Volt elektriğin kullanıldığı alet küçük olabilir. Birisi tost makinesidir, birisi buzdolabıdır ama ikisinde de 220 Volt. Bunun elektriğinden ne olacak diyemezsiniz. Dokunun da görün! “BEN”i biraz anlatabildim mi? Elektriğin bir sûreti var, ama o kendi sûretinde gözükmez. Onun bu dünyanın şartlarına göre bir sûrete bürünerek gözükmesi gerekiyor, kendi sûretinde gözükemez, o Has Sûret’tir. “BEN”in ne olduğunu biraz benzetebildik mi?
SİZ ALLAH’IN “BEN” DEYİŞİNİ,
“BEN” DEMENİN NURUNU NE SANIYORSUNUZ?
“BEN” nuru öyle birşey ki, öyle has birşey ki ona dayanamayız. Bunu da bir örnekle anlamaya çalışalım. Bir bakır tel düşünün, üstünde 7 kat kablo var; içerisinden 220 Volt elektrik taşıyan bakır tel geçiyor, o teli tutabilir misiniz? Çarpar. Ama üstündeki kablolar sayesinde tutuyoruz. “BEN” öyle birşey ki üzerindeki sûretler sayesinde onu tutarız. Siz Allah’ın “BEN” deyişini, “BEN” demenin nurunu ne sanıyorsunuz? O “BEN” demeyi Hz. Mûsa görmek istedi de daha kokusundan bayıldı gitti. O elektrik tutmak gibi bir şey! Bizdeki sûretler “BEN” diyen o nurun üstündeki kablolar gibidir, o telin büründüğü kablolar gibidir. “BEN” orada zarar vermeden yani merhametle duruyor. Suretler Allah’ın merhameti. Değilse “BEN” nuruna nasıl dayanırız? Söylerken kolay söylüyoruz ama ona dayanabilir miyiz? Telin etrafında öyle çeşit kablolar var ki… Hele bir kablo o elektriği reddediyor.
ALGILAR VE ALGILARIN ÖRTTÜĞÜ SÛRETLER DEĞİŞİR AMA HAS SÛRET DEĞİŞMEZ
Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu kendine has sûretiyle insanda var. İnsanın kalıbı daha sonra eklenir ve kalbın gereği de sûretler oluşur. Kalbın gereği oluşan sûretler bu has sûreti örterler. Has sûreti örten bütün bu sûretler has sûrete göre ilah vasıflıdır, ilah iddialıdır. Yoksa öyle bir sûret olamazlar. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun has sûretini örten sûretler, bulundukları ortam şartlarında algılamalar yaparlar. İnsan bu algılamalara da “hislerim” der; onlar Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’ndaki “his” değildir, algıdır. Siz sizdeki Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nu, Kendinde Kendine Göre Var olanı “BEN” diye takdim ettiğinizde, onun has sûretini bulunduğu ortamın şartlarına ve o kulun kalıbına göre kaplamış olan sûretlere göre algılamalar yapar, o algılamalara da “Hislerim” dersiniz. O hisler algıdır. Sûretler değişince algılar da değişir. Dersiniz ki “ben şu, şu çalışmaları yapmadan önce bunlara kızardım, şimdi kızmıyorum”. Algınız değişmiş. O zaman öyle algılıyor kızıyordunuz, şimdi kızmıyorsunuz, sûretiniz değişiyor. Algılar ve algıların örttüğü sûretler değişir ama has sûret değişmez. Biz ikisine de “his” dediğimiz için, has sûretli olan Kendinde Kendine Göre Var’la “BEN” dediğimiz esas hissi, algılarımızla tarif ettiğimiz hislerle karıştırmamalıyız. Örten sûretler kalktıkça işte bu algılar değişir, böylece hisler de değişmiş olur.
HAS SÛRETE DOĞRU NASIL GİDECEĞİZ?
Amaç, kazanım ve değişimle has sûrete doğru gitmektir, has sûrete doğru kazanım yapmamız gerekiyor. Bu kazanım yıkama ve temizlemeye dayandığı için, yıkama ve temizleme ile de izah edilir. Örten sûretlerden yukarıya (has sûrete) doğru yıkama ve temizleme ile gelinir. Fakat Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun kendine has sûretinin üstünü örten sûretler bilgi ile silinmez; o örten sûretlerin fiilleri yok edilerek silinir. Bu da terki gerektirir. Terkle örten sûreti kaldırırsınız, esas sûret ve ona ait fiil çıkar. O orada zaten var, diğeri örten sûretti. Has sûrete ulaşmak istiyoruz ama örten sûretler bilgi ile kalkmaz. Örten sûretlerin fiilleri yok edilince sûret kalkar. Çünkü sûreti orada tutan fiilleridir. Fiilleri yok edince sûret kalkar ve başka bir sûrete, başka bir fiile düşeriz, artık başka bir suretteyizdir. Daha önce hedefimiz bu sûrete ulaşmaktı, ulaştık, şimdi bu suretle mücadele etmeye başlarız, o sûrete ait bir fiille uğraşırız. Bunu kim yapar? Veli. O bir sûrete gelir, ilmel yakîn oluşur. Böylece, daha önce ulaşmaya çalıştığı şey şimdi artık onun mücadele edeceği sûrettir, mücadele edip aynel yakîne gelecektir. Ona ulaşırsa, o zaman da aynel yakîn sûretle mücadele edip hakkal yakîne gelecektir inşâAllah. Bir velinin fiilleri bizim ulaşmaya çalıştığımız fiillerdir ama belki onun mücadele ettiği fiillerdir. O fiillerin yok edicisi bize Kur’ân’la öğretilmiştir: LA. Sözle “Lâ”, fiille “Lâ”. Tüm örtücü sûretlere “LÂ/YOK” muamelesi yapmak gerekiyor.
Bu noktada bir tehlikeden söz edelim. Kişi öğrendiği bilgi ile sûretleri yok ettiğini zannederse buna inanır. Oysa sûret duruyor ama o yok ettiğini zanneder. Birinin kendisini Napolyon zannetmesi gibi. Aslında değil ama kendini Napolyon zannediyor. Bilgi böyle bir şeydir. Napolyon bilgisine kafayı takan kendini Napolyon zanneder. Ama sûreti duruyor. Örtücü sûretleri bilgiyle yok ettiğini sanan öyle bir tuzağa düşer; örtücü suretledir ama kendini has sûrette zanneder, has sûret taklidi yapar. Allah muhafaza, tehlikeli olur. Sûretler bilgiyle silinmez, bu yüzden sâlih amel çok önemlidir.
ÖRTÜCÜ SÛRETLERDEN KURTULMA ÇALIŞMALARI YAPAN KİŞİYE KUR’AN NE DİYOR
Bu yolda Allah korkusu insan için bir hediyedir, Allah’ın bir lütfudur ve o kadar önemlidir ki. Neden? Has sûrete gitmemizi engelleyen örtücü sûretler Allah korkusundan sinerler, Haşyetullah onların sinmesini sağlar. Böylece örtücü sûretler fiilsizleşir. Has sûrete umutla yaklaşılır, umuyorsanız has sûret yaklaşır, umut onu yaklaştırır. Allah korkusu olan Haşyetullah örtücü, engelleyici sûretlerin fiillerini sindirir, o filleri yok etmenizi kolaylaştırır. Bu bir mânâ ayırmadır, onu birleştirirsek adı Havf ve Recâ, Korku ve Umut olur. Korkuyla örtücü sureti sindirir, umutla yaklaşırız. Şimdi, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun has sûretini örten, ilah iddialı sûretlerden kurtulma çalışmalarına âyetler ışığında bakalım. Örtücü sûretlerden kurtulma çalışmaları yapan kişinin Kur’ân’da yeri nedir, Kur’ân o kişiye ne diyor?
Kıyâmet-2’ye göre: Bu kişi Levvame Nefs’e girmiştir. Has sûreti örten, ona uymayan fiiller çıkaran örtücü sûretlerin ilah iddialı davranışlarından sıkıntı duyan bu nefs levvame nefstir. Kıyâmet-2’de bu nefs için Allah yemin eder.
Bakara-2’ye göre: O örtücü sûretlerin ilah iddiasından korunan sınıfına girer ve ‘muttaki’ diye anılır.
Rûm-30’a göre: O kişi Hanîf’tir. Örtücü sûretlerin ilah iddialarına sırtını dönmüştür.
İnsan-29’a göre: Rabbine yönelendir, has sûreti hedef edinendir.
Zâriyat-50’ye göre: O örtücü sûretlerden kaçıp Allah’a firar edendir.
Nisâ-100 ve Ankebût-26’ya göre: Allah’a ve Rasûlü’ne hicret edendir. Hayat tarzını örtücü sûretlerden hicret ettirip Allah ve Rasülü’ne taşıyandır.
Nisâ-78 idrakıyla: O düşünüp, örtücü sûretlerin de Allah’ın kulu olduğunu görüp Allah’ın razı olduğu kulluğa tâlip olandır. “Örtücü sûretleri de sen yarattın, onlar da kulun, onların da hükümlerini veren sensin Allahım, Senden Sana sığınırım” der ve tüm kulların hüküm verenine sığınır, “senin razı olduğun kul hâline talibim” der.
İsrâ-25 ve Kâf-32’ye göre: O özüne dönen evvabîndir, has sûrete yürüyendir. Akşam salâtından sonraki salâtın ismi o yüzden Evvabîn’dir. O salât “yâ Rabbi, sana yöneldim, yönelişimi kabul buyur” mânâsına gelen bir duadır, esası altı rekâttır. Son iki rekâtın Hıfz-ı Îman diye kendine has bir ismi vardır ve “öğrettiğin îmanımı son nefesimde de muhafaza buyur yâ Rabbi” sığınışını içeren iki rekâttır. Söyleseniz de söylemeseniz de onun karşılığı özüne dönen kişiye hıfz-ı îman duasıdır.
Kâf-33’e göre: O kalb-i munîbdir, hakikatine dönen kalbdir, has sûrete uygun kalıplanandır.
Hac-54 ve Hûd-23’e göre: O kalbi ihbat edendir, örtücü sûretlerden kalıbını mümkün olduğunca temizlemiş, mutmain olmuş, o mutmainlikle boynunu bükmüş kişidir.
Şuarâ-89 ve Saffât 84’e göre: O Kalb-i Selîm’dir. Örtücü sûretlerin kalıba tesirlerini temizlemiştir. Hastalık, maraz sayılan kısımlarını kalıbından temizleyip kalb-i selîm sahibi olmuştur.
Fecr 27-30’a göre: Örtücü sûretleri temizleyip has sûret alanına giren nefse, umulur ki Rabbim Nefs-i Mutmain kapısını açar. O senden razı, sen O’ndan razı cennete dâhil olursun inşâAllah…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.