FÜZEMİZ OLACAKTI…

FÜZEMİZ OLACAKTI…

Kasetler, görüntüler, dedikodular, suçlamalar, iddialar gündemde. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yine bir gündem değiştirme ihtiyacı doğmuştur, gündem değiştirilmiştir.
Ne kadar görmezden gelsek de Türkiye’nin asıl gündemi ise ekonomik sıkıntılarla ilgili. Et fiyatlarının artması, ardından ithal ete onay verildi.
Düştü, diyorlar et fiyatları için, oysa biliyorum ki uzun vadede Türkiye’nin üretim gücü düşecek. Hem hazıra alışılacak hem de üretim yapacak bir mamul bulamayacağız. Her şeyi dışarıdan alıyoruz nasıl olsa. Paramız bitince de toprakları satarız, olur biter. Ardından da şarkılar söyleriz:
“Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?”
Basite indirgedim, ancak toplumlar “ithal” düşünceler ve “ithal” ürünlerle benliklerini yitiriyorlar.
1962’DE FÜZE ATILMIŞTI
Türkiye’de 1962’de bir füze denemesi yapıldığını biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Arkadaşım Ömer Ölçek anlattı bana bunu.
Sonra da kaynaklarını gösterdi.
Füzenin hikâyesi şöyle:
Ermeni asıllı Türk vatandaşı Kirkor Divarcı, füze projeleri üzerine çalışır. Nişanlısı ile evlenmek için biriktirdikleri 400 lirayı, füzenin ilk hâli için kullanır. Divarcı, projesini İstanbul Teknik Üniversitesi’ne onaylatır. Daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ile de temasa geçen Divarcı, Ordu’nun da desteğini alarak ilk füze fırlatışını gerçekleştirir.
Takvim yaprakları 19 Eylül 1962’yi gösteriyordur. “Marmara-1” adı verilen 1 metre 33 santimetrelik, 1 buçuk kiloluk ilk Türk füzesi, semaya çıkar. Deneme atışında 10 bin metre yükselip 150-200 metre uzağa düşer. Bu, denemenin başarılı olduğu anlamına gelir.
Peki ya sonra?
BAŞARI CEZASIZ KALMIYOR MU?
Sonrası meçhul. Ya da “Bilinen ama bilinmezlikten gelen” bir süreç. Devrim adlı arabanın başına gelen her ne ise, Marmara-1’in başına gelen de odur. Evet, belki füzenin atışı gerçekleştirildi, “benzin” konulmaması ya da enerjinin tükenmesi gibi bir durum yaşanmadı.
Ama…
Kirkor Divarcı’nın evinde “sebebi anlaşılamayan” bir yang��n çıktı. Tüm füze projeleri o yangınla birlikte kül oldu. Olayın üzerine giden oldu mu bilmiyorum, olduysa da bir sonuca ulaşamadığı kesin.
Kirkor Divarcı’nın hikâyesinde ne ararsanız var. Başarı, azim, fedakârlık, kendini adama duygusu, açılım…
Açılım evet, yanlış yazmadım.
1960’lardaki ruhu özetliyor sanki Divarcı’nın çeyiz parasını füzeye yatırması. Şimdi hangimiz feda edebiliriz emek emek biriktirdiğimiz paramızı?
Zorlamayla yapılabilir mi bu iş, bir yere aidiyet hissetmeden?
İTHALAT İLE NE İLGİSİ VAR?
Şimdi bunun “et ithalatı”yla ne ilgisi var?
İlgisi şu: Türksat’lar gönderilirken “Türk füzesi gönderiyoruz” diye yaygara koparırdık. Bir öğrendik ki o uyduların hepsi yabancı menşeili. Proje çizimi de “ithal”, mühendisi de… Gönderilen yer bile “dışarısı”.
Et ithalatı bizi, sadece teknolojide değil gıdada da bizi dışarıya bağımlı hâle getirecek.
F-16’ların güvenlik şifrelerini çözdüğü iddia edilen Türk mühendislerinin ani “intiharları”nı da okuduk geçen yıllarda. Söylentiye göre bu mühendisler, Türkiye’ye özgü bir güvenlik donanımı üzerinde çalışıyordu.
Yaprak dökümü gibi bir bir hayatını kaybediyordu mühendislerimiz. Ne olduğunu anlamıyorduk.
“Yaprak dökümü” deyince dizi mi geldi aklımıza?
Eh, bırakalım o zaman ithalatı, ihracatı, üretimi, tüketimi…Tartışmayalım, kafa yormayalım.
Dizi izleyelim, sonra da “ah-vah” edip dizimizi dövelim…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi