GAGAUZ TÜRKLERİ

GAGAUZ TÜRKLERİ

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılıp, 15 yeni cumhuriyetin ilanından sonra, çok sayıdaki etnik topluluk, bağımsızlık ya da özerklik arayışlarına girişti. 15 cumhuriyetten birisi olan Moldova (Moldavya), bağımsızlığını ilan edip, dünya coğrafyasındaki yerini alırken, bu ülkenin toprakları içerisindeki Bucak Bölgesi’nde yaşayan Gagauz Türkleri de “Bağımsız Gagauz Cumhuriyeti”ni kurdular. Cumhurbaşkanı ve Halk Topluşu (Meclisi)’nu seçip, bağımsız bir devlet gibi çalışmaya başladılar. Ne var ki bu cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti de dahil, hiçbir ülke tanımadı.
Gagauz Cumhuriyeti’ni tanıyan olmadı ama, yeryüzünde yaşayan ve kendilerine Gagauz denilen bir Türk topluluğunun varlığından haberdar olanların sayıları büyük ölçüde arttı. O arada Türkiye Cumhuriyeti(T.C.)’nin tüm resmi ve özel kuruluşları, Gagauz Türkleri’yle ilgilenmeye başladılar. Öncelikle, acil ihtiyaçlar temin edildi. Gerek Dünyadaki prestiji ve gerekse her alandaki yüksek potansiyeli ile T.C. Moldova Hükümeti ile Gagauz Yönetimi arasında, arabuluculuk yaparak, Moldova ve Gagauz halklarının birbirlerine düşmanlık beslemelerini önledi ve oluşturulan iyi ilişkiler sonunda Gagauzlar, bağımsızlık sevdasından vazgeçip, Moldova Parlamentosunun kendilerine tanıdığı Özerklik statüsü ile yetindiler. Böylelikle Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Moldova arasındaki Gagauziye’de “Gagauz Yeri Özerk Bölgesi” adıyla minik, ama anlamı ve önemi çok büyük bir Türk Devleti kurulmuş oldu.
Ben 1980 yılından başlayarak, dağılan SSCB’nin pek çok bölgesine gittim. Moldova ve Gagauz Yeri’ne ilk gidişim ise 1987 yılında oldu. Edindiğim izlenim o idi ki, bütün SSCB içerisinde en geri kalmış olan iki yer, Karakalpakistan ve Gagauziye’dir. Bu iki Türk Yurdu’nun öylesine geri bırakılmış olmasının nedenini anlamak güç değildir! Bu durumu bilen T.C., Gagauz Yeri Özerk Bölgesi’nin kalkınıp, gelişmesi için çok yönlü desteklerde bulundu. Yapılan ilk işlerden birisi, bölgenin içme suyuna kavuşturulmuş olmasıdır. Gagauz dilinin geliştirilmesi için gerekenler yapılırken; bölge için radyo ve televizyon istasyonları kuruldu. Başkent Komrat’taki Devlet Üniversitesi’nin, Gagauz Üniversitesi haline dönüşmesi için çabalar harcandı; bu üniversite, Türkiye’deki üniversitelerle eş değerde tutularak bütün ihtiyaçları karşılandı. Gagauz dilinde gazete, dergi ve kitaplar yayımlanması, sağlandı.
Kimi üniversitelerle birlikte; Halk Kültürü (Folklor) Araştırmaları Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve kimi bilim adamlarıyla uzmanlar Gagauz kültürü, dili ve tarihi ile ilgili çalışmalar yaptılar. Folklor Araştırmaları Kurumu 1994 yılından bu yana 8 kez “Gagauz Kültürü Sempozyumu” düzenledi.
Gagauzlar’ın Menşei
Kimileri, Gagauzlar’ın Oğuz boylarına mensup Türkler, kimileri Selçuklu Sultanı II.İzzettin Keykavus ile birlikte Bizans’a sığınıp, hristiyan dinine geçen Türk askerleri; kimileri ise kuzeyden gelip Dobruca’ya yerleşen Kuman-Kıpçaklar olduklarını yazmışlardır. Hatta Karakalpak Türkleri’nin ahfadı olduğu görüşünde olanlar da vardır.
Benim kanaatim odur ki; Gagauzlar’ın menşei konusunda öne sürülen görüşlerin hepsi de doğrudur. Zira Gagauzlar, çeşitli yollardan Dobruca’ya gelip yerleşmiş olan Oğuzlar’la Kıpçaklar’ın karışımıyla oluşan hristiyan Türkler’dir.
Sağlıklı bir Gagauz Tarihi yazabilmek için gerekli belgeler, henüz ortaya çıkarılmış değildir. Bu nedenle ben burada, Gagauz Tarihi üzerinde durmayacağım. Ama köken konusunda öne sürülen gayri ciddi iddiaların da mutlaka cevaplandırılması gerektiğine inanıyorum… Bulgarlar, Gagauzlar’ın Bulgar olduklarını, Osmanlı Devleti’nin, kendilerini Türkleştirmeye çalıştığını ve dillerini bu yüzden kaybetmiş olduklarını söylemektedir. Komünist Bulgaristan’ın, faşist lideri Todor Jivkov yönetimi bilinen asimilasyon harekatına Gagauzlar’dan başlamış ve bu Türk topluluğunun hepsinin milliyetlerini Bulgar olarak kaydetmiştir. Sonra Pomaklar’la Türkler’in isimleri değiştirilerek Bulgar’laştırılmaya çalışılmıştır.
Bulgaristan’ı yönetenler, Gagauzlar’ın Bulgar kökenli olduklarını, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bunların, zorla Müslümanlaştırıldıklarını söyleyegelmişlerdir. Ben Gagauziye’nin Çadır kentindeki bir konferansta yaptığım konuşmada, aynen şöyle demiştim:
“Bulgarlar, Osmanlı Devleti’nin Gagauzlar’a baskı yaparak dillerini değiştirdiğini söylüyor ve yazıyorlar! Aynı Bulgarlar Pomak Türkleri’ne de, Osmanlı geldiğinde sizin dininizi değiştirdi dediler! Osmanlı öyle acayip bir Devlet midir ki, kimi topluluğun dilini, kimi topluluğun da dinini değiştirsin? Öyle olsaydı bugün Pomaklar Türkçe konuşur; Gagauzlar da çoktan müslüman olurlardı…”
***
SSCB sınırları çizilirken, Gagauzlar’ın yaşadıkları bölge ikiye bölünmüştür. Moldova topraklarında kurulan Gagauziye’nin dışında, Ukrayna topraklarında kalan Gagauzların sayıları da az değildir. Ukrayna Gagauzları Kiev, Odesa ve Bolgrad kentlerinde örgütlenen Gagauzlar’ın akıllı önderleri vardır. Bir süre Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde Müsteşar olarak görev yapan Dr.İlya Karakaş’ın bildirdiğine göre Ukrayna’da 60 bin dolayında Gagauz yaşamaktadır. Moldova’da ise 200 bir dolayında Gagauz bulunmaktadır. Kuşkusuz Türkiye de dahil olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde yaşayan Gagauzlar vardır. Örneğin Romanya’da da, çok sayıda Gagauz assimile edilmişlerdir.
Gagauz Türkleri büyük Türk Dünyası’nın, özgün bir dalıdır. Hal böyle iken, Bulgarın, Rumun ve Romenin, onları başka yönlere çekmeye çalışmaları karşısında suskun durmamak gerektiği kanaatindeyiz.
Gagauz Sözünün Doğrusu Ve Anlamı
Sözünü ettiğimiz Türk topluluğunun yaygın adı “Gagauz”dur. İki sessiz harfin yanyana geldiği bir sözün Türkçe olamayacağı bilimsel gerçeğinden hareketle, dil uzmanları bu sözü “Gagavuz” biçiminde yazmaktadır. Şimdi, çeşitli söyleyiş ve yorumlara göz atalım:
“Gagauz”, “gaga” ve “uz” sözcüklerinden meydana gelmektedir. “Gaga” kimi Türk lehçelerinde, özellikle Azerbaycan Türkçesi’nde bir saygı ifadesi olarak kullanılır; amca ve ağabeylere böyle hitap edilir. “Uz” ise, “Oğuz” sözcüğünün kısaltılarak söylenen bir biçimidir. Böylelikle “Gaga+Uz” sözü “Saygın Oğuz” anlamını içermektedir.
“Gagoğuz” biçiminde söylenip yazılmasını isteyenlerin tezi ise şöyledir: Sözün aslı “Hak+Oğuz”dur. Yani hakiki-gerçek Oğuz… Rusça’da “h” harfi, yerini “g”ye bırakmaktadır. Nitekim Azerbaycan Türklerinin önderi ve eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in adı, Rusça yazılırken “Geydar Aliyev” e dönüşmektedir. Dolayısiyle Hak Oğuz sözü, zamanla “Gag+Oğuz” a dönüşmüş ve öyle kalmıştır.
Gagauzlara, önceleri Göktürkler’den mülhem, “Gök+Oğuz” deniliyordu. Zamanla bu söz “Gagauz”a dönüşmüştür.
Daha çok kuşlar için kullanılan “gaga”, aynı zamanda düz, doğru, dosdoğru anlamlarını da içermektedir. Bu anlamdan hareketle değerlendirilirse “Gaga+Uz” doğru, dosdoğru Oğuz demek oluyor.
Türkmen Türkçesinde çok kullanılan bir “kaka” sözü vardır. “ata, kahraman, yiğit” anlamlarını da içeren bu sözün yanına bir de “uz” eklenirse, “Kaka+Uz” yani, uzların atası, yiğit,kahraman Oğuz biçiminde yorumlanabilir. Acaba Kakauz, zamanla Gagauz’a mı dönüştü?…
Selçuklu Sultanı II.İzzettin Keykavus’un adından kaynaklanan bir söz müdür, Gagauz sözü?…Keykavus, zamanla Gagauz’a mı dönüşmüştür?…
Ahıska, Posof ve Yukarı Kür Vadisinde yaşayan bir “Gagavan” topluluğu vardır. Trakya’da “dikbaşlı” insanlar için kullanılan “gagavan” sözüyle anılan ve 16.Yüzyılda müslüman olan bu insanlarla, Gagauzlar arasında bir bağ var mıdır?
Gagauz sözünün etimolojisi, anlamı ve kökeniyle ilgili başka görüşler de olabilir. Ama artık bütün bu yorumları değerlendirerek bir sonuca ulaşmanın ve herkesin aynı yorum doğrultusunda yazıp söylemesinin zamanı gelmiştir.
Din Konusu
Basarabya’da Çadır kentinde doğan, fakat hayatının büyük kısmını Romanya’da geçirdikten sonra Türkiye’de ölen ve Bükreş’e defnedilen Prof.Dr.Mihail Guboğlu ile, Türkiye’de ve Romanya’da sık sık buluşurduk. Bu buluşmalardan birisinde, Bükreş’in merkezindeki Çeşmeci Parkı’nda dolaşırken bana şunları söylediğini hatırlıyorum: “Dostum, benim babam hristiyandı, ben hristiyan doğdum, senin baban müslümandı, sen müslüman doğdun .Ama ikimiz de Türküz. Elhamdülillah Türküz. İnanç sistemlerimizdeki küçük farklılıklar, bizi, biribirimizden ayırmamalıdır…”
Guboğlu’nun evindeki çalışma odasının duvarları, Türk-İslam eserlerinin fotoğrafları ve posterleriyle doluydu. Bunlar arasındaki İstanbul’daki Sultan Ahmet Camii ile Mekke ve Medine’deki islam abideleri de vardı. O islamı da, inandığı hristiyanlık kadar biliyordu.
***
1931 yılında T.C.’nin Bükreş Büyükelçiliğine tayin edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver, o zamanki Romanya topraklarında olan Moldova da dahil olmak üzere, bu ülkede yaşayan Gagauzlar’la temaslarda bulunmuş ve oradan Atatürk’e gönderdiği raporlarda, Gagauzlar hakkında geniş bilgiler vermiştir.
Hamdullah Suphi aracılığı ile Türkiye’ye gelen çok sayıda genç, üniversitelerde eğitim görmüşler, bir kısmı ülkelerine dönmüş, önemli bir kısmı da Türkiye’de yerleşmişlerdir. Bugün de Balkanlar’da yaşamakta olan çok sayıdaki gençler, çeşitli üniversitelerimizde öğrenim görmekte, bunların bir kısmı akademisyen olarak mezun oldukları okullarda görev almışlardır. Keza, çok sayıda Gagauz işçi olarak da ülkemizde hayatlarını sürdürmektedir.
Hamdullah Suphi Bey, Gagauzlar’ı çok seviyordu. Çünkü bu topluluktaki Türklük bilinci ve ruhuna hayran olmuştu. Bu nedenle Bükreş Büyükelçiliğinde çalışanların hemen hemen tamamı Gagauz’du..
Geçmişte de Türklük ve Türk Devleti için önemli hizmet veren Gagauzlar oldu. Osmanlı Devleti’nin son döneminde, Devlet yönetiminde en üst düzeyde söz sahibi olan Enver Paşa Gagauz’du. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında ve sonrasında Atatürk’ün yanında yer alan gazeteci Yunus Nadi, Gagauz kökenliydi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi