HAK İLE BATILI KARIŞTIRMAK

HAK İLE BATILI KARIŞTIRMAK

Günümüzde bazı insanlar hak ile batılı, sap ile samanı birbirine karıştırmaktadırlar. HZ.ömer’in “ Faruk “ lakabı bize bu bakımdan örnek olmalıdır.
Yüce Allah Bakara suresi 256. Âyette :
“lâ ikrâhe fiddîni gad tebeyyenerrüşdü minel ğayyi. Femen yekfür bittâğuti ve yü’min billâhi fegadistemseke bil urvetilvüsgâ. Lenfisâme lehâ. Vellâhü semîün âlimin* (Dinde zorlama yoktur. İman ile küfür- doğruluk ile sapıklık birbirinden kesin olarak ayrılmıştır. Kim Tâğutu inkâr edip de Allah’a iman ederse muhakkak ki o kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa sımsıkı sarılmış olur. Allah işitendir bilendir. “ (Bakara 2/256)
Yine Nisa suresi 144. Ayette şöyle buyruluyor:
“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz.”buyrularak, Müslümanlara karşı Yahudi-Hıristiyan ittifakı ve dostluğuna dikkat çekilmektedir ki şu anda dünya üzerinde gerçekten Müslümanlara ve İslam devletlerine karşı Yahudiler ve Hıristiyanlar tam bir dostluk ve ittifak halindedir. Dünyadaki gelişen olaylar bu dostluk ve ittifakın en açık örnekleridir. Bu bakım’dan Ömer’ul Fâruk’un hak ile batılı, iman ile küfrü ayırma özelliğine bugün her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuzun farkında olmalıyız.
“İrbâz ibni Sâriye (r.a.) şöyle buyurdu: Bir gün Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bize namaz kıldırdıktan sonra öyle bir belîğ (belâğatlı) vaaz yaptı ki, gözler ondan yaşardı ve kalpler ondan korktu. Bunun üzerine bir kişi: “Yâ Rasulullah sanki veda edenin yaptığı bir vaazdır. O halde bize ne vasiyet edersin” Deyince:
“Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz: “Ben size Allah’tan korkmayı, Habeşli bir köle de olsa (başınızdaki sizden olan idareciyi) dinleyip itaat etmeyi vasiyet ediyorum. Zira sizden, benden sonra yaşayacak olan çok ihtilaf görecektir. O vakitte benim sünnetime ve hidayete ermiş kâmil halifelerin sünnetine yapışın, o sünnete sımsıkı sarılın, arzu dişlerinizle de onu ısırın, sonradan çıkan işlerden sakının zira sonradan çıkan her şey bidat, her bidat ise dalâlet (sapıklık)tır.” Buyurdu. (Ebu Davud, Sünnet: 5, No. 4607, 2/611) (Ruhu’l Furkan, cilt 5; Nisa suresi 65. Ayetin tefsirinden, M. Ustaosmanoğlu)
Nisa suresi 65. ayette de görüldüğü gibi Allah Teâlâ, gerçek mü’min olmayı birtakım şartlara bağlamıştır:
1. Mü’minler, aralarında çıkan problemlerde, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hakemliğine başvurmak zorundadırlar. Onun hükmünü kabul etmeyen kimse, mü’min olamaz.
2. Mü’minlerin, Resûl-i Ekrem’in verdiği hükme karşı içlerinde bir burukluk duymamaları gerekir. Bu hükme rızâ gösteren kişi, kalben değil de zâhirde razı olmuş görünebilir. Âyet, rızânın mutlaka kalben olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
3. Mü’minler, Resûlullah Efendimiz’in verdiği hükme tam anlamıyla teslim olmalıdırlar. Hükmün hak ve doğru olduğuna kalben inanan bir kimse, bazan hakkı kabul etmemekte ayak diretir veya tereddüt eder. İşte Allah Teâlâ, iman konusunda kalbde mutlaka yakînin hasıl olmasını, bununla birlikte, zâhirde de teslimiyetin mutlaka bulunmasını açıkça beyan eder. Bu sebeble âyette hem “içlerinde bir burukluk duymamayı” hem de “tam anlamıyla teslim olmayı” ayrı ayrı zikretmişdir. Birincisi kalben teslimiyeti, ikincisi de görünürde hükmün gereğini yerine getirmeyi ifade eder. (Riyazüssalihıyn, 1)

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi