HASET

HASET

“Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin konuştuğuna kulak kabartmayın, birbirinizin özel hallerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” (Buhârî, Edeb, 57)
Hadis-i şerifimizdeki hasletleri incelemeye devam ediyoruz.
Birbirinize haset etmeyin: Haset kelimesinin kelime anlamı, başkasının sahip olduğu maddî veya manevi imkânların kendisine intikal etmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ve niyeti ifade eder.
Günlük yaşantımızda haset ve kıskançlık duygusunu incelemeye çalışalım.
Büyük bir şirkette çalıştığımızı düşünelim. Aynı departmanda ve aynı zamanda işe başladığımız, birbirimize iş anlamında çok destek olduğumuz ve çok sevdiğimiz arkadaşımız bir anda müdür oluyor.
Ne hissederiz?
Hemen sorular arka arkaya gelir. “Neden o müdür ama ben değilim? Aynı yetkinlikle ve aynı maaşla çalışırken şimdi benim iki katım maaşı alacak, müdürlüğü hak etmedi!” gibi cümleler zihnimizde dolaşmaya başladıysa haset kapsamına girdiğimizin belirtileridir. Bu esnada göz dikme vardır; arkadaşımızın titrine göz dikeriz, o makamı hak etmediğini düşündüğümüz için haset ederiz. Bu hasedin birinci boyutudur.
Hasedin ikinci boyutu zarar vermedir; bende yok, sende de olmasın anlayışıdır. Önceden çok sevdiğimiz arkadaşımızın yaptığı müdürlük hakkında arkasından konuşur, eleştirir, onun görevden alınması için elimizden ne geliyorsa yaparız. Kendimizin müdür olamayacağını anlar ama arkadaşımızın da müdür olmasına katlanamayız.
Haset duygusunun yaşanması için, bu duygunun bizde oluşturduğu isteğin ulaşılabilir olması gerekir; yani müdürlüğün bizim için bir hayal olmaması, şartları zorladığımızda müdür olabileceğimize inanmamız gerekir. Örneğin şirketin yönetim kurulu başkanı değiştiğinde aynı sorular aklınıza gelip “Neden ben yönetim kurulu başkanı olmadım, ben de hak ettim.” demeyiz.
Bu durumda haset duygusu yoktur, çünkü bizim için yönetim kurulu başkanı olmak ulaşılamaz bir durumdur. Bizden uzak olduğunu bildiğimiz, ulaşamayacağımız bir durum bizde hayranlık uyandırır. Hiç tanımadığımız başkanı kabul eder, çalışmalarını takdir ederiz. Ulaşamayacağını düşündüğümüz bir durumla karşılaşan benliğimiz kendi sınırları içine çekilir. Kendi yetki ve sınırları içerisinde olmayan bu durumla çatışma içerisine girmez.
Peki kıskançlık nedir?
Kıskançlık haset gibi değildir. Haset iki kişi arasında yaşanır ve temel duygusu eksikliktir. Kıskançlığın yaşanabilmesi için üçüncü bir kişiye ihtiyaç vardır ve temel duygusu kaybetmektir. Haset sahip olamamakla, kıskançlık ise sahip olmakla ilişkilidir.
Şirkette yan masamızda oturan her öğlen birlikte yemeğe çıktığımız, iş çıkışlarında içtiğimiz bir kahveyle günün yorgunluğunu attığımız arkadaşımızın başka bir arkadaşla yakınlık kurması bizde kıskançlık hissine yol açar. Burada bu dostluğu kaybetmekten korkarız. Ya diğer arkadaşını çok sever ve benimle yemeğe çıkmazsa? Zihnimiz her tür olumsuz senaryoyla bizi etkisi altına alır. Sonuçta zulmete sürükleniriz.
Haset, kıskançlık, kin duyma gibi olumsuz duyguların bizde açığa çıkmasının sebebi Allah’la irtibatımızın kopmasıdır. Eğer asıl güç, hüküm ve mülk sahibinin Allah olduğunu bilirsek, yaşadığımız tüm hadiseleri bu çerçevede okumaya gayret ederiz, haset edip kıskanacağımız hiçbir şey kalmaz. Biliriz ki Rabbimiz bunu böyle yaşamamızı istiyor.
Haset etmek bir anlamda “Rabbim sen böyle uygun gördün ama benim bu duruma bir itirazım var.” demek oluyor. Bu şekilde net ifade edince söylediğimizden hemen rahatsız oluyoruz. “Olur mu hiç öyle şey? Allah’ın dediğine itiraz mı olur?” deriz ama yaşarken haset ve kıskançlığın Rabbimize itiraz olabileceği hiç aklımıza gelmez.
Örnek üzerinden somutlaştıralım: “Allah’ım benimle aynı özelliklere sahip arkadaşım müdür oldu. Bu işte bir yanlışlık var, benim de müdür olmam lazım! Ben bu durumu kabul etmiyorum ve bu durumu düzeltmek için tüm gücümle çalışacağım. Hakkım olanı alacağım.” Bu cümleyi okurken Rabbimize karşı böyle konuşmayacağımızı biliriz ama yaşarken içinde bulunduğumuz duygunun bu anlama geldiğini idrak edemeyiz.
Bu itiraz ancak dunihi algıda yapılabilir. “Allah’ın dışı var” algısıyla “müstakilen var ve muhtar” sandığımız kendi sınırlarımızda haset duygumuz canlanır, çünkü haset duygusunu canlı tutan alt yapı dunihi algıda aktiftir. Bir bakarız ki dunihi algıdan Billahi idrake yükselen haset duygusu burada eski alt yapısını bulamaz. Örnekte, ulaşılamaz sandığı yerde hasedin hayranlığa dönüşmesi gibi Billahi idrakte de haset gıptaya hicret etmek zorunda kalır.
Haset nasıl gıptaya hicret eder?
Örneğimizden devam edelim, arkadaşımızın müdür olmasına nasıl gıptayla bakabiliriz?
“Allah’ım arkadaşıma bu makamı nasip ettin, bana da hayırlısıyla nasip eyleyiver.” diyebiliriz. Arkadaşımızın çalışmalarını takdir ederken, kendimizin de her rütbede en güzel şekilde çalışabilmemiz için Rabbimize dua edebiliriz. Bu gıptadır. Sonunda haset ve kıskançlıkta olduğu gibi zulmete sürüklenmeyiz, nura ulaşırız.
Gıpta ve duayla birlikte biz fiili duamızdan da eksik kalmayız. Çalışır çabalar, elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret eder ve Rabbimize teslim oluruz. “Allah’ım ben elimden geleni yaptım, senden gelecek sonuca da razıyım” diyerek teslimiyeti yaşayabilmek, bu dünyada da cenneti yaşamaktır. Biz kul olarak elimizden geleni yaparız ama biliriz ki sonuç Allah’a aittir.
Hadis-i şerifimizde Rabbimizin bizde görmek istemediği hasletleri tek tek anlamaya çalıştık.
“Zan yapmak, özel halleri araştırmak, haset etmek, üstünlük yarışına girmek, kin beslemek, sırt çevirmek” bunlar kurtulmamız gereken hasletler. Ve bizden kardeş olmamız isteniyor.
Rabbimizin ayet-i kerimede belirttiği gibi:
“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız (Elif).” (Hucurat Suresi 10)

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi