HASSAS İNANAN İÇİN

HASSAS İNANAN İÇİN

Biz “nefsin şerrinin dili”ne ait konuşma tarzını, bu dili hayatımızdan çıkarmak için cennet dilini öğrenmeye çalışıyoruz. “Cennet dili” ile ilgili önceki yazılarımızda el aldığımız, öğrendiğimiz maddeler şunlardı:
-Zanlara dayalı fikirlerden kaçınmak
-Merak ve kıyas cümlesi kurmaktan sakınmak
-Suçlama içeren cümle kurmamak
-Şikâyet cümlesinden sakınmak
-Hak olmayan halleri aklayan cümleler kurmaktan sakınmak
-Allah’a dayandırılmadan yapılan övgü cümlesinden sakınmak
-Sözde noksan etiketten kaçınmak
Bu hasletlerden neden sakınmamız gerektiğini haftalık yazılarımızda anlamaya çalışıyoruz. Bu hafta paylaşacağımız madde farklı bir hassasiyet olup hassas bir inanan içindir, talip içindir.
Nefsin şerrinin konuşma dilinden sıyrılmış ve sıyrılmaya çalışan bir inananın hassasiyetle uygulayacağı bu maddeye birlikte bakalım.
Yukarıda sıraladığımız tüm maddeleri teorik olarak anladığımızı düşünüyorum. Okuyunca bu maddeler insana çok kolay gelebilir. Ancak günlük hayatta, pratikte pek de öyle kolay olmuyor. Oysa bizim bu maddeleri hayatın her anına, her alanına uygulamamız gerekiyor. Mesela haksız olduğumuz bir konuda, haksızlığımızı gördüğümüz noktada geri adım atmak kolaydır. Özür diler ve yanlışımızı hemen düzeltmeye çalışırız. Peki, ya haklıysak? Haklıysak ve karşı tarafın zulmüne maruz kalıyorsak, o zaman nasıl davranmamız gerekir? İşte burası tam da bir imtihan meydanıdır: Suçlama yapmadan, şikâyet etmeden, zanna dayalı fikirler öne sürmeden, sözde noksan etiketle etiketlemekten kaçınarak derdimizi anlatabilecek miyiz?
Yoğun bir trafikte gidiyoruz, yol bizim hakkımız olmasına rağmen soldan gelen araç sinyal vermeden arabamızın önüne kırdı ve arabalarımız çarpıştı (muhafaza buyur Allahım). Elinde telefonuyla arabasından inen araç sahibi başladı bize bağırmaya; “Önüne baksana, geldiğimi görmüyor musun? Böyle araba mı kullanılır?” Sayıyor… Böyle bir tabloda “haklı olan benim, sen benim önüme sinyal vermeden kırdın, yol benim hakkım, elindeki telefona bakarken araba kullanırsan böyle olur, nefret ediyorum sizin gibi insanlardan…” gibi bir karşılık verdiğimizi düşünelim. Bir kere bu konuşma böyle devam ederse zaten kavgaya dönüşür ve biz haklı olmamıza rağmen kendimizi savunuş şeklimizden dolayı haksız duruma düşeriz.
Böyle bir durumda nasıl davranmak gerekir? Hassas bir inanan böyle bir durumda haklı olduğunu söyleyecek ama nasıl?
Kişi öncelikle sakinliğini, serinkanlılığını koruyarak durumu anlatmalı, anlatmaya çalışmalıdır. Bunu yaparken karşı tarafla ilgili zanlarını devreye sokmadan, mesela “elindeki telefona baktığın için bu kazayı yaptın” gibi suçlayıcı bir cümle kurmadan veya “nefret ediyorum sizin gibi insanlardan” demeden durumu dile getirmek gerekir.
Özellikle, “nefret ediyorum sizin gibi insanlardan” cümlesi nefsin şerrinin konuşma diline aittir, nefsin şerrine ait cümlelerdendir.
Hassas talibin rahatsız olacağı şey yapılan yanlış davranıştır, hareketi yapan insandan rahatsız olmak değildir. “Sinyal vermeden, etrafını kontrol etmeden önüme kırmanın doğru bir hareket olduğunu düşünmüyorum. Bu şekilde davranarak kendi hayatını da başkalarının hayatını da tehlikeye atıyorsun. Bu durumu tekrarlamamanı umarak yasal yollardan kazanın incelenmesini istiyorum.’’ diyebilir…
Bu şekilde davranan bir hassas inanan yaşanılan bu tatsız olaydan rahatsız olur ama bunu karşısındaki insandan nefret ederek, onu suçlayarak, şikâyet ederek anlatmaya çalışmaz. Kendisine yapılan yanlıştan, yanlış fiilden rahatsız olur, ancak o fiili yapan insanın zatından şikâyetçi değildir. Çünkü o insanın zatından şikâyetçi olması, Rabbinden şikâyetçi olmasıyla aynı şeydir. Bilir ki: Yaşadığı her şey Rabbindendir, yapan, yaptıran sadece Allah’tır…
“Fiillerin sahibi de Allah! Fiilleri eleştirdiğimizde Allah’ı eleştirmiş olmuyor muyuz?” diye düşünebilirsiniz. Lütfen dikkat edin: İnsanın zatı Allah’a aittir. Bu sebepledir ki zatıyla ilgili bir durumdan şikâyetçi olamayız. Ancak fiillerden rahatsız olup fiilleri eleştirebiliriz. Çünkü fiiller, insanın bu dünyada Hakk ile batıl arasındaki yaptığı tercihlerdir. Billahi imanlı olarak biz, karşılaştığımız bir olayda özgür irademizle doğru ve yanlış arasında seçim yaparız. Bu seçimlerimizin sonuçlarını tartışabilir, eleştirebilir, onlardan şikâyetçi de olabiliriz. Örneğimizde olduğu gibi, karşı tarafın sinyal vermemesini eleştirebiliriz. Ancak, onun zatıyla ilgili olarak cümle kuramayız, “senin gibi insanlardan nefret ediyorum” diyemeyiz, bu manada cümleler kuramayız.
Farkında olmamız gereken husus şudur: Bu dünyada değiştiremeyeceğimiz durumlar vardır. Mesela anne-babamızı seçemeyiz, çocuğumuzun fıtratını belirleyemeyiz. Bu gibi durumlar bizim için bir eleştiri, bir itiraz ve şikâyet konusu olamaz. Çünkü bu durumda eleştiriyi ve şikâyeti Rabbimize yapmış oluruz. Mesela hassas bir inanan ‘’bu çocuk da babası gibi tembel’’ diyemez, çünkü şikâyet zatıyla ilgili olur. Biliriz ki çocuğumuzun fıtratını veren Rabbimizdir. Bu durumda, “yavrucuğum, senin bu ders çalışmama halin hoşuma gitmiyor, bu durumuna üzülüyorum.” diyebiliriz.
Sonuç olarak, bugün ele aldığımız maddeyle biz, hayatta karşılaştığımız olaylar karşısındaki bakış açımıza farklı bir farkındalık ekledik. Artık, hassas bir inanan ve bir talip olarak, rahatsız ve şikâyetçi olduğumuz noktalarda “acaba ben neden şikâyetçiyim, şikâyet ettiğim şey nedir?” diye düşünmemiz gerekiyor…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi