HER MİLLETTEN ÇOK TÜRK  MİLLETİNİ SEVMEK GEREKİR-2

HER MİLLETTEN ÇOK TÜRK MİLLETİNİ SEVMEK GEREKİR-2

HER MİLLETTEN DAHA ÇOK TÜRKLERİ SEVMEK GEREKİR ( Said-i Nursi )
Türkleri sevmenin ve Türk taraftarı olmanın gereğine dikkat çeken Üstad Said-i Nursi hazretleri söyle der:
“Ey Efendiler! İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğudan Meslek-i Kurâniyem cihetiyle her milletten ziyâde Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsî hizmetimin muktezâsıdır.” (Cemal Kutay, Bilinmeyen Tarihimiz, İstanbul 1974, s: 70’ten nakil Z.Kitapçı, s.61) Said-i Nursiye göre: “Türk milleti tarihte İslâm’ın reisliğini en iyi şekilde yapmıştır. Şimdiden sonra da İslâm’ın reisliğini yine onlar yapacaktır.” (B.Berk, Türkiye’de Nurculuk davası, s. 261, İst. 1975) Ayrıca Said-i Nursi eserlerinin bir çok yerinde Türklerle ilgili hadislerin varlığına dikkat çekmiş ve: “Türklerle ilgili Senâ-i Peygamberi muhakkaktır…” (Emirdağ Lahikası, s. 37) demiştir.
Araplar arasında dinden dönmeler Hz. Peygamberimizin ölümüne yakın günlerde başlamış, Hz. Ebu Bekir zamanında ise daha çoğalmıştır.
Sevgili Peygamberimizin son günlerinde irtidat (dinden dönme) hareketi önce Yemen’de başlamıştır. Esved’l-ansi adında bir sapık Yemen’de peygamberlik iddiasına kalkışmış ve öldürülmüştür. İkinci olarak yine peygamberimizin sağlığında iken kendisini peygamber ilan eden “Müseylemetü’l Kezzap”olmuştur. Müseylemetü’l Kezzap ta Uhut savaşında Hz. Hamza’yı şehit eden, fakat daha sonra Müslüman olan Vahşi tarafından öldürülmüştür. Dinden dönen bir grubun başına geçen Tuleyha adında birisi ise ünlü İslam komutanı Halit bin Velit tarafından bozguna uğratılmış ve dağıtılmıştır.
İslâmi kaynaklardan öğrendiğimize göre Araplar arasında on bir kabile dinden dönmüştür. Bu on bir kabileden üçü peygamberimiz zamanında dinden dönen “Beni Müdlic”, “Beni Henife”, “beni Eset” kabileleridir. Yedi kabil de Hz. Ebu Bekir zamanında dinden dönmüştür. Bu kabileler şunlardır: “Fezare”, “Gaffan”, “Beni Selim”, “Beni Yerbu”, “Kende” ve “Beni Bekr-i bin Vail” kabileleri ile Teym kabilesini bir kısmı. Gassan kabilesi ise Hz. Ömer zamanında dinden dönmüştür.
Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, Maide suresi 54. âyetin büyük bir mucize olduğunu belirtir ve şöyle der:
“Bu mürtet kuvvetlerin hepsi de Müslümanlar tarafından mağlup edilmiş çeşit çeşit felaketlere, mağlubiyetlere maruz kalmışlardır… Fakat Asrı Saadet’ten itibaren bir nice muazzam kabileler, milletler şeref-i İslâm’a nail olmuş, İslâmiyet’i şark ve garpa neşre çalışıp durmuşlardır. Ensâri Kiram denile Medine-i Münevvere ile etrafındaki muhterem ahali,
Yemen kabileleri, ehli Faris ve Katsiye muharebesine iştirak eden binlerce zevat v bilhassa Türk milleti necibesi İslâmiyet’i kabul etmiş, bu uğurda asırlardan beri mücahede meydanlarına atılmış, İslâmiyet’in şark ve garpa intişarına (yayılmasına) pek büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Bu suretle Kur’an-ı mübinin tebşiratı (müjdesi) gerçekleşmiş, O’nun bir mucize-i ebediye olduğu mütecelli bulunmuştur. (tecelli etmiştir) Bizler ecdadımızın dini İslâm hususundaki ulvi hizmetleriyle daima iftihar eder, onların o güzide yollarını takibe muvaffak olmamızı Hak Teâla hazretlerinden niyaz eyleriz. (Ö.N.Bilmen Tefsiri cilt:2, s:784)
Elmalılı Hamdi Yazır Efendi ise bu ayeti tefsirini yaparken şöyle demektedir:
“Evvela Araplar, kavimden kavme bu hizmeti yapmışlar, ba’dehu Emeviye’nin son zamanlarında olduğu gibi bu hizmet Arap’tan Acem’e doğru geçmiş, hadisi şerifin de delâlet ettiği üzere Kavmi Fars manen ve maddeten İslâm’a pek büyük hizmetler eylemiş, sonra bunlar da aynı hâle gelmiş bu defa da Allah Türkleri göndermiş, Arapların, Farsların kadrini bilmeyip zayi ettikleri devleti İslâm’ı ele alarak İstanbul’a ve oradan kıtaatı arzın her tarafına yaymışlar binaenaleyh ebnai Fari hadisinin delaleti ve fethi Kostantiniyye hadisinin serahati ve va’di ilâhisinin ıtlak ve işareti ile Türkler de bu âyetin tebşirine dahil olmuşlardır. Demek ki onlar da bu nimetin kadrini bilmez küfrü küfrana doğru giderlerse mevkilerini Allah’ın göndereceği diğer bir kavme terk etmeğe mecbur olacaktır. Ve kim bilir vasi ve alîm olan Allah kıyamete kadar daha nice kavimler gönderecektir.(Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri, c:2,s:1720)
Konu ile ilgili olarak en gerçekçi tesitleri yapan tefsir alimlerimizden birisi de Celal Yıldırım’dır.
Eski Afyonkarahisar müftülerinden Celal Yıldırım Efendi “Hutbe Müslümanlara Öğütler” adlı 1966 baskılı eserinin 21. sayfasında hazırlamış olduğu Cuma Hutbesi’ne Maide suresi 54. âyeti konu olarak ele almış ve Türk milletinin Allah’ın sevgisine ve övgüsüne nail olduğunu belirtmiştir.
Celal Yıldırım bu ayetin tefsirini yaparken şu görüşlere yer vermiştir:
“Dört Halife’den sonra Emeviler devri başladı. Arap olmayan milletleri mevali ( azaldı köle) diye, adlandırmaları daha doğrusu onlara bu gözle bakmaları, İslâm’ın evrenselliğine ters düşmüş ve bir asır geçmeden İslâm’ı temsil etme doğrultusundan saptıkları görülmüş, şırı ırkçılık onların ruhuna kadar işlediği için Allah İslâm emanetini omlardan çekip almış, bu defa Abbasilerin hizmeti küçümsenmeyecek kadar geniş olmuş ve iki asırdan fazla İslâm emanetine hizmet şerefini omuzlarında taşımışlardır. Zamanla onlar da bu doğrultudan sapmaya başlayınca –ilahi sünnet gereği–Allah bu defa onlardan sözü edilen emaneti alıp hiçbir tazyik altında kalmadan kendiliklerinden İslâm’ı benimseyen ve kitleler halinde bu dine giren Türklere vermiştir. Türkler, ırklarından tevarüs ettikleri cesaret, kahramanlık, civanmertlik, âlicenaplık ve cömertlik gibi mümeyyiz vasıflarını sözü edilen beş vasıfla birleştirip bütünleştirdi. Böylece Türkler canla başla İslâm’a hizmet ettiler. Onuncu asırdan beri Türkler bu hizmeti temsil kudretini basiretle sürdürmektedirler.
(Devamı Yarın)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi