İslâm’da Cihat nedir? Nasıl yapılmalıdır? (1)

İslâm’da Cihat nedir? Nasıl yapılmalıdır? (1)

Muharrem Günay 5 Nisan 2010 Pazartesi 03:00:00
  Cihat, cidal ve kıtal birbirine yakın gibi görünürler ama aralarında belirgin farklar vardır. Kıtalde savaşmak, katledip öldürmek ve katliam yapmak esastır. Cidal, bir cahiliye devri adeti olarak, üstünlük kavgası, menfaat çekişmesi, ga-libiyet mücadelesidir. Cihat ise “ceht kökünden türemiş bir sözcük olup, gayret etmek, ceht etmek, olanca gücünü ve kuvvetini sarf etmek” manalarına gelir. Cihatta bir şart vardır ki onu diğerlerinden ayırır o da; cihadın “fisebilillah” yani Allah rızasını kazanmak için, Allah yolunda olmasıdır. İslâm’da cidal ve kıtal yasaklanırken cihada Allah yolunda olmak şartı ile izin veril-miştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in hükmü son derece açıktır:
“Kendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir. Onlar “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi ma-nastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izzetlidir (her şeye galiptir).”( Hac/39-40)
Kısacası, Allah Müslümanlara savaş iznini, baskı ve zulüm gördükleri için vermiştir. Bir başka deyişle, izin verilen savaş, sadece savunma amaçlı bir savaştır. Başka ayetlerde ise Müslümanlar gereksiz bir kışkırtmadan veya gereksiz şiddet kullanımından kaçınmaları için uyarılmışlardır:
“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)
“Ey iman edenler! Sizleri acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah ve Resulüne iman edip, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz.” (Saf Sûresi,10-11) Demek ki cihatta gaye, Allah rızasını kazanmak ve âhiretimiz için bir ticaret yapmaktır. O halde, cihat başkalarını öldürüp Cehenneme göndermek, intikam almak, dünyevi faydalar sağlamak için değil, nefsimizi ve diğer nefisleri Cehennemden kurtarmak, Allah’ın adını yüceltmek ve vatan müdafaası gibi sebepler için yapılır. Cihat, bu yönüyle, insan kurtarma savaşının adıdır. “Sulh hayırdır.” (Nisa Sûresi, 128) emrini alan Allah Resulü (asm.) insanları durmadan hidayete çağırmış bu çağrıya karşı çıkanların zulüm ve işkencelerine uzun süre sabırla karşı koymuş, doğup büyüdüğü Mekke’yi terk etmek zorunda kalmış ve daha sonra İlâhi fermanla kendisine savaş izni verilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken şey “savaşın izne tabi olmasıdır.”
Savaşa katılmak ve savaşan Mü’minlere mali destekte bulunmak cihat olduğu gibi, barış zamanında da İ’lâ-yı Kelimetullah ve insanların iman şerefine kavuşmaları ve müminlerin günah ve isyandan kurtulmaları için mücadele etmek, iyiliği emretmek, insanları kötülükten alıkoymak, bu hususta kafa yormak, mesai harcamak da cihattır.
Böyle yüce gayeler taşımaksızın sadece ülkeler fethetmek, insanlara hükmetmek ve sömürmek gibi geçici hedeflere yönelik savaşlar “fisebilllah” şartını taşımadıkları için cihat değildirler.
Osman Gazi oğlu Orhan Gazi‘ye, „Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir“ derken İslâmiyetin cihat anlayışına çok güzel bir örnek olmuştur.
Harpte maksat ne olmalıdır? Bu sorunun ce-vabını iki maddede özetleyebiliriz: “Bize saldıran yahut saldırıya hazırlanan düşmana karşı kendimizi müdafaa etmek” ve “Zâlim devletlerle savaşarak, onların zulmüne engel olmak, insanlığa hürriyet ve hidayet yolunu açmak.” Elmalılı Hamdi Yazır, savaşı, “harb-i ıslâh ve harb-i ifsad” diye ikiye ayırır ve müminlere emredilen harbin “ıslâh harbi” olduğunu beyan eder. Cihada çıkan müminleri de “azaba müstahak olan bir kavme Hakk namına azab vermeye memur bir el” olarak görür.
O halde, savaşı “İ’lâ-yı Kelimetullah” için yani Allah’ın adını yüceltmek ve O’nun rızasını kazanmak amacıyla ve bir ibadet anlayışıyla yapmak ve bu ibadetin kurallarına de en ince teferruatına kadar uymak gerekiyor:
“Antlaşma yaptığınızda Allah’ın ahdini yerine getirin.” (Nahl Sûresi, 91) emrine uyulacaktır. “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. (Allah’ın koyduğu) Sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.” (Bakara Sûresi, 190) fermanına kulak verilecek, his ve hevese kapılmaktan, aşırı gitmekten sakınılacaktır. Kadın, çocuk, ihtiyar gibi harbe iştirak etmeyenlere ilişilmeyecektir; düşmanlar barışa meylederseler hemen barışa gidilecektir….

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi