Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Muharrem Günay
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

İSTANBUL’UN FETHİNİN YANKILARI

İstanbul’un fethi bütün dünyada yankılar uyandırmış, Fethi, Avrupa korkunç bir felaket olarak nitelendirirken, İslâm dünyasını büyük bir sevinç kaplamış, her tarafta şenlikler yapılmıştır. Bu şenliklerin en önemlisi Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılmış, şehir baştanbaşa ışıklandırılmış, şenlikler günlerce sürmüştür. Memlûk sultanı Fatih’e elçiler göndererek kendisini tebrik etmiştir.
Fetihten sonra Fatih, hocası Akşemseddin’den Hz. Peygamberin ashabının ulularından Ebû Eyyûbe’l Ensari’nin mezarını bulmasını rica eder. Şeyh yerden çıkan ışıklara göre mezarı bulur. Padişah daha müspet bir delil isteyince de Akşemseddin orada üzerinde eski yazı bulunan bir mermer taşın çıkacağını da söyler. Bu da tahakkuk eder; Fatih hayrette kalır ve çok sevinir. Beş sene sonra orada türbe, cami, medrese ve imâret inşâ eder. Rivayete göre Akşemseddin, mezara yaklaşınca Ebû Eyyûb kendisiyle konuşur; bu büyük fetihten dolayı şeyhi tebrik eder ve mezarının Müslümanların eline düştüğünden dolayı da Allah’a şükreder (Turan, 1969,c, 2, s.57)
Ayasofya’da İlk Cuma Namazı
Fetihten üç gün sonra şehre giren Fatih, Ayasofya’yı temizletir ve ilk Cuma namazı Ayasofya’da kılınır ve Fatih adına hutbe okunur. İstanbul’un imarı sırasında Ayasofya için büyük vakıflar kuran Fatih, Ayasofya’nın kıyamete kadar bu şekilde cami olarak devamını vasiyet eder, şartı yerine getirmeyenlere de lanet eder.
Sultan Fatih, İstanbul’u aldıktan birkaç gün sonra papaz Gennadios’u bir dost olarak, huzuruna davet etti; ona geliş ve dönüşünde tantanalı merasimler yaptı. Kendisine verdiği imtiyaz fermanı ile onu patrik tayin etti; patriğe bir at ve bir de murassa patriklik âsası ve alâmetleri hediye etti. Patrikhaneye dîni ve kültürel tam bir hürriyet bahşeyledi. Böylece Bizans tarihinde imparatorların emrinde, çok zaman, bir siyasi vasıta olarak kullanılan patrikhane, ilk defa olarak, Türk idaresinde muhtariyete kavuştu. Fakat daha mühimi Rumların dinlerini Katolik papaya satmaktan kurtulmaları idi. Rumlara göre Avrupalılar barbar, zalim ve dinlerine göz dikmiş ve Hıristiyanlıktan çıkmış insanlardı. Avrupalılar da Bizanslıları, Râfızî, hilekâr ve Hıristiyanlığa hıyanet etmiş sayıyorlardı. İki mezhep arasındaki bu kadim düşmanlık Dördüncü Haçlı seferinde Latinlerin İstanbul’u ve Bizans’a ait bir takım ada ve sahilleri işgaliyle artmıştı (Turan, 1969, c. 2, s.63)
Dördüncü Haçlı seferinde İstanbul’u işgal eden ve burada bir Latin Krallığı kuran Haçlılar, 1204 Nisanının 9. günü şehre girdiler. Şehri yakıp, yıkıp, yağmaladılar. Olayda hazır bulunup bu seferin tarihini yazan Villehardouin, “Fransa’nın en büyük kentlerinden üçünün toplam evlerinden fazla ev yandı” demektedir (Erer,1993, s. 101) Villehardouin diyor ki: “Yağma edilen altın, gümüş, mücevherler, ipekli kumaşlar, kürkler, hiçbir kimsenin hesap edemeyeceği çokluktaydı. Dünya yaratıldığından beri hiçbir kentte bu kadar yağma olmamıştır…” (Erer, 1993, s.102)
Haçlı seferleri sırasında ve Bizans’ın baskılarından bıkıp İstanbul’u terk eden Hıristiyan halk, İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra tekrar İstanbul’a yerleştiler. Böylece İstanbul’a Türklerden çok Hıristiyanlar üşüşmüş oldu.
Fransız kaynaklarında 1204 yılında Latinlerin işgalinden sonra isteyenlerin gitmesine izin verilince Rumların İstanbul’dan kaçışı şöyle anlatılır:
“Zenginler, kaçarken yırtık pırtık elbise giyip yoksul görünmek sayesinde kurtulma umuduna kapılanlar, kızlarının ırzını korumak amacıyla o zavallıların yüzlerine çamur sıvayanlarla Senato üyeleri de bunların arasındaydı. İstanbul Ortodoks Patriği ise, yalnız başına, âdeta çıplak bir kılıktaydı. Ayakkabılarını bile Haçlılar almış oldukları için bir köylünün verdiği eşeğe binmiş, bu cefa diyarından kaçabilmek umuduyla kıyıda dolaşıp bir kayık aramaktaydı. Haçlılardan canlarını, ırzlarını kurtarmak isteyen Rumlar, işte ancak böyle kurtulabildiler.”(Larousse, cilt 6, s. 365’ten nakil, R. Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, s:104) Bizans’ta Latinlerin hüküm sürdüğü elli yedi boyunca Ortodoks mezhebi yasak edilmiş ve on sekiz tane Katolik Patriği seçilip, her biri Roma’ya giderek Papa’nın duasını, bu arada icazetlerini de almıştı. (Gibbon’dan nakil, Erer, 1993,s.110)
İşte bu yüzdendir ki İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi Hıristiyan halk için bir felâket değil saâdet getirdi. Çünkü Ortodoks Hıristiyanlar, Türkler sayesinde din hürriyetine kavuşmuşlar, Ortodoks tapınaklarına ve dinine hakaret etmeyi günah ve ayıp saymayan Katoliklerden Türkler sayesinde kurtulmuşlardı.

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER