KARABAĞ ve ŞUŞA

KARABAĞ ve ŞUŞA

Kimi emperyalist ülkelerin dolduruşuna gelen Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgal etmiş ve o topraklardaki egemenliğini uzun yıllar sürdürmüştür. Kuşkusuz bu durum kabul edilemezdi ve zamanı gelince Azerbaycan, gereğini yapacak ve öz topraklarını geri alacaktı.
Nihayet devletimizin desteğiyle Karabağ Türk toprakları işgalden kurtarılmıştır.
Cumhurbaşkanımız Sn.Recep Tayyip Erdoğan ile, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sn. İlham Aliyev, işgalden kurtarılan Karabağ’da Şuşa’ya da giderek bir anlamda kutlama yaptılar. İki Cumhurbaşkanımızın Şuşa ziyareti, benim 33 yıl önce Şuşa’ya gidiş günlerimi anımsattı.
Ben kırk yıldır, Türk Dünyasını dolaşırken, sık sık Azerbaycan’a gittim. O seyahatlerimden birisinde Karabağ’a da giderek, bölgenin en güzel kenti olan Şuşa’yı ziyaret ettim ve buradaki tarihi – turistik mekânları gezip gördüm.
Yıl 1988 idi. Ermenilerin Karabağ ile ilgili talepleri devam ediyordu ve bir gergin ortam vardı. Karabağ topraklarındaki ilk durağımız Yevlak oldu. Azerbaycan seyahatlerimde bu kentten birkaç kez geçmiştim. Demir yolu ve kara yolunun kavşak noktalarından biriydi. Bu güzel kentte Azerbaycan’ın en büyük yün fabrikası vardı ve bu fabrikada Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da üretilen yünler işleniyordu.
Yevlak’taki “Karabağ Dinlenme Yeri”nde bir süre oturup çay içtikten sonra yola devam ettik. Aslında Karabağ, tüm Azerbaycan’ın şah damarı idi. Buradan Cabbar Karyağdıoğlu, Şuşalı Seyid Şuşinski, Şuşalı Han, Bülbül, Sara Hanım, Kadir Rüstem, Niyazi Takizade, Fikret Emirov, Hacıbeyli sülalesinden Üzeyir, Sultan, Zülfikar, Ceyhun beyler; Bedelbeyli sülalesinden Efrasiyab, Şemsi, Ferhad beyler; Molla Penah Vagif, Natevan, Zakir, Reşid Beybutov, Cemil Bey Emir, Ağaoğlu Ahmet ve Samed beyler; Mirmuhsin Nevvab, Süleyman Eleskerli, Latif Kerimov, Mehdi Memet gibi ünlü insanlar yetişmişlerdir. Bu şahısların hemen hemen hepsi de müzisyendir. Derler ki; “Karabağ’ın çocukları, musiki makamlarıyla ağlarlar!.”
Karabağ topraklarında ilerlerken yolumuzun üzerindeki yerleşim birimlerinin adlarını okuyordum; Güllüce, Yenikend, Hüseynli, Ağdam, Etyemezler, Göktepe, Kuloğlular, Hocalı, Haçın Çayı, Gerbend, Cevahirli, Kengirli, Ahmedevar… Ve Askeran. Kanlı olayların cereyan ettiği kent. Her şeyiyle Türk olan Askeran Kalesi tüm ihtişamıyla gözlerimizin önünde… Ne yazık ki, daha o tarihte kent, tamamen Ermenilerle meskûn bulunuyordu.
Hankend (Ermenilerin deyimiyle Stepanakerd) Türkler’in gidemedikleri kentti. Oysa burası, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı, Dağlık Karabağ Özerk Cumhuriyeti’nin başkentiydi. Gerçi bölgedeki Ermeni sayısı, Türk sayısından fazlaydı ama örneğin Şuşa gibi tamamı Türk olan yerleşim birimleri de vardı. Ne yazık ki, bölgeyi yönetenler, Azerbaycan’ı tanımıyorlardı. Tabii, Şuşa yönetimi de Hankend’in direktiflerini!… Ermenistan’ın kendisi himmete muhtaç iken diasporanın da desteğiyle Karabağ’a maddi yardım yağıyordu. Örneğin Hankend’den Erivan’a saat başı uçak kalkıyordu. Ayrıca otoban kara yolu inşa edilmişti. Hankend yönetimi, dünyanın çeşitli ülkeleriyle özellikle ekonomik ilişkiler kurmuştu; matbaa kurup Ermeni dilinde yoğun yayın başlatmışlardı. Moskova da Ermeniler’i koruyor, kolluyor ve yardımlar yapıyordu. Ama örneğin, Azerbaycan’ın öteki özerk cumhuriyeti Nahcivan’a hiçbir destek yoktu.
Ermeniler, bunları yaparken, Azerbaycan Türkleri de elbette gerekeni yapacaklardı ve yaptılar da. Örneğin, Azerbaycan’da Ermeni kalmadı! Tabii Ermenistan’da da Azeri!…
Hankend’i geçtikten sonra, dağ yolundan döne dolaşa yükselip Şuşa Kalesi’ne ve yaylasına ulaştık. Şuşa’da Cıdır Düzü’ne çıkıp dağları, vadiyi, ırmağı, ormanı, kasaba ve köyleri kuş bakışı seyrettik. Örneğin Hankend’den yaklaşık 500 metre yüksekteydik. Buradan birçok mağaralar görülüyordu. Cıdır Düzü, Kafkas dağlarının doruğunda, bir futbol sahasından daha büyük bir alandı. Sanki özel olarak düzenlenmiş gibiydi, ama düzlük doğaldı ve bu nedenle Cıdır Düzü deniliyordu. Eskiden burada atlı cirit oyunları oynanıyormuş. Düzlüğün altındaki Taşaltı Deresi de sırıl şırıl akıyordu.
Acıkmıştık. Cıdır Düzü’ndeki Harı Bülbül Millî Yemekhanası’nda karnımızı doyurduk; sonra da Şuşa’yı gezdik. Şuşa’da 13 bin kişi yaşıyordu. Bunların 1000 kadarı Ermeni, diğerleri Türk’tü. Yani Şuşa, katıksız bir Türk kentiydi.
Şuşa’da ziyaret ettiğim mekânlardan biri de Vagif Anıt Kabri idi. Ünlü Azeri bilgin Molla Penah Vagif için, o tarihlerde görkemli bir anıt mezar inşa edilmiş ve törenle açılışı yapılmıştı.
Şuşa’nın yüz akı olan bir yer de İsa Bulağı idi. Orman içerisindeki bu güzel dinlenme yerinde, nefis bir de bulak akmakta ve bulağın suyu içilmektedir. Bu bulağın kenarına kurulan masada, Azerbaycan mutfağının en güzel yemekleriyle karnımızı doyurduktan sonra ayrıldığımız Şuşa’yı özlediğimi ve ilk fırsatta Karabağ’a giderek Şuşa’yı da ziyaret edeceğim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi