KAZAKİSTAN  VE OLCAS SÜLEYMANOV

KAZAKİSTAN VE OLCAS SÜLEYMANOV

Kazakistan’daki olaylar, ülkemizde fazla duyurulmadı. İyi de oldu. Zira kardeşlerimizin kendi aralarındaki kavgaları bizi üzerken, bizden olmayanların ellerini ovuşturarak, bıyık altında güldükleri muhakkaktır. Son haberlere göre, Nursultan Nazarbayev ve ülkenin her makamını işgal etmiş olan akraba ve yandaşları görevlerinden alınmışlardır.
Ben Kazakistan’a ilk kez Kazakistan Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine, 1987 yılında gittim. O tarihte Yazarlar Birliği Başkanı Olcas Süleymanov’du ve onun namını, yıllar önce Romanya’da öğrenmiştim. Bu yüzden bir an önce kendisiyle karşılaşmak istiyordum. Ne var ki ondan önce Birliğin Genel sekreteri Akim Haşimov ile tanışıp görüşmüştüm. Akim, ulaşabildiği yazarları da çağırmıştı. Türkiye’den bir yazarın geldiği haberini duyanlar, Birlik Merkezinde toplanmışlardı ve salonda yer kalmamıştı. Kısa bir söyleşiden sonra Akim’le, Birliğin başkanı Olcas Süleymanov’un odasına giderek selamlaşmıştık.
Ertesi gün öğleye doğru Olcas’la tekrar buluşmuştuk. Bizzat kullandığı otomobili ile Tanrıdağları’nın batısındaki Aladağ’a tırmanmıştık. Aladağ’ın doruklarında rüzgârla beraber kar ve soğuk vardı. Olcas, doruklarda arabadan inince ben de inmiştim, ama üşüyordum. Olcas ise, üzerinde sadece bir gömlek olmasına rağmen, dorukta bir kartal gibiydi. Sanki bıraksalar, uçacakmış gibi bir görünümü vardı. Çok etkilenmiştim. Sonra aşağıya inmeye başlamıştık. Medeo adı verilen spor tesislerini gezip görmüştük.
“Yurt” denilen çadırlardan oluşan bir restoranda, bize tahsis edilen yurtta Olcas’la ikimiz vardık. Burada yediğimiz lavaş ve mantı yemeklerinin, Çin yemeği olduğunu söylemişti.
Onun Az İ Ya adlı eseriyle ilk kez Romanya’da karşılaştığımı ve yankılarını söyleyince memnun olmuştu. Kazak kültürünün de dilinin de üstünlüğünü yazıp yayımlıyor; Rus kültürü ve dilinin temelinde Kazak kültürünün bulunduğunu savunuyordu. “Az İ Ya” nın devamı olan 1001 Kelime yayınlanmak üzere” demişti. Moğolistan’a giderek Orhun-Yenisey anıtlarını incelediği söylemişti. Rus ve Moğol askerlerinin bu anıtlar üzerinde atış talimleri yaptığını üzüntüyle nakletmişti. Moğol yazarlar birliğinden, bu anıtların korunması hususunda yardımcı olmalarını talep etmişti. “Eğer bu anıtlar Rus, İngiliz, Fransız vb.gibi milletlere ait olsaydı, en büyük müzelerde muhafaza ederlerdi” diye üzüntüsünü dile getirmişti. Sohbetimiz uzun süre bu yazıtlar üzerine olmuştu. “Gelecekte savaşlar silahla değil, kültürle olacak” diyen Olcas, Kül Tigin anıtının üzerindeki “Türk budunu” dizeleriyle başlayan tümceyi ezbere okumuştu. Aslında jeolog olan Olcas Süleymanov, tarih ve dil ile yoğun bir şekilde meşgul oluyordu. Anılan yazıtları rahatlıkla okuyor ve anlıyordu. Kendisi gibi, yüreği Türklük sevgisiyle dolu birkaç kişi ile de Orhun alfabesiyle yazışmalar yaptığını söylemişti. Örneğin Macaristanlı Kıpçak Türkü olan Mandoki İstvan Kongur ile, bu alfabe ile mektuplaşıyorlardı. Bir ara Olcas gözlerimin içine bakarak, biraz da üzgün şekilde şöyle demişti:
“Arabın, Yahudinin, Ermeninin, Gürcünün, Yunanlının, Rusun alfabeleri var ve bugün bu alfabeyi kullanıyorlar. Ama biz…biz Türkler gün oldu Arap alfabesini, gün oldu Kiril alfabeyi kullandık. Şimdi Sovyetler Birliği’ndeki Türkler Kiril, Türkiye Türkleri Latin alfabesiyle eğitim görüyor ve yazıyorlar. Oysa bizim alfabemiz var. Neden onu kullanmıyoruz?…”
***
Ankara’daki SSCB Konsolosluğu bana, Kazakistan’da sadece başkent Alma Ata için vize vermişti. Ama ben Türkistan şehrine de gitmek istiyordum. Olcas bana bir isteğimin olup olmadığını sorunca onu dedim ki;
“Ne olur, lütfen beni Türkistan’a gönderin. Şayet Ahmet Yesevi’nin makberesine yüz sürmeden yurda dönersem; Kazakistan’a gelmiş sayılmam”
Nitekim, bu konuda gerekli vize alınmış, daha sonra kısa da olsa Türkistan seyahatimle ilgili izlenimlerimi yazacağım.
Olcas Süleymanov
Bence, Türk Dünyasının en büyük yazarı Olcay Süleymanov’du. Bu yargıya, onun iliklerine kadar Türk olduğunu bildiğim için varıyordum. Nitekim Cengiz Aytmatov bir söyleşide şöyle demişti: “Olcas benden 10 yaş küçük, ama benden 100 yıl ileridedir…”
Olcas 1936 yılında Alma-Ata’da dünyaya gelmişti. Ataları “Kazak İsviçresi” denilen “Yaya Musa Bölgesi”ndendi. Babası Ömer Bey Kızılorduda süvari subayı olarak görevli iken, bir çarpışmada ölmüş, dolayısıyla Olcas öksüz büyümüştü. Annesi Fatma Hanım ise kocasının ölümünden birkaç yıl sonra, gazeteci Abdül beyle evlenmişti. Üvey babanın, Olcas’ın kişiliğinin oluşmasında önemli rolü olmuştu. İlk ve orta öğrenimden sonra girdiği Kazakistan Devlet Üniversitesi’nin jeoloji bölümünden mezun olmuş; ama sosyal bilimlere yönelmişti. Bu konuda yazdığı makalelerle dikkati çekmiş; Moskova’deki Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne kaydolup, burayı da başarıyla bitirmişti. Sonraki yıllarda yayımladığı Az İ Ya (yani Sen ve Ben) adlı belgesel eseriyle Rusya’daki bilimsel çalışmaları alt-üst etmişti. Çünkü bu esere göre bir Rus kültürü yoktu ve o kültürün temelini Türk kültürü oluşturuyordu. 100 bin tirajla basılan bu kitap Gorbaçov’un emriyle toplatılmış, yasaklanmıştı. Ve Gorbaçov “ bu adama dikkat edin, tehlikelidir!…” demiş, Nursultan Nazarbayev de Olcas’a gereken dikkati göstermişti!…
Öte yandan Olcas, SSCB ve ABD’nin nükleer çalışmalarının durdurulması gerektiğini savunan “Anti Nükleer Semey-Nevada” hareketinin öncüsü olmuştu. Zira nükleer çalışmaların en büyük zararı Kazakistan’a ve ABD’nin Nevada eyaletine zarar veriyordu.
Olcas’ın Türkiye’de yayımlanan ilk eseri, Cem Yayınevi tarafından çıkarılan “Fizikçi’nin Duası” adlı şiir kitabıydı. Gagarin’in uzaya gidişini anlatan “Dünya İnsanoğlu Karşısında Eğil” şiiriyle büyük bir üne ulaşmış; bu şiiri uçaklarla tüm SSCB topraklarına atılarak dağıtılmıştı. Ama onu batıda meşhur eden en önemli eseri ise “Güneşli Geceler”di. Olcas, SSCB Parlamentosunda Kazakistan Milletvekili olmuş; 1980’de Sinema Bakanlığı görevine getirilmişti. 1971’de Kazakistan Yazarlar Birliği Sekreteri; 1983’de Başkanı olmuş, Asya-Afrika Yazarlar Birliği Başkanlığı, Kazakistan Satranç Federasyonu Başkanlığı gibi görevlerde bulunmuştu.
Benim Kazakistan’a yaptığım ilk seyahatte edindiğim izlenime göre, Olcas Süleymanov, demokratik bir seçimde kahir ekseriyetle Cumhurbaşkanı seçilirdi. Bunu bilen Nursultan Nazarbayev, onu önce İtalya’ya Büyükelçi olarak gönderdi, sonra Fransa’ya tayin edilerek, Kazakistan’ın, UNESCO nezdinde Büyükelçisi oldu. Halen yurt dışındadır, ama Birkaç yıl önce Ankara’ya gelen Olcas’la bir kez daha görüşebilme olanağı buldum…Sonra onu Fethiye’de düzenlediğimiz bir etkinliğe davet ettim. Geleceğini belirttiği halde maalesef gelemedi…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi