DOLAR 18,5828 -0.03%
EURO 18,2114 0.1%
ALTIN 1.021,74-0,10
BITCOIN 370226-1,93%
Afyonkarahisar
12°

HAFİF YAĞMUR

12:57

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ALPLER VE ERENLER ORDUSU – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
9 Haziran 2015 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 9 Haziran 2015 Salı 03:00:00
  Başta Akşemseddin, Molla Gürâni, Molla Fenâri olmak üzere nice İslâm âlimleri, dervişler, şeyhler, dedeler, babalar bu kutsal cihada davet edilmişti. Alplerle erenler bir araya gelmiş, tek bir vücut olmuşlardı. Bu ordu Fatih Sultan Mehmed’in değil, Hz. Muhammed’in ordusuydu. Bu askerler Türk askerleri değil Allah’ın askerleri idi. Artık Bizans’ın yapacağı fazla bir şey yoktur. 800 yıllık İslâm Ülküsünü engelleyecek hiçbir güç yoktur. Artık Türkler İstanbul’u fethetmeğe hem mânevi açıdan hem de teknolojik açıdan hazırdırlar.
İşte bu şartlarda İstanbul önlerine gelen Türk ordusu, İstanbul’u kuşatmış ve savaş 6 Nisan 1453 günü başlamıştır. Bir taraftan toplar gülle, mancınıklar taş yağdırıyor, surlar üzerinde gedikler açılmaya çalışılıyordu. Bu şekilde surlar iyice dövüldükten sonra 23 yaşındaki genç padişah ilk hücum emrini verdi. Bu hücum gece yarılarına kadar devam etti. Boğaz boğaza çarpışmalar oldu. Rumlar canlarını dişlerine takarak İstanbul’u müdafaa ettiler. Mayıs ayının ilk haftasında Fatih, surlar üzerinde yeterli gedikler açıldığına karar verdikten sonra tekrar hücum emrini verdi. Böyle birkaç defa hücum edilmesine rağmen İstanbul’un düşmediğini gören ve atını denize sürerek:
“Ya İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul’u!”
Diyen Fatih, deliye dönmüş ve hocası Akşemseddin’den fethin bir an önce gerçekleşmesi için himmet buyurmasını istemiştir.
Cibali Baba:
Ancak kuşatma iki aya yaklaşmasına rağmen, bir türlü neticelenemiyordu. Köhne Bizans’ın bu kadar dayanabilmesinin sırrı ne olabilirdi? Kuşatmadan yıllarca önce İstanbul’daki küçük bir İslam azınlığı içinde “Cibali Baba” adında bir veli yaşamakta idi. Bu zatın vazifesi, Türk-İslam sevgisini Bizans’a aşılamaktı. Cibali Baba bu işte olağanüstü bir başarıya ulaşmış ve çevresinde İslam hayranı Rumlar’dan meydana gelen büyük bir cemaat toplanmıştı. İşte bu büyük Veli’nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate gönül vermesi, Türk Ordusu’nun taarruzlarını kırıyor ve top güllelerini tesirsiz kılıyordu.
İslam veliliği’nin cihanşumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul’daki bir semte adını veren “Cibali Baba’nın” bir sırrıdır. Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati “Velayet Sırrı” ile görmüş ve; “Ya Rabbi! Ya ruhumu kabzeyle, ya da Fethi müyesser kıl” diye dua etmişti.
Peygamberi’n methine nail olan Sultan Mehmet’in bu duası sonucunda, “Cibali Baba” 28 Mayıs günü hakkın rahmetine kavuştu. Böylece fethin manevi engelleri de ortadan kalmış oluyordu.
Henüz şehzadelikte iken hocası Akşemseddin’den “Elem çekme begüm, İstanbul fethi size nasip olacak” diye müjde alan Sultan Fatih, 28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gece bir müjde daha alır. Akşemseddin:
“-Yarın sabah şu kapıdan (Topkapı) hisara yürüyüş ola. İzni Hüda ile bâb-ı zafer feth olup ezan sadâsı ile surun içi dola. Gün doğmadan Gâziler sabah namazını hisar içinde kılalar” diyerek kat’i müjdeyi ve günü bildirdi. (O.Turan, T.C.H.M. 2. cilt, s.55) )
Padişah II. Mehmet ve hocası Akşemseddin, bu son hücumun başlayacağı gece sabahlara kadar Allah’a yalvarmışlar ve dua da bulunmuşlardır. Şafakla birlikte, top sesleri, tekbirler ve mehterin vurduğu coşturucu marş sesleri altında Türk ordusu hücuma geçti. Artık bu iman ordusu karşısında Bizans’ın yapacağı bir şey yoktur.
Akşemseddin’in büyük oğlu naklediyor: “ Babamın vermiş olduğu Fetih sözünden haberim oldu. Kalbim küüt küüt atıyor! Ya babamın dediği çıkmazsa, İstanbul Feth edilemezse rezil rüsvay oluruz! Gece yarısından sonra babam Akşemseddin’in çadırına yaklaştım, bakayım ne olup bitiyor, durum nedir? Babam askerler’e tembih etmiş, kimseyi çadırına almıyorlar. Bir fırsatını buldum, babamın çadırının bir ucundan içeri baktım. Babam çadırın içinde, altındaki seccade’yi bir tarafa atmış, sarık bir tarafa, çarık bir tarafa düşmüş, kupkuru yerin üzerinde seccade’ye kapanmış, başını kaldırmıyor ve şöyle diyor; “Allah’ım, arşının altında beni ve Hz. Muhammedi mahcup etme” diyor. Gözyaşları toprakları ıslatmış, topuklarından akıyor. Dağılmış saçları, çamurlu elleri ve yüzü ile tanıyamadım babamı…
Baktım, surlarda hiçbir seda yoktu. Biraz sonra baktım tekbir sesleri gelmeye başladı. Babam çadırın içerisinde dışarıyı görmüyordu. Bir baktım babam çamurlu ellerini yüzüne çaldı ve secde’den başını kaldırdı; “ Ya Rabbi, bize fethi nasip ettiğin için, sana hamd-ü senalar olsun” dedi.
Gerçekten 29 Mayıs 1453 gecesi ilahi müjde gerçekleşiyor, Allah, Allah sesleri ve tekbirlerle, tıpkı Hz. Peygamberin hadislerinde belirttiği gibi gâziler sabah vaktinde surları aşmış bulunuyorlardı.
Hücum kollarının birisinin başında bulunan Ulubatlı Hasan, üç hilalli Türk sancağını surların tepesine dikmiş ve kendisi de bu sırada atılan oklarla şehadet şerbetini içmiştir. Onu bir sel gibi akan gaziler takip etmiş, böylece İstanbul’un fethi gerçekleşmiştir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.