en iyi bahis siteleri
DOLAR 19,0540 0.13%
EURO 20,5095 -0.63%
ALTIN 1.211,44-0,66
BITCOIN 5306800,77%
Afyonkarahisar
13°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

“CEHENNEMDE NE YAPACAĞIM?” TELAŞI

ABONE OL
7 Kasım 2017 12:43
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– 20 –
“La ilahe İllallah” bu yolun her aşamasında, o halin kendine ait düşünce tarzıyla söylenir, bu yüzden bütün aşamalarda önemlidir. Ama en önemlisi, ilan edilen tanrılığın, o tanrının yokluğunu sağlamak için söylenmesidir. Hiçliği yaşamak o zaman başlar. Siz tanrılık iddianızın yokluğunu sağlayabilirseniz ancak o zaman “hiçliğimi yaşıyorum” diyebilirsiniz. Bu çok önemli bir detaydır. Bu tabir çok sık kullanılır, ama hiç olmak çok başka bir şeydir. “Hiç” olan hiçliğini söyleyebilir mi? Nasıl söyleyecek? Hiçliği yaşamak, önce o tanrıyı yok etmektir. Tanrıyı yok etmediği halde “ben hiçliğimi yaşıyorum” diyen, hiçliğini yaşadığını zanneden bir tanrıdır. Hiçlik yaşadığını sanan tanrı! Hiçlik ne zaman mümkün? Ancak sizdeki tanrılığı yok ettiğiniz zaman! Ancak o zaman “hiçliğimi yaşıyorum” diyebilirsiniz. Bunu neden vurguluyorum? Sık düşülen bir hata olduğu için. Birisi var ve o var olan “ben hiçliğimi yaşıyorum” diyor. Dikkat edin, “Ben hiçliğimi yaşıyorum, ben yokum” diyen birisi var. Bu insanı ikileme düşürmez mi? Bu cümleyi kim söyleyebilir? Onu yaratılan esma’ül hüsna kompozisyonu söyleyebilir, “hiçliğimi yaşıyorum”u o diyebilir. Çünkü o, yaratılan yapıya ve ondaki Rab gücüne tanrılık vermiyor. “Veccehtü vechiye” deyip teslim olmuş! Kader sırrını kavramış, bu yüzden “La havle ve La kuvvete illa Billah”ı hayat tarzı haline getirmiş ve o haliyle “BEN” diyor. O “BEN” tanrılık iddiası değildir. Hiçliği işte o yaşar. Çünkü o ilan ettiği tanrılığı yok etmiştir, onda artık tanrılık iddiası yoktur. HİÇLİK o iddianın yokluğudur. En önemli hiçlik budur ve bu hiçlik olmadan yol başlamaz, nefs mertebeleri başlamaz. Bu hiçlik yoksa, neyle meşgul olursa olsun kişi nefs-i emmarededir, buna çok dikkat edin. O tanrı tasavvufla meşgul olabilir, başka bir şeyle de! İslamiyet’le veya hıristiyanlıkla da! Veya hiçbir şeye inanmamakla da! Fark etmez, o nefs-i emmarededir. Meşgul olduğu şey farklı olabilir, ama hali nefs-i emmaredir. Levvame başlamadıkça kurtuluş yolu kapalıdır. Peki, nefs-i levvame nedir? Nefs-i levvame tanrının tanrılığından rahatsızlığıdır. Kişi nefs-i levvameden itibaren o tanrıdan kurtulmaya başlar. Oradaki o rahatsızlık aslında iyi ahlakla, iyi insan olamamakla ilgili bir rahatsızlık değildir. Biz fiillerle ilişkilendirip onu “iyi insan” olamama rahatsızlığına dönüştürüp yanılıyoruz. İyi insan olunca tanrılıktan kurtulacağımızı düşündüğümüz için. İyi dediğiniz insan eğer tanrılığından kurtulmamışsa onun ücreti “aferin”dir. “Çok iyi, çok kibar, çok nazik insan” derler, teşekkür ederler, bu kadar! Elde edilen vasıf tanrılıktan kurtulma sonucuna götürmüyorsa boştur! Bütün mesele o iddiadan kurtulmak…
“Benlik”ler arasındaki fark
Esma’ül hüsna kompozisyonu olan kul/birim kendisini kendindeki Rab gücüyle tanımaya, ifade etmeye başladığında düşünür. Allah onu düşündüğü için yani düşüncesinde yarattığı için aynı şeyi o da yapar, o da düşünür. Kulun onu oluşturan esma terkibine ve ondaki Rab’ba sahip çıkmadan önce kendini düşündüğü hale “B” diyelim. Bismillahi’r Rahmani’r Rahiym’in, Amentü Billahi’nin, Amentü Bilkaderi’nin “B”si olarak “B” diyelim. Onun kendisini düşünürken, ifade ederken Allah’tan müstakil bir yapı olarak düşünmesi haline de “A” diyelim. Asi hal olduğu için bu yapıya da “A” diyelim; asi kelimesinin “A”sı. Asi yapı, vehmi suiistimal ederek onun zulmetinden yararlanan yapıdır. Aslında Allah’ın yarattığı sistemde “A” diye bir yapı yok ama manzara böyle, böyle bir zann var. Biz önce manzarayı anlatıyoruz. “Neden böyle?” derseniz işin hikmeti başlar, “A” halinden nasıl kurtulunur?” derseniz bu sefer karşımıza yöntemler çıkar. Hikmet ve yöntemlerden önce bizim manzarayı çok iyi fark etmemiz ve manzaraya aynı pencereden bakıyor olmamız şart.
Manzarada iki “BEN” var. Birisi “A”si BEN, diğeri “B” hakikatiyle BEN. Asi yapı, “ben de varım” diyerek, “B” hakikatiyle yaratılan yapıdaki Rab gücüne sahip çıkar, “benim gücüm, kendime ait müstakil aklım, iradem var” der ki bu “ben tanrıyım” demektir, tanrılık hali budur, bunun başka bir ifade tarzı yoktur. Tanrılığını ilan ettiğinin farkında olmayan kişi bir üst tanrıya Allah diyor, bir kadere inanıyor olabilir, ama o “A” yapıdır. “A”nın inanışı Amentü Kaderi’dir, “B”ninki ise “Amentü Bil Kaderi” idrakıdır. “A” yapı “Amentü Allahe” der, “B” yapı “Amentü Billahi” der. İkisi birbirinden çok farklıdır. Efendimiz (SAV) tebliğini yaparken bu farkı yakalayan birisi kalkıp diyor ki: “Senin Rasul olduğuna inandım, çünkü sen bize eskileri anlatmıyorsun. Eğer eskiden gelenleri tekrar etseydin ‘Amentü Allahe’ derdin, sen ‘Amentü Billahi’ diyorsun.” Rasulullah’ı dinlerken kişinin bunu fark ediyor olması müthiş. Efendimiz’in onlara ‘Amentü Allahe’ idrakını anlatmadığını fark ediyor.
“Tanrılık” ilan edenler
Bazı temel inanış kalıpları vardır, size insandaki bu Temel İnanış Kalıpları’ndan biraz bahsedeyim. Bir, kişi ateist olabilir. Eğer inanma ihtiyacı duymuyorsa, onun için emir/dilek öyleyse kişi zannında oluşturduğu dünyanın tek tanrısıdır, kendinden başka tanrı kabul etmez. Kendi dünyasında gücü yettiği her alanda tanrı odur. Çok korkunç! Böyleleriyle dost olanlar, o dostluk çok korkunçtur, Allah muhafaza etsin. Veya kişi bir şeye inanma ihtiyacı duyar, bir alternatif de budur. Tanrılık ilan etmiş kişi eğer inanmaya meyilli ise, öyle bir ihtiyaç duyarsa o bir şeye inanır. Kendi dünyasında oluşturduğu kapasite içerisinde ötede beride dışarıda bir tanrı ilan eder ve ona inanır. Ama o dünya onun zannı olduğu için Allah’ın yarattığı hakikatte yeri yoktur. Bu kişi kendi dünyasında yaşarken tanrı oluşturup inanmak istedi ve inandı. Onun inandığı şey, zihninde oluşturduğu tanrıdır. Kendi dünyasında oluşturup inandığı tanrıyı o kişi kendisi yönetir. İnandığı tanrının neye kızacağını, ne zaman kızacağını, ne yapacağını hep o belirler. İsterse yönelir, istemezse yönelmez. Bulunduğu toplum o tanrıya ne isim vermişse o da öyle seslenir, “Allah” demişse “Allah” der, ama onu kendisi yönetir. Mesela, Kur’an’da çeşitli öneri ve sakındırmalar, haram ve helaller vardır ama o “öyle değil şöyle de olur” gibi yorumlar yapar, işleri kendi yönetir. Bunu neden bastırarak söylüyorum? Kendini tanrı ilan edeni ve onun inanışını göstermek için! Kendini tanrı ilan ettiği için Allah’ı bile kendince o yönetir. Çok açıktır ki CEHENNEM budur. Allah’a ait hakikatin yaşayacağı boyutun ismi CENNET’tir. Neyle meşgul olursa olsun tanrıların yeri cehennemdir. Kural bu: Ne kadar “A” o kadar cehennem. Böyle! Bunun hiç kaçış yolu yok!
Nefse zulm eden idrak
Bir başka alternatif ise tasavvufla meşgul olan kişi olsun. Tasavvufla meşgul ama tanrısı var, asi yan bunda da var ama tasavvufla meşgul. Öğrendi ki ötede beride bir Allah’a inanmak ayıp oluyor, öyleyse “özümdeki, içimdeki, hakikatimdeki Allah’a inanayım” deyip, Allah’ı ilan ettiği tanrılığının içine alır, “o hakikat içimde” der. Onun “hakikat bende” dediği hali zaten tanrıdır. İleride bu tanrı kendisinin bir esma kompozisyonu olduğunu öğrenirse, o zaman “aslında ben bir esma’ül hüsna kompozisyonuymuşum” deyip esmalardan oluşan o terkibi içine alır. Şuna dikkat edin, hep birisi var, yani o kendisi hep var; kendi tanrılığı duruyor. Peki, Allah? Dışarıda, ötede demek ayıp olduğundan Allah hakikati de, esmalar da onun içindedir artık. Buraya kadar anlattığım hallerin hepsi nefse zulümdür. İnşaAllah “nefs”i detaylı incelediğimizde onun Rububiyet Mertebesinden doğrudan bir nur olduğunu göreceğiz. İşte o nura/nefse ve gücüne sahip çıkarak “ben de varım, benim de müstakil gücüm var” diyen idrak NEFSE ZULÜM’dür, nefse zulmetmek budur.
Fatır Suresi 32. ayet üç gruptan bahseder: Öncü yani mukarrebun, sabikun olanlar, orta yolda olanlar, mutedil ve muktesıdler, bir de nefsine zulmedenler. Fatır-32’de “Biz kitabı nefsine zulmedenlere, muktesıd olanlara ve hayratta önde olanlara emanet ettik” denir. Efendimiz (SAV) bu ayeti yorumlarken “bu üç grup da cennete gidecektir” der. Öncü olanların, mutedil olanların ve nefse zulmedenlerin hepsinin cennete gideceğini buyurur. “Nefsine zulmedenlerin cennete gitmesi” âlimlerce tartışılmıştır. Bir kısmı “nefse zulmedenler cennete gidemez” derken, diğer bir kısmı “Rasulullah dediyse gidecektir” der. Her iki görüş de doğrudur. Özellikle bu yolda olan âlimlerin farklı söylemleri bizim için önemli bir avantajdır. Ama o farklı görüşlere bakıp bölünürsek “A” haline düşeriz. Bölmek, bölünmek “A”nın işidir, farklara bakıp farklardan yararlanıp tek hüküm çıkarmak ise “B”nin işidir. Birleştirmek/tevhid “B”nin işidir, bölüp parçalamak “A”nın işidir. Âlimlerin bu konudaki her iki yorumu da doğrudur. Nefse zulüm ve cennetle ilgili olarak gerçek şudur: Fatır Suresi 32. ayetin muhatap aldığı nefse zulmedenler Efendimiz (SAV)’in müjdeledikleridir ve onlar cennete gidecektir, bu doğru. Bunun dışında bir nefse zulüm daha var ki o gruptakiler cennete giremez, bu da doğru!
Cehennem güzergâhımızın üzerinde!
“Korkmak gerekiyor, işe cehennem korkusuyla başlamak gerekiyor” demiştik. “Cehennem herkesin, her şeyin güzergâhı üzerindedir” ayeti var, gördünüz mü? Onu inceleyin lütfen. Demek ki cehennemden geçiş kesin! Bu yüzden, ben zihnimden cenneti sildim, onunla uğraşmıyorum. Çünkü onunla uğraşmak cehennemi unutturuyor. Oysa cehennem garanti, diğeri ihtimal! İhtimalle niye uğraşayım? Bu yüzden onu bir kenara bıraktım. Cehennem güzergâhımızın üzerinde! O zaman beni alacak telaş “ben cehennemde ne yapacağım?” telaşı olmalıdır değil mi? Ben cehennemde ne yapacağım telaşı “sahabe telaşı”dır. Efendimiz (SAV) onlara sistemi, hakikati anlatırken onlar aralarında cenneti parsellemiyor, hiç yok öyle bir şey! Ancak Efendimiz onlara; “ayak sesini duydum cennette, seni gördüm cennette” diye müjdeler veriyor. Buna rağmen bir cennet paylaşımı içinde değiller. Tek telaşları var; biz cehennemde ne yaparız? Biz cehennemden kurtulabilecek miyiz? Bu telaş önemlidir, bu sahabe telaşıdır. Fatır-32 ve 34. ayetlerdeki nefse zulmedenler güzergâhtaki cehennemde bekleyecek. Çünkü “A” varsa cennet olmaz, yani o tanrı bulunduğu sürece ona cennet mümkün değildir.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET-20-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.