DOLAR 18,5896 0.06%
EURO 18,3326 -1.18%
ALTIN 1.017,31-1,25
BITCOIN 3715560,08%
Afyonkarahisar
15°

PARÇALI BULUTLU

18:48

AKŞAM'A KALAN SÜRE

EDEP HALİ NEDİR? MUHASEBE NASIL OLMALIDIR?

ABONE OL
4 Mayıs 2018 14:13
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 4 Mayıs 2018 Cuma 14:13:08
 

– 173-
Tevbe-28: “Kesinlikle müşrikler necistir.”
Rabbimiz “varlığını Allah’a eş ve ortak koşanlar kesinlikle pistir, necistir” diyor. Öyleyse sizin için de kriter bu olmalı. Allah için böyle, bizim için de böyle olacak: Şirk ve müşriklik necistir.
EĞER VARLIĞINIZI ALLAH’A EŞ VE
ORTAK KOŞUYORSANIZ,
HER TÜRLÜ YETENEĞİNİZ ZULMANİDİR

Vakıa-79: “Ona (şirkten arınmış, temizlenmiş) tahirler dokunsun.”
Sisteme, Kur’an’a şirkten arınmamış, temizlenmemiş olanlar dokunmasın. Şirkten arınmış olan, Esfele Safiliyn yapıyı fonksiyonsuz hale getirmiş olandır, “A” Takdim Formu “BEN”in hayat tarzını yok etmiş olandır. Temiz odur, tahir odur, ancak onlar Kur’an ayetlerini tefekkür edip, onlarla ilgili fikir ileri sürebilirler… “A” takdimi feth-i zulmani kapsamında, “B” takdimi feth-i nurani kapsamında iş yapar. Feth-i zulmani ve feth-i nurani tanrıyı tanımanızla çok ilişkilidir. Varlığını müstakil ve muhtar zannederek Allah’a eş ve ortak koşan “A” Takdim Formu “BEN”in her türlü yeteneği feth-i zulmanidir, yaptığı her şey feth-i zulmanidir. Eğer varlığınızı Allah’a eş ve ortak koşuyorsanız, fark edin veya etmeyin, her türlü yeteneğiniz zulmanidir. Var sanışınızı Allah’a eş koşmadan iman edip onun gereğini yaşamaya başladığınızda sizin her türlü haliniz feth-i Rahmani’ye, feth-i nuraniye doğru gider. Bu “edeb” yaşantısıdır.
HADDİ AŞMAMA HALİ EDEP HALİDİR
Ve Edeb… Edeb öyle çok önemli ki, bunu uzunca dile getirmek gerekiyor, aksi halde edebsizlik etmiş oluruz. Varlığını Allah’a eş ve ortak koşan idrakla yaşayan “A” takdimindeki kişi, tanrısal düzenlemelere hürmeti ve riayeti edeb sanar, çünkü tanrılar dünyasına göre yaşamayı önemser. Onların edep dediklerinin son durağı iyi insan olmaktır, hümanist tanrılıktır, onlar kendi varlığını eş koşmaları nedeniyle aslında edepsizlik yapıyorlar. Tanrısal düzenlemelere hürmet ve riayeti edep sanan ama kendi varlığını eş koşarak edebsizlik içinde yaşayan bir yapı. Demek ki edebin tanımını doğru yapmak gerekiyor. Edep halini bir cümleyle kısaca tanımlayalım: İlmî suretin kendisini var sanışını suiistimal etmeme hali edebdir. Haddi aşmama hali edep halidir. Çok duyduğunuz “Edeb; Ya HU” seslenişi o hal için bir uyarıdır. Aksi halde, tanrısal düzenlemelere uygun yaşamayan birisini insan haklarına, hukuka saygılı yaşamaya davet değildir, edebli olmak o değildir. Hakları ve hukuku önemsemeyin, onlara uymayın demiyorum. Onlara uymayı edep sanmayın. O hümanist tanrının edebidir. O da tanrısal alanda gelinebilecek çok önemli bir noktadır. İnsanları iyi bir yere götürmeye çalışan tüm felsefelerin hedefi, son durağı odur. Muhammedi Bakış dışındaki tüm düşünce ve inanışlar oraya gider. O felsefelerdeki tüm yollar hümanist tanrıya çıkar, o öğretilerden Ferrari’sini satan bilge kişi çıkar. Sonuçta Ferrarisiz kalmış tanrı olurlar, yürüyen tanrı olurlar. Bu öğretileri kesinlikle Muhammedi Bakış’la karıştırmayın, hatta kıyaslamayın bile! Aksi halde çok, çok büyük bir edebsizlik yapılmış olur.
YAŞANTININ HER SANİYESİ ESFELE SAFİLİYN VE AHSENE TAKVİYM MUHASEBESİ OLMALIDIR
İnsan dikkatli incelerse görecektir ki, tanrılık iddiasında bulunanın her şeyi, her düşüncesi, her yaptığı tanrılık iddiasını beslemek içindir ya da başka tanrıların hürmeti, saygısı içindir, onlarla ilişkiler içindir ve bütün bunlar İslam’a göre edepsizliktir, çünkü Allah için yapılan işler değil. “B” Takdim Formu “BEN” halini yaşayanın hayatı edeptir, var sanışını eş koşmadan Allah’a iman edip gereğini yaşayanın her hali edeb kapsamındadır. “Allah rızası için” demese bile onun her şeyi Allah rızası içindir. Ve neticede nefs-i radiye, nefs-i mardiye onun idrakı olur ve hayat tarzı haline gelir. Nefs-i radiye ve nefs-i mardiye, razı olan ve razı olunan idrakların hayat tarzıdır. Ama bu idraklar için ilk şart levm eden nefs idrakına girebilmektir, onlar ancak nefs-i levvameye girilince oluşur, oralara nefs-i levvame yaşanırken ulaşılır. Ancak levvame ile, ancak levm ile… Levm etmek bu yolda çok önemlidir ve “B” imanına talip olanın yapabileceği bir iştir. Tanrılık iddiasında bulunan hiçbir zaman “B�� kapsamında levm edemez. Bu yüzden onlar Deccaliyet Kısır Döngüsü’nde kalır. Tanrılık iddiasıyla ve o iddiaya ait fonksiyonlarla yaşayanlar hiçbir zaman “B” sırrınca levm edemez. Bu neden böyledir, onu göreceğiz.
Var sanışını Allah’a eş ve ortak koşmayan kulun bir özelliğidir ki, her saniyesini muhasebe ile geçirir. Var sanışını ve var görünüşünü Allah’a eş ve ortak koşmamaya talip olan kulun hayatı budur: “A” ve “B” muhasebesi. Onun yaşantısının her saniyesi esfele safiliyn ve ahsene takviym muhasebesidir. Bu hal aslında Nefs-i Levvame’nin ta kendisidir.
SAFFAT SURESİ BİZE NE DİYOR?
Bu levm ediş, bu muhasebe onun fikirlerini, konuşmalarını, yaşantısını, idrakını öyle bir noktaya taşır ki, o böylece İhlâs Hayat Döngüsü’ne girmiş olur. Kul ancak böyle ilerler, böylece ilerlemiş olur. Bu ilerlemeyle, kendisini doğarken bulduğu sınır ötesi halden, yani haddi aşmışlık dediğimiz esfele safiliyn idraktan edeb sınırları içerisine “hicret” etmiş olur…
Saffat; 1-5: “And olsun o saf olup dizilenlere. O şiddetle def edenlere. O zikir tilavet edenlere. Muhakkak ki sizin ilahınız Vahid’dir. Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbi’dir ve doğuların da Rabbi’dir.” Sadakallahul azim.
Saffat Suresi’nin ilk beş ayetine detaylı bakacağız, ancak önce bu ayetlerdeki manaları bir kompozisyon halinde toplayan manayı, bakış açısını aşağıdaki paragrafta ifade etmeye çalışacağız, lütfen kelimelere, cümlelere özen gösterelim, gayret edelim:
“Zahiren kesret görüntüsü ile tanınan ef’al âleminde “Var Görünenleri” ve “Her An Yeni Var Görünenleri” ve bunların her türlü hallerini NUR’undan tertipleyenin Rabbülalemin olduğuna, dünya yaşantısı sürecinde imanı sonucu, “Var Görünüşünü” Allah’a eş ve ortak koşmayan şuurunu, VAHDET YOLUNDA teşbihten tenzihe doğrultarak VAHİD’e olan “imanını ikan” için; dilinde, halinde ve fiilinde Zikrullah’ta olanların; öncelikle vehmin zulmetini şiddetle def edenlerin; zulmetten arınmış saf halleriyle safın safı olabilme arzusuyla bu yolda dizilmişlerin; Muhammedî Muvahhid’lerin kadrini bilebilir misin? Rabbinin izniyle her hükümden, melekler ve Ruh onda tenezzül eder. “Bin aydan daha hayrlı olan” onlara and olsun.”
Bu paragrafı, Saffat Suresi’nden aldığımız ayetlerin manası olarak tefekküre çalışacağız. Dikkat ederseniz sure yeminle başlıyor, demek ki okuyan uyarılıyor: “Anlaman için gayret gerektiren, anladığında hayretini artıracak, senin ve ahiretin için önemli ipuçları geliyor” diye uyarılıyoruz. İlk üç ayette üç özellik, üç grup için yemin ediliyor: Bir, saf olup dizilenler. İki, şiddetle def edenler. Üç, zikir tilavet edenler. “And olsun saf olup dizilenlere, şiddetle def edenlere, zikir tilavet edenlere.” Dördüncü ayet bu üç grubun önemli bir özelliğini söylüyor: Muhakkak ki, sizin ilahınız Vahid’dir. Beşinci ayet bizim için önemli bir idrak açıklaması yapıyor: “Vahid olan Allah, Semâvât’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbidir ve doğuların da Rabbidir.”
Bu beş ayetin manaca birleştirilmiş hali olan paragrafımızı izaha başlayalım. Bunu beşinci ayetten ilk ayete doğru yapacağız. 5. ayet yaşadığımız âlem için ne düşüneceğimizi söylüyor: “Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbidir ve doğuların da Rabbidir.” Bulunduğumuz hal tarif ediliyor, yaşadığımız âlemi nasıl algılamamız gerektiği anlatılıyor. Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların ve doğuların Rabbi O’dur. Bazı meallerde “doğular” değil de “doğuşlar” diye yazılır, mana aynıdır; doğudan olan fiil doğuş olduğu için “doğu” da “doğuş” da doğrudur. Biz daha çok doğuş olarak ele alacağız. Dördüncü ayette ilah geçiyor, neden “ilah” denildiğini açıklayacağız. “Sizin ilahınız Vahid’dir.” Dördüncü ayet “İlahınız Vahid’dir” diyor, beşinci ayet “Rabbiniz O’dur” deniyor. İzah edeceğiz. Şimdi paragrafımızdaki tanımları izah etmeye çalışalım:
“Zahiren kesret görüntüsü ile tanınan ef’al âlemi.” Bu cümle bulunduğumuz âlemin bir tanımıdır. Fiillerin cereyan ettiği bu âlem ef’al âlemi olarak bilinir. Zahiren kelimesini şöyle tanımlayabiliriz: Zahir, insana göre en somut görüntüdür. Neden insana göre? Çünkü Allah’a göre zahir, batın, Allah’ın gördüğü, göremediği diye bir tarif yapamazsınız. Bu tanımlar hep insan içindir. İnsan o anda, neyi en somut görüyorsa, o onun için zahirdir, göremedikleri de batındır. En somut gördüğün şey zahirdir. Kesret yani çokluk ne demektir? Kesret, var görünenlerin yaşantı âlemidir, hayat âlemidir. Var Görünenlerin yaşantı âlemi (“Var”ın değil, “Var Görünenlerin” âlemi) kesret âlemidir. Ef’al âlemi ise, “Var Görünenlerin” kendilerini hissettikleri ve bu hissi tanımladıkları âlemdir. Bu kavramları konuştuğumuz dille yani yaşadığımız günün idrakıyla tanımlamak önemlidir, ancak o zaman o konu sizin için somutlaşır. Aksi halde tanımları anlamak için uğraşır durursunuz. Tanımlar size bir manzara tarif etmelidir. Manzara için gerekli tanımları, günlük yaşantınızın idrakıyla ve konuştuğunuz dille anlaşılabilir bir cümleye, “evet, anladım” diyebileceğiniz bir cümleye çevirmek lazım. Değilse manzaraya hiç gelemezsiniz. Tanımları güncellemek, yeniden yapmak önemlidir. Neden? Onu yapmakla siz, olayı kendiniz için yenilemiş, netleştirmiş, somutlaştırmış olursunuz. Olay aynı! Ama siz o işi kendi çağınız, kendi döneminiz için yenilemiş olursunuz.

Edep; Ya Hu -173-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.