DOLAR 18,6680 0.05%
EURO 19,6675 0.09%
ALTIN 1.076,770,02
BITCOIN 3190941,45%
Afyonkarahisar

AÇIK

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Kime “Diren” denildiyse… – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
2 Temmuz 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Murat Arısoy 2 Temmuz 2013 Salı 03:00:00
  Gezi Parkı eylemleri, Haziran ayı boyunca en çok tartışılan konu oldu. “Faiz lobisi” kavramını tartıştık tartışmasına ama, “caiz lobisi”nin varlığını da görmezden gelemezdik. Kendileri ne yapsa “caiz”, başkaları ne yapsa “faiz” olan bir grup türedi, iktidar içinde. Bu ikilik, kafa karıştırdı elbette.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 ay boyunca gündemi külliyen değiştirememesi, hayli dikkat çekiciydi.
Ancak eylemin sonuç verip vermediği, ya da eyleminden hasıl olması beklenen maksadın ne olduğu tartışılır. Çünkü benim bildiğim kadarıyla hiçbir “zafer”, sadece direnişle kazanılmaz. Direniş kelimesinin içini dolduracak bir strateji, taktik, yöntem, birikime rastlayan var mıydı alanlarda?
“Hadi bugün toplanalım”, “Hadi tartışalım”, “Hadi slogan atalım” gibi cümlelerle “devrim” olduğunu yazmış mıdır tarih kitapları?
Bir de şu boyuttan bakalım: Türkiye’de 2002’den bu yana çeşitli siyaset adamları ve çeşitli ülkeler için “direnmek” salık verildi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı ikinci kez işgalinde “Dayan Saddam, dünya seninle” denildi. O zamanlar “diren” kelimesi yerine “dayan” kelimesi kullanılıyordu.
Saddam, bir Kurban Bayramı sabahında tüm Müslümanlar’ın gözü önünde idam edildi. 1 milyonu aşkın kişi hayatını kaybetti. Organ mafyaları ile petrol mafyaları Irak’ta cirit attı. Ama Türkiye’deki eylemciler “Dayan Saddam” demekten öteye adım atamadı. Çünkü Saddam’ın dayanmasını sağlayacak gücü toplamak için strateji geliştirilmedi.
Kıbrıs’ta “birleşme” için referandum düzenlendi. Büyük devlet adamı Rauf Denktaş, birleşmeye karşıydı. Birleşmenin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gözeterek gerçekleştirilmesi gerektiğini, aksi takdirde durumun bir “asimilasyon” olacağını söylüyordu. Türkiye’de yine “Dayan” sloganları atıldı. “Dayan Denktaş, Türkiye seninle…” Referandum bitti, Denktaş’ın Kuzey Kıbrıs’taki etkinliğine de son verildi. Denktaş’ın dayanabilmesi için bir güç merkezi oluşturulamadı.
Aynı süreçte, “SEKA işçisi yalnız değildir”, “TEKEL işçisi yalnız değildir”, “Telekom işçisi yalnız değildir” gibi ezberlenmiş sloganlar atıldı. Bu sloganların sonucu ne oldu? Sayılan kurumlar özelleştirildi. Özelleştirilen kurumların işçileri ya “sendika”lar vasıtasıyla yeni işverenleriyle uzlaştı, ya da işsiz kaldı. İşçiyi yalnız bırakmayacak güç merkezi kurulmamıştı. Oysa her bir özelleştirme girişimi, topluma mâl edilebilirdi.
Benzer durum, Silivri’de 5 yıldır tutuklu olarak ikamet eden parti liderleri, komutanlar, gazeteciler için de yaşandı. “Dayanın”, “Direnin”, “Geliyoruz”, “Sizinleyiz” gibi büyük harfli hitaplar, olumlu sonuç vermedi. Çünkü Silivri’nin bir toplama kampı hâline dönüşmesini sağlayan güç; karşısında bölük-pörçük, ayrışmış fikirler gördü.
Gezi Parkı eylemleri, 1 ay sürdü. “Diren Gezi” denildi, kampanyalar düzenlendi. Sonuç? Gezi Parkı’nda çalışmalar başladı.
Bu “direnme” talepli listeyi uzatabiliriz elbette. Ancak “güç” konusunda bir örnek vermek gerek: Hatırlarsınız, bir ara “Dershaneler kapatılacak” söylemi geliştirilmişti. Kapatılabildi mi? Hayır. Çünkü “Kapatırım” diyen güç, karşısında en az kendisi kadar kuvvetli bir “güç” gördü.
“Diren”, “Dayan” derken, o güç merkezini oluşturmazsanız, “Kime diren dediysek, gidiyor yahu” dersiniz.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.