DOLAR 18,6521 0.07%
EURO 19,5806 -0.06%
ALTIN 1.068,55-0,20
BITCOIN 313401-0,11%
Afyonkarahisar

AÇIK

15:22

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Servet-şöhret-şehvet ya da kasa-masa-nisa – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
14 Ocak 2014 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sezer Küçükkurt 14 Ocak 2014 Salı 02:00:00
  Son günlerde siyaset sahnesinde komplolar, tuzaklar, yolsuzluklar, kasetler, kayıtlar, karşılıklı açıklamalar gündemde.
Gündem bu minvalde ilerlerken, Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı, İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Murat’ın yaygın basında bazı açıklamaları oldu.
Bizce dikkate değer olan bu açıklamalardan alıntılar yapmak istedik.
Ayıp ve utanmak gibi kavramların yozlaştığını belirten Prof. Murat, “Kemal Sunal’ın Zübük filmi defalarca izlenmeli. Siyasetteki sıkıntıları belli uyanık tiplerin nasıl bazı katmanları değişik vesilelerle harekete geçirdiğinin güzel bir örneğidir” diyor ve özetle şöyle konuşuyor:
– Türkiye yolsuzluk merkezli ciddi bir sınavdan geçiyor. Sizin oturduğunuz yerden nasıl görünüyor bu fotoğraf?
Bu, bir anda gelinen bir nokta değil, uzun geçmişi var. Bütün dünyada bakanların, başbakanların, cumhurbaşkanlarının yargılandığı olaylar oluyor. Hem ülkemizin hem insanlığın sorunu. Küresel bir dünyada yaşıyoruz, ilişkiler o kadar iç içe girdi ki. Rahat, huzurlu bir dünya istiyorsak mutlaka etik ilkelere uygun hareket eden bir zihniyete ihtiyacımız var. Bu konuda sadece kamuya değil, herkese büyük görev düşüyor. Önümüzdeki yıl 10’uncu yılımızı kutlayacağız. Kamu Etik Kurulu’nun kurulması önemli bir çalışmaydı. Büyük bir farkındalık oluşturuldu ama hâlâ bu kurulu tanımayanlarla karşılaşıyorum. Ama etik ilkeler toplumun her kesiminde tartışılır hale geldi. Bizim sorunumuz şu anda bunların içselleştirilmesi, bir davranış biçimi halinde uygulamaya geçmesi. Değer törpülenmesi, yozlaşması var. Eskiden bir kişiye, ‘Yaptığın çok ayıp’ dendiğinde çekilen vicdan azabını az çok tahmin edersiniz. Ama şu an hangi düzeyde olursa olsun insanoğlu çok da aldırmıyor gibi.
Emniyet ve İçişleri Bakanlığı’yla çalışmalarımızda, ‘Aman polislerinizi uyarın’ diyoruz. ‘Polis dostu’ ne demek? Biri diyelim ki polislere ikramda bulunuyor, adam bunu iyi niyetle yapabilir ama istismar etmemek lazım. Düşünün adam emniyet müdürü veya polis, bir lokantaya gidiyor, hiç para vermeden. Şimdi bu adam polis dostu, diğeri para alıyorsa ‘polis düşmanı’ mı olacak? Dikkat etmek gerekir, etik ilkeler böyle bozuluyor. Toplumun hiç mi suçu yok, tabii ki var. Tapu kadastroda rüşveti vermek isteyen o, belli mekanizmaları devreye sokmak isteyen o. Bu kültür belli düzeyde değil, karşılıklı. Bu sadece kamunun görevi değil, sorumlu bütün toplum katmanları. Benim fakültemin mezunlarından birisi şu anki cumhurbaşkanı. Benim bunu güç olarak kullanmamam lazım. Bir valiyle fotoğraf çektirmenin manevi değeri önemlidir. Ama bazıları polisle yan yana durmakla etrafa ‘Bakın benim polis dostum, vali dostum’ var imasında bulunuyor. Bu tür ilişkilerle ilgili olarak Kemal Sunal’ın çok güzel bir filmi vardır; Zübük. O film bana göre çok önemlidir. Siyasetteki sıkıntıları belli bazı uyanık tiplerin nasıl belli katmanları değişik vesilelerle harekete geçirdiğinin güzel bir örneğidir. O filmin defalarca seyredilmesi gerekir. Ben asla herkes böyle yapıyor demiyorum. Ama her kurumda her makamda insanlar belli bazı güçleri kullanıyor. Hedefimiz bunlarla mücadele etmek. 2 yüzlü bir insan tipi ortaya çıktı, bu modern dünyanın sorunu.
– Adli Kolluk Yönetmeliği’nde değişikliğe gidildi. Gerçi Danıştay’dan döndü ama, bunlar toplumda yolsuzlukların üstü örtülüyor algısı yaratmaz mı?
Değişik algılara sebep olur ama şu anda toplumun kafası da aslında net değil. Tuzaklar mı kuruldu? Geçmişte bunlar oldu; ana muhalefet partisinin eski liderine şantaj yaptılar, doğru veya yanlış kimin hakkı var. Kasetlerle mahremiyet sınırlarını aşarak insanların evlerine gizli kameralarla girdiler. Bir de şu var. Televizyonlarda gördük emir veren polis elinde sigara, uzatmış bacaklarını şöyle yapın böyle yapın.. Bu nasıl bir hareket, demek ki kasıt var.
– İnsanı ne yoldan çıkarır? Bakanlıktan ayrılan Nihat Ergün’ün dediği gibi servet, şöhret ve şehvet mi?
Hakikaten bu 3 kavram insanları en fazla sarsan kavramlardan. Bunu ilk kez eski Sanayi Bakanı’nın ağzından duydum. Buna 3S de diyebiliriz. Ama farklı versiyonları da var. Kasa- masa- nisa da deniyor. Kasa, para- masa, mevki ve şöhret- nisa da kadın. Bu 3 unsur insanların zaafı. İnsanları gerçekten güç değiştirebiliyor. İşte etik burada devreye giriyor. Belli mevkideki insanlarla dirsek temasında bulunmak, yan yana görünmek istismar edilmemeli…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.