DOLAR 18,5830 0.04%
EURO 18,4322 -0.66%
ALTIN 1.018,09-1,18
BITCOIN 3738840,93%
Afyonkarahisar
15°

PARÇALI BULUTLU

16:12

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Siz Hiç Çanakkale’ye gittiniz mi!

ABONE OL
18 Mart 2016 15:24
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muzaffer Taşdelen 18 Mart 2016 Cuma 14:24:18
 

18 Mart denince akla Çanakkale Savaşı geliyor, şöyle bir anımsamak, bilgileri tazelemek amacıyla internette gezinirken ilginç bir başlığa takıldım. “SİZ HİÇ ÇANAKKALE’YE GİTTİNİZ Mİ?” başlığı dikkatimi çekti.
Biz geçen yıl Çanakkale’yi görmek şerefine eriştik. Zamanı ve durumu uygun olan herkesin Çanakkale’yi görmek, şehitlerimizi solumak, ciğerlerine çekmek mutlulukların en büyüğü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının da en yüce görevidir. Çanakkale’ye gitmemek, savaş alanlarını gezmemek, oraları görmemek büyük bir eksikliktir. Size oraları gezdiren rehber, anlatımlarıyla duygu seline boğar sizi. İstinasız herkes ağlar, kimisi gözlerini yakınlarından kaçırır, kimi de içine akıtır gözyaşlarını.
Şimdi size Genel Kurmay Başkanlığı’nın “Türkiye Şehitlerini anıyor” etkinliğinde, Birinci Dünya Savaşı Şehitlerinden “Şehit Piyade Er Ahmet oğlu Mehmet”i Öğretmen Albay Erhan Altunok’un ağzından aktaralım.
“Siz Hiç Çanakkale’ye gittiniz mi?” diye başlayan Albay Altunok “Denizin o kan kokan dalgalarına gidip o masmavi sularda koyu bir hüzne dalan yiğitlerimizi, onların yaşadıklarını, hissettiklerini aklınıza hiç getirdiniz mi? Ya da gecenin bir yarısında karanlığın içinde yükselen ve vatanı uğruna, bayrağı uğruna hayatını feda eden o kahramanların seslerini, gülüşmelerini, hasret kokan türkülerin ahlarını hiç işittiniz mi? Öyle derin fırtınalar kopar ki yüreğinizde Çanakkale’de, hiç farkına varmadan çiğ taneleri süzülür gözlerinizden tane tane. Çünkü bastığınız her yerde titreyerek basarsınız o toprağa. Neden? Sanki kendinizi denizin üzerine basıyormuş gibi hissedersiniz de o yüzden, çünkü şüheda (şehit) fışkırıyor o topraktan da o yüzden.”
Albay Altunok devamla “Basmaya korkarsınız o toprağa. Her adım atışınız da bomba seslerini, kurşun vızıltılarını, şarapnel parçalarının can alan, yetim bırakan ıslıklarını duyarsınız kulağınızda. Soğuktur gece, deniz rüzgarları altında usul usul soluklanır toprak. Çanakkale vakurdur, Çanakkale gururludur, Çanakkale umudumuzdur, canımızdır, namusumuzdur, Çanakkale. Silah sesleri, kan, el, yüz, göz, bacak… Çanakkale mahşer, Çanakkale kıyamet, aç, yorgun, uykusuz, bitkin ve Çanakkale’de gün uyur, deniz uyur, hava uyur, savaş bile uyur ama Mehmetçik uyumaz, kırpmaz gözlerini. Ağlar Çanakkale, kan dolmuştur yüreğine, yutkunur ama konuşmaz Çanakkale. Konyalı Hikmet, Adıyamanlı Mahmut, İstanbullu Fazıl, Yemenli Hüseyin, Trabzonlu, Artvinli Mustafa, Amasyalı Ali ve Kınalı Hasan. Daha niceleri, her şeylerini bırakmışlar da gelmişler memleketlerinden. Yanlarına sadece canlarını almışlarda gelmişler. Ve Anafarta’nın sarı çiçeği, ölmeyi emreden adam, en büyük kumandan, o ki mavi gözleriyle ölümü korkutan altın yeleli bir aslan. Attığı her adımda Çanakkale titriyor ve Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale’de ATATÜRK olmanın ilk adımlarını atıyor.
Şehit Mehmet oğlu Ahmet’in yaşamı
Bilecik’in Pazaryeri ilçesinden olan Mehmet oğlu Ahmet, bir köy çocuğu, yiğit mi yiğit, gürbüz, atik, gözü pek ve güçlü, özüne sözüne güvenilir bir yiğittir. Akranları sokakta oynarken o tarla tapanda babasına yardım ediyor, zaman içinde güçlenip, bir koçyiğit oluyor. Komşu köyde görüp aşık olduğu Fatma Hanımla dünya evine giriyor. Dünya savaşı çıkıyor ardından Çanakkale. Bir an bile tereddüt etmeyen Mehmet oğlu Ahmet koşar cepheye, koşar Çanakkale’ye. Bilmeden bebelerini göremeyeceğini, bir daha onlara kavuşamayacağını, ve onları bir daha koklayamayacağını bilmiyordu. Yedi düvelden Çanakkale’ye çullanan düşmanın püskürtülmesi gerekiyordu. Ahmet oğlu Mehmet onları püskürtecek yiğitler arasındaydı. Ne gecesi vardı, ne gündüzü, ne ekmeği vardı ne aşı, ama onun yüreğinde bir inanç vardı. Bu inanca göre de vatan tutsak olamazdı, bayrak yere inemezdi. Atılıyordu siperden sipere. Dur durak bilmeden bir an olsun şikayet etmeden saldırıyordu düşmana. Birden bir sıcaklık hissetti göğsünde, al kanlara boyandı. “Ben dağ gibi adamım, beni bir mermi ile yıkamazsınız” dedi. Çarpışmaya devam etti. Sonra bir mermi daha yedi mübarek omzundan. Bu defa çözüldü dizlerinin bağı, hani bir yaprak sonbahar gelir de, nasıl süzülür toprağa doğru yavaş yavaş bıraktı toprağa kendisini. İşte aynı onun gibi bıraktı yere kendini şehidimiz. Vatan topraklarıyla, son sımsıkı kucaklaştı, usulca kapadı gözlerini bir nefes çekti ve o nefesin içerisinde yavrularının o cennet kokusunu içinde hisetti.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.