DOLAR 18,5449 0.19%
EURO 18,2018 0.18%
ALTIN 993,620,60
BITCOIN 3599610,67%
Afyonkarahisar
23°

AÇIK

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

TIBBİYELİ HİKMETLER… (1)

ABONE OL
12 Şubat 2018 13:22
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, “Bunların Türk kavramı ve Türkiye’ye layık değiller. Bu kuruluşun Türklük ile alakası yok, Türk kavramına layık olan bir yanı da yok. Türkiye Barolar Birliği’nin de Türkiye’ye layık olan hiçbir yanı yok.” dedikten sonra Türk Tabipleri Birliği’nin adından ‘Türk’ ve Türkiye Barolar Birliği’nin adından ‘Türkiye’ kelimesinin çıkarılması ile ilgili çalışmalar başlatıldı.
Hekimlik mesleğine yıllarımı verdim. Afyonkarahisar Tabipler Odası’nda uzun yıllar başkanlık ve yöneticilik yaptım. Büyük kongre delegesi olarak görevler yaptım. Velhasıl çok uzun yıllardır bu meslek örgütünün içinde olan birisi olarak yukarıdaki sözlerden sonra büyük bir üzüntü içerisindeyim. Hiç bir hekimin ve hekimlerin çatı örgütünün bu suçlamaları hak ettiğini düşünmüyorum. İktidar tarafından başlatılan “Milli ve Yerli Olma” tartışması ile siyaseten zaten kamplaştırılan kitlelerin, daha küçük birimlerde de ayrıştırılmasına çaba sarfedildiği inancındayım. Tabipler Birliği’nin içerisinde farklı siyasi bakış açısına sahip, hayata değişik yönlerinden bakan hekimler olması çok doğal. Ancak bu ülkede görev alan hekim arkadaşlarımın gerek devletine bağlılığının gerekse Hipokrat Andı gereği insan yaşamının kutsallığı için verdikleri savaşın sorgulanması, siyaseten tartışmaya açılması düşündürücüdür.
İnsanı yaşatma yemini etmiş olan tıbbiyelilerin tarihinde savaşlar da önemli bir yer tutar. Trablusgarb ve Balkan Savaşları sırasında Tıbbiyeliler büyük bir gayretle çalıştılar. Tıbbiyenin 1. ve 2. sınıf öğrencileri çavuş rütbesi ile çeşitli cephelere, son sınıf öğrencileri ise Doğu/Kafkas cephesine gönderildi. Bu yüzden 1915 yılında Tıbbiye’de öğretime ara verildi. Çanakkale destanını yazanların arasında, bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, eski adıyla Daru’l-Fünun öğrencilerinin ayrı bir yeri vardır. Daru’l-Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkale’ye koşar. 2 tümen hâlinde Gelibolu’ya giden gençler, 1915 yılında,18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece sabaha karşı yaşanan Anzak baskını sonucu bir gecede şehit olur. Bu nedenle Daru’l-Fünun sonraki yıl açılışta siyaha boyanır. Çanakkale Savaşlarına katılan öğrencilerin tümünün şehit olması nedeniyle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, 1921 yılında hiç mezun veremedi. İstanbul Üniversitesi’nin Çanakkale’deki Tıbbiyeli Şehitleri için Çanakkale’de Kanlısırt’ın 2.5 km. uzağına bir anıt dikilmiştir. Uzun yıllar sonra Haydarpaşa hastanesinin bahçesine Şehit Tıbbiyeliler anıtı dikilir.
14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanması da İstanbul’un işgaline gösterilen tepkiyle başlamıştır. Savaş sonunda İstanbul’a giren İşgal Orduları Tıp Fakültesini kapatmak isterler. Tıp Fakültesi öğrencileri İngiliz işgalindeki yoğun baskı altında,14. Mart 1919 günü Daru’l-Fünun’da, Tıphaneyi Amire’nin kuruluşunun 92. yıl dönümü kutlamalarını bahane ederek Kızılhaç temsilcileri ve basını davet ederler. Söz alan Dr. Memduh Necdet Bey büyük bir cesaretle “İstanbul bizimdir, çünkü şehitler ve tarih, buradadır, Halife ve Hakan yatağı burasıdır” dediğinde, salon alkışlarla inler. Tıbbiye mesajını vermiştir.
Büyük taarruz sonuçlanmış, Türk orduları Trakya’ya yürüyecektir. “9 Ekimde Refet Paşa’nın Trakya’yı devir almak üzere İstanbul’a geleceğini duyan sivil ve asker tıbbiyeliler bir gece önceden hazırlanır, giyinir, kuşanır, askeri üniformalar tekrar giyilir. Kimin umurundadır artık İngiliz? Haydarpaşa garına inen öğrenciler Refet Paşa’yı omuzlarında taşıyarak Tıbbiyeye getirir.”
Tıbbiyeli Hikmet (Dr. Hikmet Boran) genç bir Tıbbiye öğrencisidir. 14 Mart 1919’da İstanbul işgal altındayken, vatanseverler düşman askerleri tarafından ‘avlanırken’, bir grup arkadaşıyla, fakülte binasına koca bir Türk bayrağı astı. Henüz 18 yaşındayken, Sivas Kongresine davet edildi. İstanbul’dan yola çıkarken günlüğüne “Bugün İstanbul’dan ayrılmaktayım. Tıbbıye eğitimimi hürriyet içinde tamamlamak için mutlaka geri döneceğim. Bekle beni İstanbul!” yazdı. Milli Mücadele için oluşturulan bütün derneklerin “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla, bir çatı altında toplanmasını öneren kişidir. Sivas Kongresinde ABD veya İngiltere’nin güdümüne girmeyi savunan “mandacıların” cesaretle karşısına dikilmiş, Mustafa Kemal Paşa’ya şunları söylemiştir:
”Paşam, temsilcisi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak için gönderdiler. “Mandayı” kabul edemem… Bunu kabul edecek olanları şiddetle reddederiz. Örneğin “manda” düşüncesini siz bile kabul etseniz, sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak ilan eder; şiddetle karşı koyarız!”
Bu sözlere Atatürk:
“Azınlıkta kalsak bile, mandayı kabul etmeyeceğiz” “PAROLAMIZ TEKTİR: YA
İSTİKLAL YA ÖLÜM !” diye yanıtlar.
“Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’de, Kafkas cephesinde ve Kurtuluş Savaşı’nda kanlarıyla, canlarıyla bedenlerini siper etmiş hekimlerin ocağına Atatürk’ün tanımını yaptığı Türk nitelemesini çok görerek onları incitmek anlaşılır ve kabul edilebilir değildir”
Son Söz; “Ben Milli mücadeleye çıktığımda ordunun da halini gördüm, saltanatın da. Bir de bağımsızlık ışığı gözünden parlayan Dr. Hikmet’i.” Mustafa Kemal Atatürk.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.