KUR’AN İLE HADİSİN DERECELERİ VE ARALARİNDAKİ FARK

KUR’AN İLE HADİSİN DERECELERİ VE ARALARİNDAKİ FARK

Sünnet, Kur’ân’ın açıklayıcısı olduğu için Kur’ân-ı Kerîm’den hemen sonraki ikinci delildir. Kur’an, okunan vahiy; sünnet, rivayet olunan vahiy (Şâfiî, Risâle, s. 91-92); Hadis ise, “rivayet edilen sünnet” (Kâsımî, Kavâidü’t-tahdîs, s. 35-38; Cezâirî, Tevcîhü’n-nazar, s. 2) demektir.
Kur’an da, hadis te vahydir. Bu bakımdan ikisi de birdir. Fakat Kur’an vahyin en yüksek mertebesidir. Açık ve okunan vahiydir.(Vahy-i metlüv, vahy-i zâhir) dir. Lafzı ve manası birlikte vahyolunmuştur. Allah’tan yalnız gelen mânâ değil, lafzı da beraberdir. Bundan ötürüdür ki: Kur’an-ı mânâ ile rivayet caiz olmamıştır. Ve yine bunun içindir ki, yalnız mâna ve tercüme Kur’an değildir.
Hadis ve sünnet de bir vahiydir. Cebrail peygamberimize Kur’an ile geldiği gibi, hadis ve sünnet ile de gelirdi.(Kurtubi Tefsiri cilt 1, sayfa 330, Sünen-i Ebu Davud) Şu kadar ki bu metlüv (tilavet olunan/okunan vahiy) değildir. Lafız olmayıp sadece manadan ibarettir. Allah’ın muradını bildirmektedir. Bunu Cebrail istediği lafızla/sözle ifade edebileceği gibi Peygamber de Cebrail’den aldığını istediği lâfızlarla ifâde eder. Hadisi mana ile rivayetin caiz olması da bundandır. (Ebü’l-Bakâ- Külliyat, Mir’at üzerine İzmîrî hâşiyesi c. 2 s. 197, Süyûti-İtkan)
Hadis de bir vahiy olduğu için bununla tespit edilen hükümler de yine Allah’ın vahyine ve emrine dayanır. Peygamberin şer’i hükümlerindeki içtihadı da yine vahy demektir. Kur’an’ın hem lafzı, hem de manası Allah’tan olduğu için Kur’an birinci derecede, hadis ve sünnet ikinci derecede Müslümanlığın kaynağı ve esası olmuştur. (Riyazü’s-salihin cilt 1 s. IX)
Hadisi şeriflerin sahih olup olmadıklarının bilinmesi konusunda Abdülazİz Debbağ Hazretleri El-İbriz adlı eserinde şöyle der:
“Resûlullah (sav) Efendimizin sözleri (erbabınca) gizli, kapalı ve karışık değildir; Rahatlıkla bilinir.”
Buna pratikten bir misal vererek buyurdu ki;
“Bir kimse kış ayında nefes alıp verdiğinde, ciğerlerinden sıcak hava, soğuk havaya geçerken görülebiliyor. Ama yaz aylarında ise içinden çıkan havanın sıcaklığı dışarıdaki havanın sıcaklığına yakın bulunduğu için onu görmek mümkün değildir. Bunun gibi Peygamber (sav) Efendimizin mübarek sözünü (hadisini) telaffuz ettiğinde, o hadisle birlikte bir nûr da dışarı çıkıyor. Onun sözünden başka bir sözü teleffuz eden kimsenin ağzından ise bir nûr çıkmıyor.” (Eşşeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri, El-İbriz, cilt 1, sayfa 117, Tercüme Celal Yıldırım)
Abdülaziz Debbağ hazretleri yine aynı eserde ayetler, kudsî hadislerle kudsî olmayan hadislerin nurlarının da birbirinden farklı olduklarını izah eder ve şöyle der:
“Bu üçü arasındaki fark –her ne kadar hepsi de Resûlullah (sav) Efendimizin dudaklarından çıkmışsa da- her birinin kendine has bir nûru vardır, bu nûr da Resulullah (sav) Efendimizin nûrudur. Ancak Kurân’da olan nûr Cenâb-ı Hakk’ın zatından gelmedir ve öncesizdir. Çünkü Allah’ın kelâmı öncesizdir. Kudsî hadiste bulunan nûr, Resûlullah (sav) Efendimizin rûhundan gelmedir ve bu öncesiz olan Kur’an nûruna benzemez. Çünkü bunun nûru öncesiz değildir. Kudsî olmayan hadisteki nûr, Resûlullah (sav) Efendimizin zatından gelmedir. Böylece üç nûr var, her biri izâfe edildiği (ait olduğu) şeye göre değişiklik arzetmektedir. Kur’an’ın nûru, Cenâb-ı Hakk’ın zâtındanddır. Kudsî hadisin nûru Cenâb-ı Peygamberin rûhundandır. Kudsî olmayan hadisin nûru Resûlullah (sav) Efendimizin zatındandır.” (El İbriz cilt 1, sayfa 119, Tercüme Celal Yıldırım)
Abdülaziz Debbağ hazretlerinin bu sözlerinen anlıyoruz ki bir hadisi şerifin sahih olup olmadığını bilen İslâm âlimleri ve Allah’ın veli kulları her zaman olmuştur. Zamanımızda da var oldukları muhakkaktır.
Afyonakarahisar ilimizde eskilerin ‘Cıkcık Dede ve Şakalak Dede’ dedikleri asıl adı Nur Mehmed Efendi olan bir velî varmış. Kendisi ümmiymiş. Ramazan ayında hafızlar mukabele okunurken yanılınca hemen “CIKCIK” der ve hafızları uyarırmış. Bu yüzden de adı ‘Cıkcık Dede’ olarak kalmış. Kendisine hafız olmadığın halde hocaların yanlış okuduğunu nerden biliyorsun? Diye sorulduğunda hafızların yanlış okudukları zaman ağızdan çıkan nur kesilmekte ben de yanlış okuduklarını bundan anlamaktayım dermiş. Bu velinin mezarı kendi adını taşıyan camidedir.
Âyet olmamak kaydıyla Hz. Peygamber’in “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur” diyerek Allah Teâlâ’ya nisbet ve izafe ettiği hadislere Kudsî Hadisler veya İlâhî, Rabbânî hadisler denir.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi