MÜ’MİN VE MÜSLİM  KAVRAMLARI ARASINDAKİ NÜANS FARKI VARMIDIR?

MÜ’MİN VE MÜSLİM KAVRAMLARI ARASINDAKİ NÜANS FARKI VARMIDIR?

Sa’d b.Ebi Vakkas’ın, babası Sa’d’tan naklen haber verdiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v.), (Sa’d da aralarında oturmakta iken bir kaç kişiye dünyalık vermiş) Sa’d hâdiseyi şöyle anlatmıştır: “Rasûlüllah (s.a.v.) onlardan birine bir şey vermedi. Hâlbuki en çok beğendiğim o idi. Bunun üzerine ben:
– Ya Rasûlüllah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü’min görüyorum, dedim. Rasûlüllah (s.a.v.): “Yahud müslim” dedi. Biraz sustum. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çalarak;
-Ya Rasulallah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü’min görüyorum, dedim. Rasulüllah (s.a.v.): “Yahud müslim” buyurdu. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çaldı. Ve; ya Rasûlüllah! Filanı niçin bıraktın? Vallahi ben onu iyi mü’min görüyorum, dedim. Rasûlüllah (s.a.v.) tekrar:
“Yahud müslim” buyurdu ve ilave ederek: “Ey Sa’d! Ben -başkası benim için daha makbul olduğu halde- bazan sırf bir adam yüz üstü Cehenneme atılır endişesiyle ona bir şeyler veriyorum” buyurdular (Buhârî, İman: 19; Müslim, İman, 236, 237).
Hadisin zahiri: “… De ki: Siz iman etmediniz, bâri müslüman olduk deyin” (el-Hucurât, 49/14) ayetine uymaktadır. Hadiste Rasulullah (s.a.v.), imanın İslâm’a nazaran daha özel olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca, o şahsın münafık olmadığını, müslüman olduğunu da belirtmiştir. Ona vermeyişinin sebebi ise, onun müslüman olduğunu bilmiş olmasıdır. Rasûlüllah’ın esas gayesi, daha çok müellefe-i kulûb durumunda olan kimselere bir şeyler vermek suretiyle onların kalblerini İslâm’a kazanmaktı. Aynı zamanda “yahud müslim” sözü ile bir gerçeğe de işaret etmek istiyordu. O da imanın bir kalb işi olduğu ve kalbde olana kolay kolay vakıf olunamayacağı, onun için de “müslim” demenin daha uygun olacağı gerçeği idi. Aynı şekilde, bir kimseyi överken onun bâtınî (iç) durumunu söylemekten sakınmak gerekir. Çünkü insanın iç dünyasını yalnız Allah Teâlâ bileceğinden, insanın zâhirî durumuna bakarak “müslim” demenin daha uygun olduğu dile getirilmek istenmiştir (İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, IV, 219; Tecrîd-i Sarih tercemesi, I, 40).
Genel olarak Hz. Peygamber de “iman” ile “İslam” veya “mü’min” ile “müslim” arasında ayırım yapmamıştır. Hattâ aynı şeyi ifade etmek üzere söylenen hadislerde bazan “müslim”, bazan da “mü’min” kelimeleri kullanılmıştır (bkz. Buhârî, İman: 20, 36; Nesâî, İman: 3, 4; Ebu Davud, Edeb, 47; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 89, 90, 162).
Mâturidi, iman ve islamın aynı anlama geldiğinin Kur’an ile sabit olduğunu belirterek, bu konuda şu ayeti delil göstermektedir. Zâriyat suresinde Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mü’minîne; Femâ vecednâ fîhâ ğayre beytin minel müslimîne.” “Bunun üzerine, orada (suçlu bulunan milletin arasında) bulunan müminleri çıkardık. Zaten orada, Müslüman olan sadece tek bir ev halkı bulduk.” (Zariyat 51/ 35-36) (Mâturidi, Te’vilât, IV/549) Bu ayette Allah (c.c.)’ın aynı kimseleri hem müminler hem de Müslümanlar olarak vasıflaması, iman ile islamın aynı anlama geldiğini göstermektedir. Allah (c.c.) Kur’an’da, ebedi kurtuluş müjdesini bazen iman kavramına, bazen de İslam kavramına bağlı olarak vermektedir. (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 637; Te’vîlât, IV, 549)
İmamı Mâturîdi bu konuda bazı hadisleri delil olarak göstermektedir. O’na göre, Hz. Peygamber(SAV)’den nakledilen bazı rivayetlerde “cennet sadece mümin olan girer.” Sözünün diğer bir rivayette “cennete sadece Müslüman girer” (Buhari, Cihad, 182, “Rikak”, 45; Müslim, “İman”, 178, 377, 378, İbn Mace, “Zühd”, 34) diye nakledilmesi de İslam ile imanın aynı olduğunu göstermektedir. ( Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 637) (Ahmet AK, Maturidi Kaynaklarda Maturidi ve Maturidilik, 64; TC. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri (İslam Mezhepleri Tarihi) Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara 2006)
Ayrıca Hz. Peygamberin Cibril hadisinde geçen iman ve islam tanımlarını da delil getirmektedir. Zîrâ Mâturîdi, Cibril hadisiyle ilgili değişik rivayetlerde iman nedir? Ve islamın ilkeleri (şartları) nedir? (Mâ şerâiü’l-İslam?) şeklindeki rivayeti doğru bularak, ikinci soruya verilen cevabın, birinci sorunun açıklaması olduğunu söyleyerek, iman ile islamın aynı anlama gelen iki farklı kelime olduğunu savunur. (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 636; Krş. Sönmez Kutlu, Türklerin İslamlaşma Sürecinde Mürcie ve Tesirleri, 280, Ankara, 2000)
İmamı Maturîdi’nin hocaları zincirinin başında olan İmamı Azam’ın Müsnedin’de yer alan Cibril hadisinde de Maturîdi’nin yukarıdaki belirttiği “islamın ilkeleri (şartları) nedir? (Mâ şerâiü’l-İslam?” sorusu bulunmaktadır. (Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1; İmamı Âzam, Müsned, 1).Bu hadisin bâzı rivayetlerinde ise “islamın ilkeleri/şartları nelerdir?” sorusu yerine “İslam nedir?” sorusu yer almaktadır.
İmamı Mâturidi’nin hocalarının hocası olan ve ehli sünnet âlimlerince ehli sünnetin en büyük imamı ve kurucusu sayılan İmam-ı Azam’a nisbet edilen Fıkh-ı Ekber’de de şöyle denilmiştir: İman, ikrar ve tasdiktir, İslam Allah Teala’nın emirlerine teslim olmak ve bağlanmaktır. Bundan dolayı iman ile islam arasında lügat yönünden fark vardır. Fakat şer’i hükümde İslam’sız iman, imansız İslam olmaz. Bu ikisi zahir ile batın, yüz ile astar gibidir. Din de iman ve İslam ve şeriatın hepsine birden konulan isimdir.
İmamı Mâturîdi, islam toplumunda, her müslümana, mümin ve her mümine de Müslüman denilmesinin tartışmasız bir şekilde süregeldiğine dikkat çekmekte ve bunu, iman ve islamın aynı anlamda kullanıldığının örfî bir delili olarak kullanmaktadır. (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 638) O, kişiyi imandan çıkaran bir davranışın, islamdan da çıkardığını; İslamdan çıkaran bir davranışın da imandan çıkardığı ve ahrette “ehl-i iman” için olan yerin “ehl-i islam” için de mekân olacağı ve müminlere verilecek nimetlerin Müslümanlara da verileceği konusunda bütün mezheplerin aynı görüşte olmalarını da başka bir delil olarak getirmektedir. (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 638)
Netice olarak Mâturîdi, yukarıdaki açıklamalar ışığında, iman ve islam kelimelerinin esas itibarıyla aynı anlamda kullanıldığına vurgu yaparak, bu kadar açık ve net olan bir konuda gereksiz tanımlamalara giderek ayrım yapılmasını gereksiz görmektedir. (Mâturîdi, Kitabu’t-Tevhid, 638) (Ahmet AK, Mâturîdi Kaynaklarda Maturidi ve Maturidilik, 65; TC. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri (İslam Mezhepleri Tarihi) Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara 2006)
Bunun yanında mümin kavramına Müslüman kavramına nazaran daha derin mana verip, Mümin imanını dil ile itirafın yanında kalb ile tasdik ve bu tasdikini amelle süsleyen kişi manasına gelir diyenler vardır. Bu görüşü savunanlar Hucurat suresi 14. Ayeti ve bu ayetin inmesine sebep olan olayı delil olarak göstermektedirler. Medine döneminde İslam’a girip müslüman oldukları gerekçesi ile Peygamber Efendimizden maddi yardım talep eden bir kabile mensuplarının bu talepleri üzerine Hucurat suresi 14. Ayet nâzil olmuştur bu ayette Cenâbı Hakk şöyle buyurmaktadır:
“Bedevîler «İman etdik» dediler. De ki: “Siz îman etmediniz amma, (bari) müslüman olduk deyin. İman henüz sizin kalblerinize gir (ib yerleş) memişdir. Eğer Allaha ve peygamberine itaat ederseniz O, sizin amel (ve hareket) lerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah (mü’minleri) çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.”
Ayrıca Kur’an-ı kerim’de “Mü’minun” adında bir sure bulunup bu surenin ilk on ayetinde Mü’minlerin özelliklerinin anlatılması da dikkate değerdir.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi