Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Misafir Kalem

Müslümanlar Neden Birleşemiyor? (1)

Müslümanlar neden birleşemiyor? Müslümanların bir olmasından kasıt nedir? Bu birlik, bu birleşmenin mutlaka olması gerekiyor mu? Cevabımızı net olarak beyan edelim. Evet. İslam tevhid dini olduğu için Müslümanların Hakk çizgide, Hakk yolda kesinlikle birlikte, beraber ve bir olmaları gerekiyor. Eğer müminler isek böyle! Bunu Kur’an’dan öğreniyoruz:

Enfal 63: “(Allah) onların kalplerinin arasını telif etti (kalplerini birleştirdi). (Allah müminlerin kalplerini birleştirmeseydi), yerdekilerin tamamını sarf edecek olsan bile sen onların kalplerini birleştiremezdin. Lâkin Allah onların kalpleri arasını telif etti (birleştirdi). Şüphe yok ki O Azizdir, Hakîmdir.”

Ayetimizin çok net olarak söylediği şey, eğer Allah’a Billahi manada inanıyorsanız durum budur: Allah, müminlerin kalplerinin arasını telif etti, kalplerini birleştirdi. Kur’anımızın açıkladığı şekliyle Billahi iman; Allah’ın Ehad oluşu, yani dışı ve sınırı olmayışıdır, öncesi ve sonrası olmamasının kabulüdür.

Peki, bu kalpleri birleştirme nedir? Nasıldır? Nasıl olmalıdır? İşte bunu tefekkür edeceğiz. Ayette Allah müminlerin kalplerini birleştirdi dediği halde kalplerimiz bir değilse, o zaman nasıl bir müminiz acaba? (yani iman nerede?). Hani Nasreddin Hoca eve getirdiği iki okka eti kedinin yediği söylenince, kediyi tartıp da iki okka geldiğini görünce diyor ya, “Kedi buysa et nerede, bu tarttığım etse kedi nerede?” diye, işte onun gibi bir şey. Belki de tam da bu durumu anlatan şu ayetlere bakarak, konuyu biraz daha anlayabilmemiz mümkündür.

Hucurat-14: “Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: Siz îman etmediniz ama (bari) müslüman olduk deyin. İman henüz sizin kalplerinize girip yerleşmemiştir. Eğer Allah’a ve Rasulune itaat ederseniz, O sizin amellerinizden (yaptıklarınızdan) hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah (mü’minler için) çok ğafur, çok rahimdir.”

Bu ayetimizden de anlıyoruz ki birleşmek için, bir olmak için, Müslüman olmak yeterli değildir. Mümin olmak gerekmektedir, yani TEK ve GERÇEK VAR’a göre, O’NUN DIŞI ve SINIRI YOKTUR’a göre bir idrak oluşturup o idraka göre bir hayat sürmek gerekmektedir.

Dünyadaki manzara bizim için ölçü olamasa da şunun altını çizmek lazım. Dünyada hangi düşüncede olursa olsun insanlar birleşebilmiş değillerdir, insanların birleştiğine dair bir fotoğraf yoktur. Yani Müslümanlar birleşemiyor da diğerleri birleşmiş zannedilmesin. Hatta onların birleşmeleri hiç mümkün değil; onlar asla birlik olamazlar. Bunu da yine kitabımız Kur’anı Kerim’den öğreniyoruz:

Haşr Suresi 14: “Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri birbirinden ayrıdır. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir.”

Ayetimizden öğreniyoruz ki “Onlar (inanmayanlar, yanlış inanış ve felsefelerde olanlar, dunihi algı ile yaşayanlar) birlik ve cemaat olamazlar. Çünkü ilahlık hissiyatlı (sözde tanrılık hissiyatlı) insanların kendi aralarındaki menfaat hırsları onların birbirleriyle irtibatlarını keser, bu yüzden birlik olamazlar. Bu menfaat hırsları bir mal mülk olabileceği gibi makam mevki, hatta dini denilen işler konusunda bile görülebilir.

 

Oysa Billahi anlamda iman edenlerin sadırları ilahlık hissiyatından yani Kur’an da bahsi geçen dunihi algıdan (Dunihi algı; sanki Allah’ın dışı varmış gibi imandır. Kişinin kendisini Allah’ın dışında, Allah’tan ayrı “gerçekten var” veya “müstakilen var” bir varlık sanmasıdır. Yani Allah var, ondan ayrıca ben de varım zannıdır.) temizleneceği için, Hucurat Suresi 10. Ayet gereği; onların kalpleri telif edilmiş, birleşmiştir, bu yüzden onlar ancak kardeştirler; Billahi iman potasında hepsi BİR’dirler; artık onlar BİZ’dirler. Bu idrakla yaşayanlar çoğul olmayan BİZ ruhunu, Kur’an’da geçen BİZ manasını keşfetmiş, böylece Allah’ın “birleştirin” dediğini birleştirip şekillendirmişlerdir. Yani: Billahi anlamda iman eden ve bu imana uygun fiiller ortaya koyanlar, “Ben” deyişlerinin bir emaneten yetki olduğunu fark edip Allah adına “BEN” demişler, kendi “BEN” deyişlerini Allah’a ait olan gerçek “BEN” deyişle birlemişlerdir. Bu imanla Allah’a iman etmiş, teslim olmuş Müslümanların bu birleme, birleştirme gayretleri, bütün kulların hissedişlerinin birlendiği idraka kadar gider ve nihayet onlar, Allah’ın Vahid vasfını görür gibi şahitlik yaşarlar. Ancak “Allah’ı görür gibi” dediğimiz bu halle yaşayanlar kardeş olabilirler ve ancak bu Müslümanlar birleşebilirler.

Belli zamanlarda, savaş, zorluklar, bayramlar, sevinçler gibi sebeplerle yan yana gelmiş insanların verdiği birlik görüntüsü, ayet ve hadislerdeki birleşme (kalplerin telif edilmesi) kapsamında değildir. Cenazelerde, özel günlerde bir araya gelen akraba, eş dost ve arkadaş birlikteliği değildir ayetlerde anlatılmak istenen! Kastedilen şey; kalplerin, idrakların, hislerin yani canların birlikte, beraber, bir olmasıdır. Biz işte bu yazımızda bazı büyük zatların “gelin canlar bir olalım” deyişi ile kastettiği bu manayı, bu hali anlamaya, neden böyle değiliz, bunu sorgulamaya çalışıyoruz.

Müslümanların normal zamanlarda, normal hayat akışında aralarında kin, nefret, göz dikme, hasetlik gibi duyguların hiç olmadığı, birilerinin dedikodusunu yapmadıkları, fesatlık düşünmedikleri, nankörlük yapmadıkları, tuzak kurmadıkları, arkadan iş çevirmedikleri, ihanet etmedikleri; canlarına, mallarına, namuslarına kastetmedikleri bir Müslüman toplum var mı diye düşündüğümüzde bunun cevabı “hayır” ise, demek ki Müslümanlar olarak biz henüz birleşebilmiş değiliz!

Kastettiğimiz birleşmeyi sağlayacak olan tek şey ise; Tevhid algısıdır, ki yukarıda bu algıdan çok öz, çok yalın bir şekilde bahsettik. Tevhid, insanların kalplerini ve dolayısıyla duygu düşünce, konuşma ve davranışlarını doğru istikamette (Billahi algıda) tutacak olan idraktır. Oysa dünyada (hangi inanışta olurlarsa olsunlar insanlarda) yaygın olan algı, tevhide uygun değildir. İnsanlarda bağımsız, birbirinden ve elbette Allah’tan ayrı, Allah’ın dışında müstakilen var ve muhtar varlıklarmış zannına dayanan bir inanç ve kabul mevcuttur (dunihi  algı). Bu kabulle insan, fıtratındaki Allah nurunu örtmekte, “nefsin şerri” ve “vehmin zulmeti” (Tin Suresi 5. ayet) denilen idraka düşmekte, sonuçta kendini bir tanrı, bir ilah gibi hissetmeye ve kabul etsin veya etmesin böyle de bir yaşam sürmeye devam etmektedir.

Bu tablonun yaşandığı ortamda hayatın nasıl olacağını bize kitabımız Kur’an-ı Kerim, Enbiya Suresi 22. ayette “Eğer semavat ve arzda Allah’tan başka tanrılar olsaydı fesat çıkardı” diyor. Fesatın çıkması, ayrı varlıklar arasında olabilecek bir şeydir. Neden bir, birlikte olamıyoruz, neden kalplerimiz ayrı ayrı, şimdi biraz anlaşılıyor mu?

Konuya devam edeceğiz, çünkü bu mesele hepimiz için hayati önem taşıyan bir meseledir. Hala fırsatımız varken bu meseleyi çözemezsek eğer; Müslümanlar olarak dünyada, özellikle de ahirette iflah olamayacağımız kesindir! Geçici olan dünya hayatımız neyse de, sonsuz hayatımız olan ahiretde de iflah olamamak korkunç değil mi?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER