NAMAZ SOSYAL HAYATIMIZA HAKİM OLMALIDIR

NAMAZ SOSYAL HAYATIMIZA HAKİM OLMALIDIR

Muharrem Günay 7 Nisan 2010 Çarşamba 03:00:00
  İslam’ın ilk emri oku’dur, okumak bilmeyi, anlamayı bilmek ve anlamakta bildiklerini yerine getirmeyi gerektirir. Cenâb-ı Hak, insanı kendisine iman ve ibadet etmesi için yaratmıştır. İbadet; boyun eğme, itaat etme, emrin gereğini yerine getirme gibi anlamlara gelir. Yüce Allah Kur’an-da “Vema Halagtül Cinne Vel İnse İlla Liya’budun” (Zariyat suresi, ayet: 56) (Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım) buyurmaktadır. Demek ki insanın yaradılışındaki hikmet Allah’ı bilmek ve ibadet etmektir.
Namaz Allah tarafından Kur’an’da emredilen ilk ve en önemli görevlerden biri olup imandaki samimiyetin en önemli göstergesidir.
Kur’an-ı Kerîm’de hiçbir yerde: “Elleziyne yusallune’s Salâte” Onlar namazı sallâ yaparlar, yâni namazlarını kılarlar ifa­desi kullanılmamıştır. Namazla alâkalı olarak sürekli ikâme kelimesi kullanılmıştır. “Egımissâlat-Namazı ikame ederler.” İkâme lügatte ayağa kaldırıp dikmek, yerleştirmek demektir. Onun içindir ki Sevgili Peygamberimiz: “Namaz dinin direğidir” buyurmuştur.
Öyleyse “Egimissalâte…” ayeti ile bu direği yerine dikmemiz, yerleştirmemiz emrediliyor. Aynı zaman da namaz, ancak cemaatle ayağa kaldırılabilecek büyük bir direğe benzetilmiştir. Çok büyük ve bir kişi ile yerden kaldırılamayacak kadar bir direk düşünün ki bu direk ancak bir kaç kişinin bir araya gelip güçlerini birleştirmesiyle kaldırılabilir, yerine konulabilir. İşte namaz da böyle bir direktir ki ancak cemaat halinde birlikte ikame edilmesi, yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Onun içindir ki cemaatle namaz kılmak teşvik edilmiş ve Allah’ın Resûlü tarafından cemaatle kılınan namazın sevabı tek başına kılınan namaza göre 27 derece daha fazla olduğu ifade edilmiştir.
Allah tarafından yapılması emredilen ibadetlerin hepsinin sosyal hayatı düzenleyici fonksiyonları vardır. Namaz sosyal hayatımızı düzenleyen ibadetlerin başı ve en önemlisidir.
Yâni öyle bir namaz kılacağız ki; kıldığımız bu namaz hayatımıza hâkim olan bir namaz olacak. Değilse başka âyetlerden öğreniyoruz ki; hayata etkili olmayan, hayatımızı düzenlemeyen, bizi kötülüklerden alıkoymayan, hayatımızı düzenleme konusunda etkili olmayan bir namaz, Allah’ın istediği bir namaz değildir. Sözgelimi; fakiri doyurmaya teşvik etmediği halde, yetimi itip, kakıp, azarladığı halde, randevusuna riâyet etmeyip sözünü yerine getirmediği halde, emanete hıyanet edip, namus ve iffetine sahip çıkmadığı halde, başkalarının namus ve iffetine uzandığı halde, haram yiyip içtiği halde, kula kulluk edip, dünyevi menfaatler uğruna el etek öptüğü hâsılı hayatını İslâm’a, Kur’an’a göre düzenlemediği halde sadece din kurtarmak ve borç ödemek için kılınan bir namaz, namaz değildir.
Eğer namaz kıldığımız halde hayatımızda bir kısım bozukluklar varsa biz namazı Allah’ın istediği şekilde kılmıyoruz da namaz gösterisinde bulunuyoruz demektir. Namazla din kurtarma çabası içine giri-yoruz demektir. Eğer kişinin namazıyla hayatı, namazıyla ticareti, namazıyla siyaseti, namazıyla aile hayatı, namazıyla sosyal hayatla münâsebeti aynı doğrultuda değilse bu namaz Allah’ın istediği bir namaz değildir. Bu tür namaz kılanlar Maun suresindeki “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar na-mazlarında gafildirler” hitabının muhatabı olurlar.
Toplumda namaz ayağa kaldırıldığı zaman dinî hayat ayağa kaldırılmış demektir. Meselâ bir ülkede oturan insan­ların her biri, tek tek namazlarını kılsalar bile namaz ikâme edilmiş sayılmaz. Namaz, toplum olarak ikâme edilmesi gereken bir ibâdettir.
Namazın kılınması için önce en yakınlarımızdan başlayarak, ‘yakından uzağa’ ilkesi içerisinde “emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ani’l münker” yapmalıyız; Yâni iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevimizi yerine getirmeliyiz. Namaz kılmayanları uyarıp, namaza teşvik etmeliyiz. Hayatımızı, günümüzü namaza göre programlamalıyız. Hayat programının içine sıkıştırılmış bir namaz değil, ya da namaza yer bırakmayacak bir hayat programı değil, namaza göre ayarlanmış bir hayat programını gerçekleştirmenin uğraşısı içinde olmalıyız.
— Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki: “Bu dinin başı teslimiyettir. Allah’a teslim olan selamete erişir. Namaz, dinin direğidir. Ama en yüksek şeref ve derece cihattır. Bu dereceye ancak en üstün Mü’minler ulaşır.” (İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/36)
Onun için Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: “Namaz benim gözümün aydınlığı kılınmıştır!” buyurarak, namazın her iki hayatımıza da aydınlık getireceğine işaret etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in elliden fazla yerinde namazdan bahsedilmiştir. Âhiret’te insandan ilk önce bu ibâdetten sorulacağı da onun önemini anlatmaya yeterli bir delildir.
Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler gönderildikleri insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. (Bak: Bakara, 83; Maide, 12; Yunus, 87; İbrahim, 37; Meryem, 31, 35; Tâ-hâ, 14, 132; Enbiya, 73. ayetler)
Namaz belli eylemler ve özel rükünler ile yüce Allah’a kulluk etmektir. Namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret ise de, içerisi ve gerçek mahiyeti, yüce yaratıcıya münâcât etmek, O’nunla konuşmak, O’na yakınlaşmak ve O’nu müşahede etmektir. Bu özelliğinden dolayı, yani yüce yaratıcı ile teklifsiz, aracısız buluşma ve konuşma anlamına gelişinden dolayı, “Namaz müminin miracı” ve ilâhî bir lütuf olarak kabul edilmiştir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi