NE YAPACAĞIZ?

NE YAPACAĞIZ?

Tarihi günler yaşadık, yaşıyoruz. 15 Temmuz gecesi, o gecede darbe girişimi olması nedeniyle değil, millet kendi iradesiyle darbeyi engellediği için tarihi bir gecedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki aklı başından gitmiş bir gurup millete kast etmiş, ne mutlu ki, Milli duyarlılık gösteren komutanların basireti ve milletin feraseti ile amaçlarına ulaşamadan bertaraf edilmişlerdir. “Bir gurup” değil de Türk Silahlı Kuvvetleri “toptan” bu işin içinde olsaydı durumun değişik olacağını söylemeye bile gerek yok herhalde. O nedenle milli duruşunu koruyan komutanlarımıza şükran borçluyuz.
Bir teşekkür de Türk medyasına layıktır. Tarafsız, Milli basına herkesin, her zaman ihtiyacı olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
***
Darbe teşebbüsüyle birlikte Milletimiz sokaklara, meydanlara döküldü. Aslında bu son derece riskli bir hamle idi. Allah korusun en küçük bir terslik ülke çapında önlenemez bir yangını başlatabilirdi. Şükür ki öyle bir şey olmadı.
Şimdi hesap verme dönemi başladı. Darbeciler tek tek yargı önüne çıkacak. Millet idam istiyor ama, bu talebin hayata geçip geçmeyeceğini zaman gösterecek. Bu kapsamda darbecilerden hesap sormak, en şiddetli cezayı vermek ne kadar gerekli ise, gözü dönmüş bir öfke ile Türk Milleti’nin hiçbir değerine uymayacak bir şekilde askerimizi lince girişenlerin, hatta kanını akıtanların da belirlenmesi, onların da hak ettiği cezaya çarptırılması elzemdir. Suçsuz-günahsız Mehmetçiklerin kanını dökmek kimin haddidir? İki arada, bir derede kalmış, ateş açsa da hain, açmasa da hain konumuna düşecek 20 yaşındaki delikanlıya yapılanlar reva mıdır? Gözü dönmüş halde Mehmetçik’e saldıranların cezalandırılması en az darbecilerin cezalandırılması kadar önemlidir.
***
Evet, “O gece” meydanlar doluydu. Ama meydanlardakinden çok daha büyük bir kalabalık evlerinde endişe içerisindeydi. Haksızlar mıydı? Elbette hayır. Geleceklerini, yarınlarını, çocuklarını düşünüyorlardı. Her insanın hakkı olan bu endişeleri taşıdığı için kim suçlanabilir ki? Meydanlara çıkıp “iradesini” savunanlar ne kadar haklı/şanlı ise “yarınını” güvence altına almak için çaba gösterenler de o kadar haklıdır. Evdeki çocuğu ekmeksiz kalmasın diye fırına gidene, ailesini, işini düşünerek aracına benzin alana, işi-düzeni bozulmasın diye tedbir alana nasıl kızılabilir? Meydana çıkanların çoğu bu tedbirleri alıp çıkmamışlar mıdır?
“Önce can, sonra canan” diyenlere laf edenler bir kez daha düşünmelidirler.
***
Darbe girişiminde “dış etkenler” de son derece önemlidir. ABD’nin bu saldırılardaki payı şimdiden gözle görülmektedir. Yarın toz-duman biraz dağıldığında iyice ortaya çıkacaktır.
Artık hainliğin boyutu ortadadır. FETÖ olarak adlandırılan örgüte sempati duyanlar, sevgi besleyenler kendine gelmeli, ihaneti görmelidir. Yanlışta ısrar ihanete kadar gider, yanlıştan dönmek ise erdemdir. Kardeşi kardeşe kırdıranların, Meclis’e, halka bomba ve mermi yağdıranların ne sevgisi olur, ne saygısı…
***
Yaşananlardan alınması gereken en önemli derslerden birisinin de “Senin adamın, benim taraftarım” diyerek yapılan görevlendirmelerin “ihanet”le eşdeğer olduğunun anlaşılmasıdır. “Hak ve liyakat” selametin anahtarıdır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi