NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)- 13

NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)- 13

Konuşma dili konusunda Hakk yol için tercih yaparken nasıl bir yöntem uygulayacak, tercihimizi nasıl yapacağız, bu sorunun cevabı kapsamında bazı ana başlıkları ele almaya devam ediyoruz. Bugün suçlama cümlelerini konuşacağız. İlk olarak zann cümleleri, sonra kıyas ve merak cümlelerini ele aldık, şimdi de suçlama içeren cümleler: Talibin her türlü suçlama içeren cümle kurmaktan sakınması gerekir.
“Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ile ilahlık hissiyatı sergileyen bir duniHi ilah, iki tip insandan nefret eder. Bir duniHi ilah iki tip insandan nefret eder; birincisi diğer ilahlık hissiyatı sergileyen insanlar. Kendisi de ilahlık hissiyatı sergiliyor ama diğer ilahlık hissiyatı sergileyen insanlardan nefret eder, onların ilahlık hissiyatı sergileyen davranışları onu çıldırtır. Enbiya Sûresi 22, İsra Sûresi 42, Müminun Sûresi 91. ayetlerde Rabbimiz bize öğretiyor ki; eğer fazla ilah olsaydı, onun belirtisi şudur; onlar kavga ederler. Fazla ilahın ortaya koyacağı en önemli şey bu: Kavga ederler, birbirlerine üstün gelmeye çalışırlar… Ve buyuruyor ki; görüyorsunuz, Allah’tan başka ilah yok, işte o yüzden de kavga yok! Hâlbuki insanlar ilah hissiyatlı oldukları için ilah hissiyatlıklarıyla birçok ilah var gibi. O zaman bu ayetlere göre onlar mutlaka kavga edecekler. İşte bu yüzden bir duniHi ilah, ilahlık hissiyatı taşıyan diğer insanlardan hoşlanmaz, onların halleri onu çıldırtır. İkinci sevmediği tip ise şudur: Eğer bir kişi “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına sırtını dönmüş ve haniyf vasıflı olmuşsa işte bu insanlar da duniHi ilahı çıldırtırlar. İki tip insan: Birisi ilahlık hissiyatı sergileyenler, diğeri ilahlık hissiyatına ters dönmüş, Rabbini seçmiş insanlar. Bu durumda duniHi ilahı bütün insanlar çıldırtıyor demektir. Çünkü insanları zaten iki ana gruba ayırırız: İlahlık hissiyatı taşıyanlar, ilahlık hissiyatına sırtını dönmüş olanlar. Ama her ikisinin de vasıfları bir duniHi ilahı çıldırtan vasıflar. Dolayısıyla bir duniHi ilah bütün insanlardan çıldırır, nefret eder; bütün insanların davranışları onun gözüne batar. Ancak şöyle bir fark vardır: Birinci gruptakilere yani diğer ilahlık hissiyatı taşıyanlara dayanamaz, fakat onlarsız da yapamaz. Bir kumarbazı düşünün, muhafaza buyur ya Rabbi, karşısında kendisinin malını, mülkünü, parasını alan kumar oynadığı partnerini, kumar arkadaşını sevmez, hoşlanmaz ama onsuz da yapamaz. İşte, duniHİ algıyla ilahlık hissiyatıyla yaşayan bir kişi birinci gruptakileri yani diğer ilahlık hissiyatlı kişileri sevmez, onlardan nefret eder, halleri onu çıldırtır ama onlarsız da yapamaz. Fakat ikinci gruptaki onu çıldırtanlar yani “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına sırtını dönmüş haniyf vasıflılar, işte onlarsız yapar. Çünkü onları istemez. Onların yaşamasını bile istemez. Onlara hayat hakkı tanımaz. Hac Sûresi 72, Kalem Sûresi 51. ayetlerden öğreniyoruz ki onlara saldıracakmış gibi bakar, onları gözleriyle yiyecekmiş gibi bakar. Bu saydığımız sebepler bu duniHi ilahı ne yapar? Kavgacı, tatminsiz, geçimsiz ve huzursuz yapar. Böyle olunca, onun o kavgacı damarı onun hayat tarzı haline gelir. Çok önemli bir şey bu: Kavga… Suçlama cümlelerinden sakınalım dedik ama o cümleler nasıl ortaya çıkıyor bakın. Nasıl çıkıyor? Kavgacı, tatminsiz, geçimsiz, huzursuz nefsin şerrinin halinden ortaya çıkıyor. Sebeplerini söyledik: Kavgacı damar, kişideki kavgacı dosya. İşte bu kavgacı dosya o insanın Allah’la didişen dosyasıdır! Kişi kendisini birisiyle kavga ediyor zannedebilir. Birisiyle kavga ediyorum zannederken kullandığı kavga malzemeleri, kavga sözleri, kavga yöntemleri Allah’la didişme dosyasına aittir; kavga Allah’a yöneliktir! Kişi bilse de bilmese de kavga ederken Allah’a karşı olan ondaki dosyanın malzemelerini kullanıyor. Peki, bu dosyayı kullanıyor ama nasıl kavga edecek? Kavga edecek ama nasıl kavga edecek? Mutlaka suçlaması lazım! Suçlamadan kavga olmaz! Böylece cümleler büyük çoğunlukla suçlayıcı ifade içerir, buna alışılır artık; normal konuşmalar bile hep suçlayıcıdır. Bir annenin çocuğuyla konuşmasına bakınız, böyledir. Çocuk da alıştığı için suçlandığını fark etmez. Cümlelere dikkat edin, hep suçlayıcı konuşmadır. Vasıflar suçlayıcıdır! Bilin ki suçlayıcı cümlelerin hepsi sizdeki Allah’a karşı dosyaların ürünüdür. Eşler konuşur birbirleriyle suçlayıcı, arkadaşlar konuşur birbirleriyle suçlayıcı, iş arkadaşları konuşur birbirleriyle suçlayıcı; hep suçlayıcı..! Ama bu o kadar, o kadar normalleşmiş ki; tehlike burada! Tehlike burada… Suçlanan bile “Ne olacak canım, bunda ne var?” diyor, o kadar normalleşmiş. Bir şey yok ama malzemeler Allah’a karşı olan dosyanın malzemeleri. O dosya sende durdukça cenneti unut! O dosyayı yok etmen gerekiyor; o dosyayla cennete girilmez! Ayetleri gördük, cennette nefsin şerrinin dili yok; batıl yok, yalan, yok, yani bu dosyalar yok. Bu dosyalar olmadığı için onlar yok. O zaman bu dosyaları yok edeceksin ki senin yapın, ahirete ait olan halin oradaki konumuna hazırlanmış olsun.
Kendimizdeki kavgacı ve suçlayıcı dosyanın tehlikesinin boyutunu belirtebilmek için şu söyleyeceğime lütfen dikkat edin. Bunu çok önemseyin, çok korkun lütfen. Bu öyle bir dosya ki kişinin onu dünyada kullandığı yetmiyor, ahirette de kullanmaya devam ediyor. Bir kişi bu dosyayla ölürse ahirette de o dosya aktif olarak devam eder. Dünyada Allah’a karşı olmuş inkârcı ve yalancılar, ahirette korkunç ve çaresiz bırakan o ortamda kurtulmanın yolunu yine suçlamakta bulurlar, suçlamalar yaparlar, dünyada olduğu gibi. Öyle ki Allah’a karşı anne ve babalarını bile suçlarlar. Yeter ki kurtulsunlar. O hale gelirler ki Allah’ı da suçlarlar! Nasıl mı? “Sen diledin böyle oldu, sen dileseydin bu olmazdı, sen bize de hidayet verseydin olmazdı” diyerek nihayet Allah’ı da suçlarlar. Böyle bir dosyadır suçlama dosyası! Suçlama cümleleri ile dünyada kârlı gibi çıkmış olabilirler, ancak ahirette durum hiç öyle olmaz. Çünkü neticede her türlü hallerine şahitlik ederler. Nur Sûresi 24. ayet buna örnek ayetlerden birisidir. Ayette buyrulmaktadır ki onların dilleri, elleri, ayakları aleyhlerine şahitlik eder.
“Müstakilen varım ve muhtarım” iddialı insanların bir tanrılar kavgası olarak yaşadıkları ve adına da hayat mücadelesi dedikleri bu yaşantı içerisinde en önemli silahları birini veya birisini hatta bir şeyi suçlamaktır. Böylece ne olur? Küçük düşürmek, susturmak, çaresiz hale getirmek, itibarsızlaştırmak, pişmanlık yaşatmak, kafaları karıştırmak, konuyu saptırmak; daha da ileri olursa kendi itibarlarını korumak, kurtarmak veya yükseltmek gibi böyle halleri hedefleyerek bu suçlamaları yaparlar ve buna da “hayat mücadelesi” derler.
Rasulullah (SAV) Efendimiz bir gün devesinin terkisinde kendisiyle birlikte seyahat eden bir kimseye öğüt veriyordu. Şöyle buyurdular: “Sen üzerindeyken bineğin olan hayvan tökezleyecek olursa sakın ‘kahrolası şeytan! Sen yaptın’ deme.” Bakın hadiste kişi kimseyi suçlamıyor, inanan olduğu için hayvanın tökezlemesi ve yol aksiliğini şeytana bularak şeytanı suçluyor. Bu aksiliği başıma sen çıkardın şeytan senin oyunun, diyor. Ama Efendimiz (SAV) bize neyi öğretiyor: “Kahrolası şeytan sen yaptın deme. Çünkü böyle söylersen o şeytan bir ev oluncaya kadar büyür ve kendi kuvvetiyle yaptığını söyler. Ancak sen şöyle söyle: Bismillahir Rahmanir Rahiym. İşte şimdi o şeytan muhakkak ki bir sinek oluncaya kadar küçülür.” Arkadaşlar dikkat edin, suçlamamamız ve şikâyet etmememiz gerektiği ne kadar, ne kadar açık! Şikâyet etme; şeytanı bile suçlayacaksan şikâyet cümlesi kullanma; Bismillahir Rahmanir Rahiym de, diyor Efendimiz (SAV). Şikâyet etme; nefsin şerrinin dilini kullanma. Kullanırsan ne olur? Kullanırsan, şeytan bir ev gibi büyür. Bunun manasını günümüze, halimize çevirelim: Eğer, siz öyle suçlama yaparsanız nefsinizin şerri gereği yaptığınız bu suçlamalarda sadrınızdaki duniHi algı ve zannları büyür bir ev gibi. Yani göğsünüzü onun evi düşünün, onu kaplar. Göğüs kafesi evini kaplayacak kadar büyür, kocaman olur o şeytan. Böylece sizin sadrınıza, kalbinize hâkim olur. Eğer sen “Bismillahir Rahmanir Rahiym” dersen o zann, o şüphe, sendeki o hücum, o kavgacı damar sadrında küçülür, küçülür, küçülür; bir sinek gibi küçülür, senin sadrına hâkim olamaz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi