NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)-2

NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)-2

Karşımızda iki farklı hayat tarzı var; Billahi anlamda hürriyetle yönetilen hayat tarzı, duniHi anlamda hürriyetle yönetilen hayat tarzı. Bu hayat tarzlarını birbirleriyle kıyaslayarak çeşitli maddeler altında incelemeye çalışacağız. İlk maddelerimiz kulların idraklarını, idraklarının kimliklerini yani kimliklerinin ortaya çıkışını kıyaslayan maddeler olacak. Sonra o kimliğin bakış açısını, o kimliğin hayat tarzlarını kıyaslayan maddelerle konuyu tamamlamaya çalışacağız.
MTG yetkisinin Billahi idrakla ve duniHi algıyla kullanımını ele alarak, bu iki kullanıma dayalı hayat tarzını mümkün olduğunca ayırarak anlamaya çalışacağız. “Billahi idrak” derken var olan bir şeyi, yaşayan bir manayı söylüyor olacağız. “DuniHi algı” dediğimiz ise bir zann’dır, o zann ile var olan bir şeyi kıyaslamaya çalışacağız.
Bu maddede MTG yetkisini Billahi idrakla kullanan, MTG yetkisini “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddedip bu iddiaya sırtını dönerek kullanan kulu ele alacağız ki ana mesele budur, “müstakilen var ve muhtarım” iddiasıdır. Kişi, ya bu iddiayı reddeder ya bu iddiaya sahip çıkar. Dolayısıyla talibin öğrenmesi gereken de budur: “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası nasıl reddedilir ve bir de bu iddiaya nasıl sahip çıkılır? Kişi “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını bilmezse, fark etmez veya reddetmezse sahip çıkış kendiliğinden gerçekleşir. Bu iddiayı reddediş akıl ve mücadele gerektirir. “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına sahip çıkmak için özel bir gayret gerekmez ama reddetmek için özel gayret gerekmektedir. Öyleyse, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası nasıl reddedilir, ona bir bakalım.
Bu reddediş öncelikle bir beyan gerektirir, beyan edilmelidir. Eğer, kişi bu iddianın varlığını fark ederek, bu iddiayı görerek, hissederek reddeder ve bir beyanda bulunursa bu çok değerli bir beyandır. Yapılacak beyanın iki boyutu vardır: Birisi “ben “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddediyorum” açıklamasıdır. Diğeri “ben Allah’a Billahi anlamda iman ediyorum” boyutudur. “Ben “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddediyorum” beyanını siz “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu” ile söylersiniz. Siz bunu söylediğinizde aslında “ben “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddediyorum” beyanını yapmış olursunuz. Diğer beyanımız olan “Ben Allah’a Billahi anlamda iman ediyorum” nasıl söyleniyor? Bu ise, “Amentü Billahi” ile söylenir. Siz “Amentü Billahi” dediğinizde, “ben Allah’a Billahi anlamda iman ediyorum” diye beyanda bulunmuş olursunuz. Ancak bu beyanları yapmak kadar bunların manasal açılımlarını bilmek de önemlidir. Bu beyanların manasal açılımlarını kişi fark etmez ve yaşamazsa, yani bu beyanları bu manasal açılımlar çerçevesinde yapmazsa bu beyanlara uygun hayat tarzı oluşturması mümkün olmaz. Bu bakımdan, eğer bu kavramları merak eden olursa “duniHi algı ve zannları, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ve MTG yetkisi” gibi kavramlar için lütfen “Aşağıların Aşağısı” kitapçığımızı incelemeye alın. Bakın okumak demiyorum. Neden? Çünkü bu kavramları ders çalışır gibi, matematik çalışır gibi inceleyerek çalışmak gerekir.
Eğer bir kişi ilk beyanında bulunurken “eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu” dediyse, bunun manasal açılımı şudur: “Kesinlikle şehadet ederim ki Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah’tır. Başka Müstakilen VAR ve Muhtar YOKTUR. Başka müstakilen var ve muhtar iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır, YOK hükmündedir. Yine kesinlikle şehadet ederim ki Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz, O’nun Kulu ve Rasülü’dür.” Beyanın ikinci boyutu dediğimiz “Amentü Billahi” beyanının manasal açılımında ise, “ben Allah’a Billahi anlamda iman ediyorum” diyen kişi “duniHi algı ve zannlarını reddediyorum, sadrımı bu zannlardan ve onun heva ve heveslerinden temizlemeye çalışıyorum.” demek istemektedir.
Bir kişi İslam dinini tercih etmiş de İslam dinine ilk kez girecekse, ona bu yüzden ilk bu beyanlar söylettirilir, “Bunları söylersen İslam’a girmiş olursun” denilmesinin sebebi odur. Bu beyanlar olmazsa olmaz. Ama bu beyanların manasını, manasal açılımını kişi bilmezse de olmazsa olmaz… Bilmekten öte, bu manalar üzerine hayat tarzı oluşturmazsa da olmazsa olmaz…
“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu” şahitliği için “başlangıç şahitliği” demiştik, onun başlangıç şahitliği oluşuna dayanak Kur’an’ı Kerim açıklamalarıdır. Muhammed Sûresi 19. ayette “Fa’lem ennehu la ilahe illallahu” ifadesiyle ve Fetih Sûresi 29. ayette “Muhammedün Rasulullah” denilerek bize “La ilahe illallah” gerçeği ve “Efendimiz (SAV)’in Rasulullah oluşu” Allah tarafından açıklanmıştır. Muhammed Sûresi 19. ayette, aranan gerçeğin, bulunması ve yaşanılması gereken gerçeğin kesinlikle “La ilahe illallah” olduğu açıklanmıştır. Fetih 29’da ise “Muhammedün Rasulullah” açıklanmıştır. İşte kişi, Kur’an açıkladı diye, Allah söyledi diye bu iki açıklamaya şahitlik yapar. Başlangıçtaki ilk şahitliğin sebebi “Allah söyledi” diyedir. Allah dedi ki: “Gerçek olan la ilahe illallah’tır.” İşte ben buna şahitlik yaparım… Çünkü Allah söyledi. Ben yine şahitlik yaparım ki Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Allah’ın Rasulü’dür. Çünkü Kur’an’da Allah O’nun Rasulullah olduğunu söyledi.
Başlangıçtaki bu beyanın, bu şahitliğin önü Biiznillah açıktır. Bunun nasıl bir açıklık olduğunu hem bir örnek hem de bir dayanakla incelemeye çalışalım.
Bakara Sûresi-260: “İbrahim Rabbine “ey Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. Rabbi ona: “Yoksa inanmadın mı?” dedi. İbrahim: “Hayır, inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim.” dedi. Bunun üzerine Allah “öyleyse dört tane kuş yakala. Onları yanına al. Kendine alıştır (seni tanısınlar). Sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır. O seni tanıyan, sana alışmış olan kuşlar koşarak sana gelirler. Bil ki Allah Aziyzün Hakim’dir.” buyurdu.
Hz. İbrahim (AS) Rabbinden ölüleri dirilteceği bilgisini aldı ve iman etti. Ona “sen bu konuya şahit misin?” diye sorulsaydı, “evet, şahidim. Allah ölüleri diriltecektir” derdi. “Nereden şahit oluyorsun?” diye sorulsa “Rabbim söyledi, bu yüzden ben de şahidim” derdi. Bakın bu başlangıç şahitlik işte… Ama sonra dedi ki: Ya Rabbi, bu şahitliğime beni mutmain kıl, bana bu şahitliği göster. Ve Rabbi de ona bizzat onun üzerinden, ona yaptırarak şahitliği gösterdi. İşte, bu örnekten alacağımız dersle eğer siz Muhammed Sûresi 19’a ve Fetih Sûresi 29’a “Allah söyledi, Rabbim söyledi; öyleyse şahidim” der de başlangıç şahitliği yaparsanız, sonra da “Allahım bu şehadetimi kabul buyuruver. Ya Rabbi, bu şehadetimle ilgili olarak kalbimi mutmain eyleyiver, bunu bana kolay ve güzel, hayrlı ve mübarek eyleyiver” derseniz; önü açık olan bu şahitlikte kalbinizin mutmain olması için Rabbiniz sizin yolunuzu açacaktır Biiznillah. Ve sonra, biraz önce söylediğimiz duayla birlikte şöyle bir duaya müracaat etmek, bu duayı da alışkanlık haline getirmek gerekir.
“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu” ve “Eşhedü en la ilahe illallahul Ehadüs Samedüllezi lem yelid ve lem yuled ve lem yekûn lehû küfüven Ehad ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu” diyerek şehadetinizi yaptınız. Siz bu şehadeti yaptığınızda bu önü açık şehadetin hangi noktasında olursanız olun şehadetinizin değeri aynıdır, Yaptığınız şehadetin değeri, sizin şahitlik skalasındaki bulunduğunuz noktayla ilgili değildir, onun değeri hep aynı yüksekliktedir. İşte siz bu yolda idrakınızı o yüksekliğe uygun hale taşımaya gayret edeceksiniz… Ama şehadetinizin değeri aynı yüksekliktedir. Dolayısıyla siz şehadetinizi yaptıktan sonra işte o yükseklik için bir sığınışla diyorsunuz ki: “Ya Rabbi, Alâ hazihiş-Şehâdeti Nahya ve Aleyhâ Nemûtû ve Aleyhâ Nüb’asu İnşaAllah (Âmin). Allahım, bir şehadet yaptım ya, lütfen, lütfen ya Rabbi beni yaptığım bu şehadet üzere yaşat. Bu şehadete göre bir hayat tarzı oluşturmama yardım et, izin ver, destek ver, bunu bana ikram et, emir buyuruver ya Rabbi… Ve lütfen ya Rabbi, yapmış olduğum bu şehadete göre benim canımı al. Ve lütfen ya Rabbi, bu yapmış olduğum şehadete göre de beni yeniden dirilt (Âmin)”
Çok güzel değil mi?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi