NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)-3

NEFS TERBİYESİ (Billahi Anlamda Hürriyet- DuniHi Anlamda Hürriyet)-3

Beyan başlangıç için şarttır, olmazsa olmazdır. Ancak beyan iş tamamlandı demek değildir, beyana uygun bir hayat tarzı gerekiyor. Yani beyanınız Billahi, hayat tarzınız duniHi olmamalıdır. Beyan Billahi, hayat tarzı duniHi olmaz! Ama bu birçok kişide böyle! Çünkü kişi yaptığı beyanın manasal açılımını ve değerini bilmiyor. Bir evrak okur gibi, bir şarkı sözü okur gibi beyan yapmış. Onun bir hayat tarzına dönüşmesi gerektiğini, hayat tarzına dönüşmesi için de o beyanın içerisinde ulaşılması gereken bir mana bulunduğunu bilmiyor. Kişi Kelime-i Şehadet’in ve “Amentü Billahi” beyanının yıkanılması, kurtulunması gereken kirleri haber verdiğini göremezse bu beyanı yine yapmış ama duniHi anlamda bir hayat tarzı yaşıyor olabilir. Çünkü kişi, yaptığı beyanın manasının farkında değil. “Böyle olmamalı” diyoruz, bu yanlış! Bir de bazı mübarekler vardır, beyanını doğru yapar, beyanın manasını da bilir ve yaptığı “Amentü Billahi” beyanı doğrultusunda gayrettedir, beyanını duniHi algı ve zannlarından temizlemeye çalışır, bu kişinin hali ayrıdır. Bu kişi için “beyanı Billahi, hayatı duniHi anlamda” diyemeyiz, çünkü o işin farkındadır, bunun gayreti içindedir. O kişi, “ben de büyük yanlışta mıyım, beyanım Billahi ama hayatım duniHi mi?” diye tereddüt etmemelidir. Çok doğru yoldadır. Bunu bilerek, duniHi olan tüm hayat tarzı işaretlerinden temizlenmeye gayret etmeli, çaba göstermeye devam etmelidir. Aslında bu sınıfta olanlar, Fatır Sûresi 32. ayetteki üç gruptan ilkini teşkil ederler ve bir hadiste Efendimiz (SAV) bu grubu cennetle müjdelemiştir. Dolayısıyla bu kişi gayretle bu yaptığı beyana uygun yaşamaya çalışmalıdır. Uygun! Uygun demek salih demektir; salih amel uygun ameldir, Billahi imana uygun ameldir. “Amentü Billahi” diyenler bu sebeple, Kur’an’ın diliyle “Amenu Billahi ve Amilus Salihati” olarak tanımlanırlar: Billahi manasıyla iman edenler ve salih amel işleyenler…
Kişi esfele safiliyne ait olan hayallerini, düşüncelerini, fikirlerini, yorumlarını, konuşmasını, beden dilini ve tüm fiillerini “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasından temizlemelidir, temizlemeye gayret etmelidir. Bu temizlenme gerçekleştikçe Billahi anlamda iman kuvvetlenir, Billahi anlamda hürriyet kuvvetlenir ve geri dönüşsüz bir hal alır.
Bir öğüt gibi düşünün lütfen: Bu gayretlerle beraber, manasını yaşayarak “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi’ne zikrullah olarak alışmak faydalı olur. Ve bir de salâvat… Salâvat bu konuda çok yol açan, idrak yükselten, muhabbet yükselten, iman koruyan, iman tazeleyen, imanı en güzel noktalara taşıyan bir vesiledir. Salâvatı fırsat buldukça şöyle bir yöntemle yapmanızı öneririm. Bunu günlük bir görev gibi düşünüp, herhangi bir vakit salâtının sonuna, sabahın, akşamın, vitrin veya size uygun olan bir yere bu uygulamayı koyarsanız güzel olur inşaAllah. Salâtı ikame edince, salâtın peşine, Efendimiz (SAV)’i düşünmeye çalışarak, mümkünse başarabilirseniz O’nun elini tuttuğunuzu, O’na bağlandığınızı ve O elden Nurunu alıyor olduğunuzu hayal ederek salâvat okumaya gayret edin. Bunu yaparken kendinizi öyle yoğunlaştırın ki şu hadisi gerçekleştirmeye çalışın: Efendimiz (SAV) “Beni nefsinizden, malınızdan, mülkünüzden daha çok sevmeyi başaramazsanız, gerçek iman etmiş olmazsınız” buyurmaktadır. Dolayısıyla, bunu yaparken sevginizi yükseltmeye, Efendimiz (SAV)’e olan bağlılığınızı ve sevginizi hissetmeye, onu canlandırmaya gayret edin. Eğer çok samimi olarak bunu yapmayı alışkanlık edinir, devam ederseniz, bir gün bakacaksınız tek taraflı yapmaya çalıştığınız bu muhabbet artık tek taraflı olmamaya başlamıştır.
Hayatını Billahi anlamda hürriyet ile yönetmeye gayret eden kul Hakk ve batıl arasında tercih yaparken Billahi idrakla yapmaya gayret ettiği için Hakk’ı tanıması gerektiğini bilir. Bir tercih yapacağında hangisinin Hakk olduğunu bilmesi için Hakk’ı tanımalıdır. Bu yüzden böyle kullar araştırıcı olurlar, doğru bilgiyi, Hakk bilgiyi severler; Hakk’ı öğrenmek için de dinlemeyi bilir ve severler. Ayrıca bilirler ki MTG bir yetkidir, Allah bunu kuluna vermiş, onu yetkili kılmıştır. Bu sebepten, hayatını Billahi anlamdaki hürriyetle dizayn etmeye çalışan kullar MTG yetkilerini kendi adları namına kullanmazlar, bu yetkilerini Allah Adına kullanırlar. Kıyas yaparken en önemli kriterimiz bu yetkinin Allah adına kullanılmasıdır.
MTG yetkisini duniHi algıyla kullanan kullar ne yaparlar? Bu kulların çoğu MTG yetkisinin farkında bile değildir, bilincinde bile değillerdir. Dolayısıyla onlar için MTG gibi bir yetki söz konusu değildir. Ama bu yetki onlarda var! Kendilerindeki yetkinin farkında değiller diye üzerlerinde böyle bir nimet yok değil ki; MTG yetkisi var ama onlar bu özelliklerini bilmiyorlar. Bu yüzden MTG yetkisini kendi “öz özgürlükleri” olarak ilan ederler. Dolayısıyla tercihlerini yaparken “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası şemsiyesi altında özgürlüğü kendi adı namına kullanarak tercihlerini yaparlar.
Dedik ki Billahi anlamda hürriyeti kullanan kişi bu yetkiyi Allah adına kullanır, çünkü o bilinçtedir. Ama bu konuların farkında olmayan, umursamayan ancak bu nimeti taşıyan kişi kendisindeki MTG nimetinin özgürlüğünü ilan etmiştir; bu özgürlüğü kendi öz özgürlüğü, öz hürriyeti olarak “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası şemsiyesi altında kendi adı namına kullanır. Çok önemlidir ki bu davranış biçimi, esfele safiliyn kuralları gereği o kişide bir haz oluşturur, haz veren bir özgüven oluşturur. Sistem çok enteresan biçimde, insanı titretecek ve çok korkutacak şekilde çalışıyor. Kişi “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası şemsiyesi altında “bu benim kendi özgürlüğümdür” dedi, Allah’ın verdiği nimeti kendi öz özgürlüğü ilan etti ve onu kullanırken kendi adı namına kullandı ya, bu onda bir haz oluşturur; bu bir özgüven hazzıdır. Bu aslında Zanni Kibir Hazzı’dır. Zanni kibir hazzı! Kişi artık yakaladığı bu haz ile yaşadığını, yakaladığı bu haz ile var olduğunu anlar. Allah’a karşı yaptığı isyan, sahip çıkış onda öyle bir hazza, öyle bir enerjiye dönüştü ki artık kişi varlığını onunla anlıyor, hissediyor, onunla yaşayabildiğini hissediyor. Dolayısıyla, bu haz kaybolursa kendisini çok çaresiz, çok zavallı hisseder, böylece bu haz onun hayat enerjisi konumuna gelir. Böyle davranan kul MTG yetkisini suistimal ettiği için haddini aşmış olur, Allah’a karşı asi olur.
MTG yetkisini Billahi idrakta kullanabilmek için özel bir gayret gerekiyor, akıl ve mücadele gerekiyor. Oysa duniHi algıyla kullanabilmek için herhangi bir gayret, bir farkındalık gerekmiyor. Çünkü esfele safiliyn hayat kuralları kendiliğinden akıp gitmektedir. İşte kendiliğinden akıp giden bu yaşantıyla uyumlu olanlara “hayatla barışık” derler, hayatla barışık olanlara aynı zamanda “çok sosyal” derler, böyle yanlış ve saçma bir sosyallik tanımı yapılmıştır. Esfele safiliyn hayatla barışık olmayı sağlayan şey, böyle insanların ilahlık hissiyatlarıdır. Bakın bu noktaya geldik: İlahlık hissiyatları! Bu kulların hayatla barışık olmalarını sağlayan şey, kendilerine göre uydurdukları ki uydurmak ve yalan çok önemli bir karakterleridir, uydurdukları bir tanımla “sosyallik” diye ortaya koydukları hayatla barışıklık durumunu sağlayan şey o kulun ilahlık hissiyatıdır. Esfele safiliyn Allah’a asi olmuşları sever, onlarla barış içerisinde durur. Çünkü esfele safiliyn halin görevlileri Allah’a asi olmuş kulları Allah’a ve Allah’ın işaretlerine karşı nefret duyguları içinde tutarak onlara Allah’ı unutturur. Ne demektir Allah’ı unutturmak? Allah Yokmuş Gibi yaşamalarını sağlar, onları Allah’tan uzak tutar. Nasıl uzak tutar? DuniHi algı ve zannlarıyla! DuniHi algı ve zannlarına uygun heva ve hevesler ürettirerek! Esfele safiliyn halin görevlileri böylece onların cehenneme giden yollarını engelsiz ve açık eylemek için hep çalışırlar.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi