RABİÜLEVVEL AYI

RABİÜLEVVEL AYI

Hicri ayların üçüncüsü Rabiülevvel ayına 7 Ekim’de girmiş bulunmaktayız. “Rabiülevvel” kelimesi anlam olarak “bahardan önce” anlamına gelmektedir. Bizim için bu ayı çok özel kılan bir husus, Efendimiz (sav)’in Rabiülevvel ayı içerisinde dünyaya gelmiş olmasıdır. Rasulullah (sav)’in dünyaya teşrif ettiği günün gecesini Mevlid Gecesi olarak yüksek bir sevinçle, iştiyakla, muhabbetle, salâvatlarla idrak etmeye çalışacağız. Rasulullah (sav)’in Rabiülevvel ayının 12. gecesi dünyaya gelmesi sebebiyle, Rabiülevvel ayına “hicri ayların en şereflisi” olarak da bakılmıştır. Bizler bu ayda Rabbimizin lütfuyla inşaAllah Rasulullah(sav)’i anlayabilmek, tanıyabilmek ve hakkıyla sevebilmek için salâvatlarla birlikte gayretimizi artıracağız; bunu bize sevdir, kolaylaştır ve ikram eyle Allahım (âmin).
Efendimiz buyuruyor: “Sizden biriniz beni annesinden, babasından, çoluk çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” [Buhari, Sahih, İman, 2/8 (I;9)]
Acaba bu hadisi nasıl anlamalıyız? Rasulullah (sav)’i bu hadis çerçevesinde nasıl sevebiliriz? Efendimiz (sav) bu hadisiyle bize neyi öğretiyor, bizim neyi fark etmemizi ve önemsememizi istiyor?
İnananlar olarak hepimiz Rasulullah (sav)’i sevdiğimizi söyleriz. Sözle olan bu beyanımızı çok güzel dile getirir, Efendimiz (sav) ile ilgili anlatımlarda, O’nu anlatan şiirlerde, ilahilerde gözyaşı döker, ağlarız… Ancak böyle bir duygu durumu yaşıyor olmamız hasebiyle, hiçbir zaman, Efendimiz (sav)’i doğru şekilde sevip sevmediğimizi düşünmemiş olabiliriz. Oysa dille beyanımızın, “Seni çok seviyorum ya Rasulallah (sav)” deyişimizin bir de ameli olmalı değil mi?
Önceki yazılarımızda önemle bahsettiğimiz “La ilahe illallah” kelime-i tevhidinin dilimizle yaptığımız beyanımızın amel hali, yani o beyanın hayatımıza yansıması ne kadar önemli idiyse, aynı şekilde Rasulullah (sav)’i sevmek de sadece beyanda kalacak bir hakikat değildir. Efendimiz (sav) risaletiyle bize Allah’ı daha önceki dönemlerde hiç olmamış bir ileri idrakla tanıtmış, bu konuda bizim öğrettiği o tanımayı başarabilmemiz ve o tanımaya uygun yaşayabilmemiz için dua etmiş, gözyaşı dökmüş; nübüvvetiyle bunun nasıl yaşanacağını aramızdan bir örnek ve tek örnek olarak bize göstermiştir elhamdülillah. Bu sebeple Rasulullah (sav) bizim için “iman nuru, marifet nuru, ikan nuru” demektir ki bu yönüyle O bizim gözümüzün nurudur. İnşaAllah kalbimizin ve kabrimizin de nuru olur (âmin). Dolayısıyla, Rasulullah Efendimiz (sav)’in “Sizden biriniz beni annesinden, babasından, çoluk çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” hadisi ile biz, bize Billahi manada imanın yani Allah’a ikan halinin bütün bu sayılanlardan daha sevimli gelmesi gerektiğini öncelikle öğreniyoruz. İşte bu önceliğin dünyamızdaki ameli Rasulullah (sav)’in peşinden gitmektir; muhabbetle, iştiyakla, azimle, yüksek bir gayretle, ısrarla, sebatla…
Evet, bu hadiste bize öğütlenen Efendimiz (sav)’i sevmek, O’nun sevgisinin tüm sevgilerden daha sevimli olması; O’nun peşinden gitmektir, O’nun öğrettiği sıratı müstakimde yürümek ve yaşamaktır; yalnızca bunun gayreti ve telaşında olmaktır… Bu dünyada bizim Rehberimiz olan Efendimiz (sav)’i sevebilmek; O hayatını hangi iman, ikan ve idrakla ve nasıl yaşamışsa O’nun gibi yaşamak, O müminleri, ailesini, yaratılanları nasıl sevmişse O’nun gibi sevmek, insan ilişkilerinde O’nun gibi davranmak gayretinde olmaktır. Yaşadığımız sıkıntılı veya sevinçli hallerde Efendimiz (sav)’i örnek almaktır…
Madem bu hadis bize bir durum tespiti yapıyor ve “Sizden biriniz beni annesinden, babasından, çoluk çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz” buyuruyor, o zaman kendimize bir soralım: Dilimle bulunduğum beyanda O’nu çok sevdiğimi dile getiriyorum ama iman ve salih amel olarak acaba Efendim (sav)’in peşinden gidebiliyor muyum? Onun bize öğrettiği, açıkladığı manada iman etmek (Billahi manada iman) nedir, bunu merak edip, bunun duasına ve arayışına giriyor muyum? Bunu duyup “Amentü Billahi” demişsem buna uygun yaşama gayretinde miyim? Yani “Allahım müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak SENsin, başka müstakilen var ve muhtar YOKtur. Müstakilen var ve muhtarım iddiaları, yalandır, iftiradır, batıldır ve yok hükmündedir.” dediğim halde yaşantım nasıl? Mesela; bizler çocuklarımızı yetiştirirken bir ebeveyn olarak Efendimiz (sav)’i örnek alıyor muyuz?
Mesela; Rasulullah (sav) çocuklarıyla, çocuklarla konuşurken onların boy hizasına gelip iletişim kurar, onlarla oyunlar oynarmış. Mesela; Efendimiz (sav)’in bir gün kuşu ölen bir çocuğa ziyarete gittiği, onun duygularına, hüznüne ortak olduğu bize hadislerle rivayet edilmiştir. Şimdi kendimize bir bakalım: Çocuklarımıza ve çevremizdeki çocuklara bu şekilde davranabiliyor muyuz? DuniHi idrakla değil de Billahi manada iman ediyorum diyen bir mümin olarak cevabımız “evet” ise biz Rasulullah (sav)’ın izindeyiz demektir biiznillah. Eğer örneğimiz Efendimiz (sav) değilse bu konuda da şunu bilelim ki çocuklarımızla yaşadığımız ilişkimizde sıkıntı içerisindeyiz. Günümüzde müslümanlar olarak bu sıkıntıya çare bulmak için Efendimiz (sav)’i unutmuş da pedagog ve psikologların kapılarını çalıyorsak, onlardan aldığımız reçetelere dikkat edelim. Eğer bilimsel yani doğru bir reçete alabiliyorsak göreceğiz ki önerdikleri o doğru reçeteler gerçekte Rasulullah (sav)’in sünnetleridir… Mesela demişlerse ki “Çocuğunuzla iletişim içerisinde olmaya gayret gösterin, onunla kaliteli zaman geçirin, onun duygularını önemseyin ve bunu ona hissettirin”, günümüzdeki bu gibi tavsiye cümlelerinin her birinin temelinde kesinlikle Rasulullah (sav)’in sünneti yani uygulamaları yani O’nun şeriatı bulunmaktadır.
Bütün bunlarla anlıyoruz ki: Aslında konumuz ne olursa olsun bizim bakacağımız bir tek nokta olmalıdır. Bu tek nokta, Rasulullah (sav)’in Arafat’ta bize miras bıraktığı “Kur’an ve Sünnet” bana bu konu da ne diyor noktasıdır? Rasulullah (sav) bu konuda, böyle bir durumda nasıl davranmışsa onu bulmalı, öyle davranmalıyım noktasıdır. Araştırma yapmamız gereken tek nokta bu olmalıdır.
Bu şekilde Rasulullah (sav)’in sünnetlerini hayatına kopyalamaya gayret gösteren inanan kul doğru bir sevgiyle Efendimiz (sav) sevip, Billahi imanla iman etmiş olur. Ki bu yol, bu yöntem inanan için bir “kurtuluş yolu reçetesi”dir.
Rabiülevvel ayı içerisinde dünyaya teşrif eden, bize Siracen Müniran (emsalsiz aydınlatıcı) olan Efendimiz (sav) için bu ayda “Salât-ı Fethiye” salâvat duasını daha yoğun okuyabiliriz; güzel olur, mübarek olur, şifa olur inşaAllah…
“Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedini’l-fâtihı limâ uğlika ve’l-hâtimi limâ sebeka nâsırı’l-hakkı bi’l-hakkı ve’lhâdii ilâ sırâtike’l müstakıym ve alâ âlihii hakka kadrihii ve mikdârihi’lazıym.”
“Allahım, Efendimiz Muhammed (sav)’e ve onun ehline O’nun kadrince ve azîm miktarınca salât ve selâm eyle ve mübarek kıl ki O kilitlenmişlerin açıcısı, öncekilerin sonuncusu (geçmişe son veren), Hakka hak ile yardımcı, senin sırat-ı müstakimine (doğru yoluna) hidayet edendir.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi