RASULULLAH (SAV)’İN EĞİTİM METOTLARI 8

RASULULLAH (SAV)’İN EĞİTİM METOTLARI 8

Safvan İbnu Süleym (ra) anlatıyor: Bir defasında Rasulullah (SAV)’e “Ey Allah’ın Rasûlü, mü’min korkak olur mu?” dedik. “Evet, olabilir” buyurdular. “Peki, cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet, olabilir” buyurdular. Biz “Peki, yalancı olur mu?” deyince bu sefer: “Hayır, olamaz!” buyurdular. (Muvatta, Kelam 19, (2, 990))
Efendimiz (sav)’den çok net, öğrendik ki Müslüman korkak da cimri de olabilir ama asla yalan söylemez. Çünkü yalan Müslümanın dünya ve ahiretini cehenneme çeviren bir haslettir.
Yalan kelime anlamıyla doğru olmayan, hakikatin, gerçeğin aksi ve haksız sözdür. Aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı söylenen ve yapılandır. Yalan bir sıfattır; doğru ve gerçek olmayanı, uydurma ve asılsız olanı tanımlar. Bu durumda yalan doğrunun zıddıdır. Bu durumda, herhangi bir konudaki gerçeğe aykırı haber, bilgi, söz, hal, hareket ve tavırlar yalandır.
Yalan öyle çirkin bir haslettir ki ona alışan insan çoğu zaman yalanının farkında olmayabilir, çünkü kendine göre bir savunma mekanizması geliştirir; hatta “beyaz yalan, pembe yalan” gibi renklendirmelerle Rabbimizin kulları için yasakladığı bu hali masumlaştırmaya çalışır.
Lütfen dikkat edelim: Kendimize göre bir savunma mekanizması geliştirerek yalan söylediğimizi fark edemediğimiz durumları insan genellikle en sevdikleriyle yaşar… Bu sebeple, çoğu zaman “onların iyiliği için” yaptığımızı zannettiğimiz birçok durumun temelinde bir yalan yatar. Mesela çocuklarımız konusunda… Kendimize soralım; acaba çocuklarımızın eğitiminde farkında olmadan yalana başvuruyor olabilir miyiz? Örneğin: Dersini çalışmayan çocuğumuza “çalışırsan sana şunu alacağım, seni şuraya götüreceğim” gibi sözler verdikten sonra bir mazeret bulup yerine bunu getirmemişsek çocuğumuza karşı yalan söyledik demektir. “Ben çocuğumun iyiliği için söyledim, amacım kandırmak değil ki, onu motive etmek” demeyelim lütfen. Ona yap(a)mayacağımız bir vaatte bulunduğumuzda belki o anı kurtarırız ama gerçek böyle değildir. Çünkü bu durumda hem çocuğumuza yalan söylemiş, hem ona yalanı öğretmiş hem de onun bize olan güvenini sarsmış, kaybetmiş oluruz. Çünkü yalan, güven duygusunu zedeler…
Biz genellikle “sonuç” odaklı yaşarız ama İslam sisteminde asıl olan “süreç”tir. Genellikle düşülen bir hatadır; örneğin, çocuğumuz başarılı olsun diye başarıya giden her yol ve yöntem mubah görülür, o algıyla davranılır. Hâlbuki Allah’a talip olan için iş böyle değildir. İslam’a göre biz kul olarak “süreç”ten sorumluyuz, sonuç Rabbimize aittir. Elbette, bu bilinçle hareket eden bir ebeveyn çocuğuyla yaşayacağı süreçlerde doğru davranışlar ve tercihlerde bulunmak durumundadır. Bu kapsamda davranan bir ebeveyn ne yapar? Kendisi üzerine düşen gayreti gösterir, çocuğuna da ”Sen elinden gelini yap yavrucuğum” der ve sonucun daima Rabbimize ait olduğunu yavrusuna güzellikle anlatır.
Eskiden çevremizde çocuğuna “yemeğini yemezsen annen olmam” diyen anneler görülür, duyulurdu. O anne bu söylemiyle çocuğuna ne öğretmektedir, hiç düşündünüz mü? Bu davranışta birçok yanlış var ama en önemlisi şudur: Çocuk, annesinin gerçek dışı bu söylemi ile yalan söyleyebileceğini öğrenmektedir.
Bizim için değişmez daimi örnek olan Efendimiz (sav)’in hayatından bir örnekle devam edelim. Abdullah b. Âmir (r.a.) diyor ki; Efendimiz (sav)’in evimizde bulunduğu bir gün annem, “yavrum gel, sana bir şey vereceğim” diye beni çağırdı. Efendimiz (sav) anneme: “Çocuğa ne vermek istedin?” diye sordu. Annem “Hurma vermek istedim” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sav): “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günahı yazılırdı” buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 45/80, (V,265))
Anlıyoruz ki yalan bir mümininin hayatında hiçbir şekilde olmamalı. Peki, öyle olduğu halde neden yalan söyleriz? Yani insanı yalancı yapan nedir? A’raf Suresi 172. Ayete göre, Rabbimize verdiğimiz bir söz var: “Sen bizim Rabbimizsin.” İşte bu sözümüzü unutmamız ve bu unutuş üzerine bir hayat tarzı inşa etmemiz bizi bu dünyada ve ahirette yalancı yapar. İnsanı yalancı yapan budur! Şöyle ki: Rabbinin kim olduğunu unutan insan, yaşantısında Rabbinin yerine geçecek ilahlar edinme ihtiyacı duyar ve ilahlık hissiyatına bürünür. Oysa böyle bir kapasite yoktur, yani ilahlık kapasitesine sahip bir varlık yoktur; illa Allah… İşte kapasitesi olmayan bu ilahlık hissiyatlarını tatmin edebilmek için insan yaşantısında ona haz veren, cazip gelen her yolu, yöntemi, hayat tarzını mubah görür. Çünkü Rabbini unuttu; artık sözünde durmuyor, yalan söylüyor, Rabbine asi bir duruş sergiliyor.
Önemi sebebiyle hatırlatalım: Yaşantımızdaki yalanlar güven duygusunu zedeler. Bu sebeple, “Sen Rabbimizsin” sözünü unutan, Rabbine asi olan insanın davranışlarında artık Rabbine güven duygusu kalmaz, bir türlü Rabbine güvenemez; hep bir endişe, bir tedirginlik içerisindedir. O böyle bir ruh halinde dengesizlikler içinde yaşar… Bu halin tek sebebi Rabbine verdiği sözü unutmasıdır.
Oysa “Sen Rabbimizsin” sözünü unutmayan bir inanan, tek ve gerçek VAR olan Allah’ı tanır, bilir ve sadece O’nun razılığı için gayrettedir, bu sebeple yaşantısı sıdk ve doğruluk üzeredir, sözünü hak söz yapma, yaşantısını salih amel yapma gayretindedir. Ve bu kul yaşarken kendisinin süreçten yani gayretten sorumlu olduğunu bilerek yaşar, sonucu da daim Rabbinden bilir. Bu haldeki bir müminin Allah’tan başka bir ilahı olmadığı için tek hedefi Allah’ın razılığıdır, her işinde “Allahümme ente maksudiy” der ve böyle de davranmaya gayret eder. Bu hali ona dünyada ve ahirette gerçek özgürlüğü, gerçek hürlüğü yaşatır, Rabbinden bir lütuf, bir ikram olarak…
Bilelim ki yalanın pembesi beyazı olmadığı gibi büyüğü küçüğü de yoktur. Yalanı “yalan” yapan şey Rabbimizi örtmesidir. Kullarının her anına şahit olan Allah’ın VARlığını unutup, göremeyip, nefsimizin şerriyle davranıp O’nu yok sayışımız; işte yalan budur!
Bir telefon aldığımızı ve aldığımız gün telefonu düşürerek küçük bir hasara sebep olduğumuzu düşünelim. Ertesi gün satıcıya gidip, “bana hasarlı telefon verdiniz, bunu iade etmek istiyorum” demek yalandır. O an çok küçük hesaplarla belki satıcıyı kandırmış olabiliriz ancak her anımıza şahit olan Rabbimiz? Onu kandıramayız…
Farkında olarak ya da olmayarak söylediğimiz her yalan önce Rabbimizedir! Bir yalan söylüyorsak aslında o an önce O’na yalan söylemekteyiz… Örneğimizde olduğu gibi, satıcıya yalan söyleyen aslında şunu demektedir: “Allahım, sen telefona benim hasar verdiğime şahitsin ama ben şu an senin şahitliğini önemsemiyorum. Benim şu anki çıkarlarım önemli, bu durumda seni ve şahitliğini tanımıyor, önemsemiyorum, örtüyorum.” Ve maalesef yaşantıda böyle davranışlar “akıllılık” olarak tabir edilmektedir. Yani o an durumu kurtarmak adına her yola başvurmak akıllı çözüm olarak görülmekte, zıddı davranış gösterip dürüst ve ahlaklı olana ise “bu devirde de böyle yaşanmaz, biraz akıllı ol” diye akıl verilmektedir. İşte bütün bu yalanların altında Rabbimize karşı asi olmak yatıyor. Ve bu durumlar dışarıdaki günlük hayatta o kadar yaygın ve o kadar normalleşmiştir ki… Bu sebeple sığınıyoruz: “Allahım, yalandan, riyadan, razı olmayacağın her hal ve durumdan sana sığınırız, daim muhafaza buyuruver Ya Rabbi. Hakk’ı Hakk bilip Hakk’a tâlip ve tâbi olmayı, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan kaçınmayı, onu reddetmeyi ve terk etmeyi bize lütfunla ve kolaylıkla ikram ediver, nasip ediver Allahım (âmin).”

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi