SON İKİ KAZAKİSTAN  SEYAHATİMDEN  İLGİNÇ NOTLAR

SON İKİ KAZAKİSTAN SEYAHATİMDEN İLGİNÇ NOTLAR

Kazakistan Yazarlar Birliği Başkanı, eşsiz dost Olcas Süleymanov daha sonra beni iki yıl aradan sonra tekrar davet etmişti. Yusufbey Aymautov adlı bir fikir ve sanat adamının doğumunun 100.Yılı ile ilgili jübile toplantısınra katılarak konuşma yapacaktım.
Opera ve Bale Tiyatrosu’nda yapılan toplantıyı Kazakistan Başbakan Yardımcısı Bn. Rumiscan Ömerbaeva yönetiyordu. Ben tam onun arkasında oturmuştum. Aymautov, milliyetçi olduğu için katledilen, kahraman bir Kazak’tı. Bir dönemde hain ilan edilerek öldürülen insanların, böylesi görkemli düzenlemelerle anılmakta oluşu, SSCB’ndeki olumlu gelişmelerden biriydi. Başbakan Yardımcısının açış konuşmasından sonra Kazakistan içinden ve dışından gelen konuklara söz verilmişti. Bana söz verildiğinde kısaca şu mealde bir konuşma yapmıştım:
“Değerli kardeşlerim, ben size, Türkiye’de yaşayan kardeşlerinizden selamlar getirdim. Ben Kazakça konuşuyorum, beni anlıyor musunuz?…Ulu atamız Ahmet Yesevi hazretlerinin türbesine, iki yıl önce yüz sürmüştüm. Benim seyahat programımda yoktu, ama Olcas Süleymanov, benim Türkistan’a seyahatimi temin etmişti… O Ahmet Yesevi ki, manevi ışığıyla, Anadolu’yu da aydınlatmış, Yunus Emre, Ahi Evran, Pir Sultan Abdal gibi Türk ulularına da ilham kaynağı olmuştu. O sizin olduğu kadar bizim de atamızdır… Aslında bu kutsal topraklarda, daha nice büyük insanlar yetişmiştir. Mahmut Kaşgari, Yusuf Has Hacib… Ve işte Yusufbey Aymautov… Olcay Süleymanov ve Muhtar Şahanov, Türkiye’de de bilinen ve eserleri yayımlanan şairlerdir…”
***
Bu toplantıdan iki yıl sonra bir Kazakistan seyahati daha yapmıştım.
T.C. ile Kazakistan Cumhuriyeti arasındaki anlaşmayla Türkistan şehrinde Ahmet Yesevi Üniversitesi kurulmuş, kuruluşu sağlayan Vakfın Mütevelli Heyet Başkanlığı’na da Eski Kültür bakanımız Namık Kemal Zeybek getirilmişti.
O tarihlerde Lefkoşa’da, benim ilk Genel Kurul Başkanlığını yaptığım Kıbrıs Balkanlar ve Avrasya Araştırmaları Derneği (KIBATEK) kurulmuştu. Bu derneğin bilimsel bir etkinliğinin Türkistan’da yapılması önerimi kabul eden N.K.Zeybek’in yardımı ile Türkistan’da bir sempozyum düzenledik.
Yapılacak olan etkinliğin düzenleme kurulunda görev yaptığım etkinlik için, 02 Haziran 2001 Tarihinde, 5 Saatlik bir uçak yolculuğundan sonra Alma Ata’ya inmiş; oradan Sayın Zeybek’in himmetleriyle tahsis edilen otobüsle Türkistan’a hareket etmiştik. Yol çok kötüydü ve otobüs arızalanmıştı. Ak Bulak adlı mahalde mola verip, bir şeyler atıştırıp yola devam etmiştik. Türkistan’a ulaştığımızda saat 24.00 olmuş ve hemen Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin “Turan” adı verilen misafirhanesine yerleşmiştik.
Ertesi sabah ilk işimiz, Delegasyon olarak Ahmet Yesevi Dergâhını ziyaret etmek olmuştu. Daha sonra sempozyum çalışmaları başlamış ve aralıksız üç gün devam etmişti.
Türkistan’daki toplantılarımız bittikten sonra, yine otobüsle başkent Alma Ata’ya dönmüş ve iki gün de orada konaklamıştık.
***
Zeynep Ahmetova
Yazarlık ve Türklük söz konusu olduğunda, konuştuğum Kazaklar’ın hemen tamamı, “Bizim de bir Türk yazarımız var” deyip, Zeynep Ahmetova adını zikrediyorlardı. Zeynep hanımın babası “Askerbek” Türkiye’den Kazakistan’a gelmiş, 1937 yılında da Doğu Türkistan’ın Gulca kentine göç etmiş; Zeynep hanım da orada dünyaya gelmişti. Askerbek’in Türkiye’den neden buraya geldiğini ne Zeynep ve ne de kardeşleri Kemalbek, Talâtbek ve Cemalbek biliyorlardı. Oğullarına Kemal, Talât ve Cemal adlarını verdiğine göre, acaba ittihatçılardan mı idi? Oğlu Cemal’in de iki oğlu dünyaya gelmiş, onlara da Enver ve Ferhat adları verilmişti. Askerbek ve ailesi 1957 yılında Kazakistan’a gelip, Alma-Ata’ya yerleşmişti. Zeynep filoloji tahsili yapmış, bir süre televizyonda ve kütüphanede çalıştıktan sonra kitaplarını yazmaya başlamıştı.
Zeynep, 1968 yılında Bahıtcan Mamuşoğlu ile evlenmiş, bu evlilikten de 1969’da Ercan dünyaya gelmişti. Söyleşimizde Bahıtcan, “o tarihten beri Türk işgali altındayım” diye espri yapmıştı. O da yazardı. Karı-Koca durmadan yazıyorlardı. Bir sürü kitapları vardı. Bahıtcan’ın babası Baurcan Mamuşoğlu ise, II.Dünya savaşında, Sovyet ordusunda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, Birlik çapında üne ulaşmış. Hakkında kitaplar yazılıp, heykeli dikilmişti.
Alma Ata’daki evinde beni ikinci kez konuk eden Zeynep Hanım, mükemmel bir “beşparmak” pişirmişti. Beşparmak, Kazakistan’ın bir numaralı yemeğiydi ve ancak değer verilen konuklar için yapılırdı.
Muhtar Şahanov
Bir akşam da Muhtar Şahanov’un evine davetliydim. Onu önce Jalın adlı sanat ve kültür dergisinin genel yayın yönetmeni iken tanımıştım. O da Olcas Süleymanov gibi, halk tarafından çok sevilen bir kişi idi. Nitekim Nursultan Nazarbayev, Olcas gibi onu da Büyükelçi ünvanı ile İran’a göndermişti.
Muhtar, Türk kökenli yazarların birbirleriyle tanışmalarına önem veriyordu. Sohbet esnasında söylediği şu sözleri günlüğüme kaydetmiştim:
“Yazarlarımızın arkadaş olmaları önemlidir. İlişkilerimizi cesur bir şekilde sürdürmeliyiz. O nedenle sizin ziyaretiniz bizim için çok önemlidir. Ünlü yazarlar dost olunca, halkların dostluğu kolaylaşır. Halk her yerde halktır. Hükümetlerin değişik fikirleri olabilir. Ama bütün halklar uludur. O nedenle kapılar, pencereler açılmalıdır. Halkların ruhsal zenginliklerini benimsemeliyiz, ama onu dünyaya tanıtmak gerekir… Dağlarda milyonlarca serçe, bülbül vb. gibi kuşlar yaşıyor. Ama sadece 5-6 kartal vardır. Bu demek değildir ki, küçük kuşlar öldürülmelidir! Kartallara yardım etmek, küçük kuşları ezmek demektir. Tabii bir halkın vasat adamları da vardır, güçlüleri de. Öyle kişiler var ki, tüm halkı temsil eder; bunlar 2-3 kişidir…”
Muhtar’a, zirvedeki Kazak şair ve yazarların kimler olduğunu sorduğumda bana şu isimleri sıralamıştı: Abay, Makambet, Cambul, Kasam Amancoğlu, Kadir Mirzaliyev, Mukali Makatayev, Tüligan Aybergenov, Jumeken Najmedenov, Tumambay Moldagaliyev, Fariz Ongarsanova, Olcas Süleymanov, Muhtar Şahanov, Civan Mollagaliyev…
Ahıska Türkleri
Özbekistan’dan kovulan Ahıska Türkleri’nden 6 Bin kadarı Kazakistan’da iskân edilmişlerdi. Yıllardır yâd’ellerde itile kakılan hayatlarını sürdürmekte olan bu kardeşlerimizle ben, Özbekistan’da da Kazakistan’da da karşılaştım. Örneğin bir mağazada alış-veriş ederken tanıştığım bir Kürt kızı, mükemmel Türkçesiyle bana, Ahıska Türkleri’yle birlikte yaşadıklarını söylemiş ve yaşadıkları sovhoza davet etmişti.
Burada Kürtler’in “Sinemi” adlı halk oyunları topluluğu vardı ve benim için bir gösteri yapmışlardı. Grubun başındaki Ayvaz Şamilov, oyuncular arasında iki de Türk olduğunu söylemişti. Tüm Sovyetler Birliği’de Ahıska Türkleri, kısaca Türk olarak tanımlanıyorlardı. İlginçtir, Kürt olduğu söylenen gençlerin hepsi de iyi Türkçe konuşuyorlardı. Verdikleri yemekte Ahıska Türkleri’nden Ulpan Tupanov da bulunuyordu.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi