SÖZDE NOKSAN  ETİKETTEN KAÇINMAK

SÖZDE NOKSAN ETİKETTEN KAÇINMAK

Hucurat Suresi 11: “Ey iman edenler (ey Elif)! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilir (Elif). Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler (Elif). Biriniz diğerinizi aşağılamasın, birbirinize kötü ad takmayın (Elif). İman ettikten sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür (Elif)! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır (Elif).”
Lütfen siz de kendi isminizi sonlarına koyarak ayet-i kerimeyi tekrar okuyun. Bu ayet-i kerime bize önce nasihat ediyor sonra da eğer bu nasihatlere uymazsak yaşayacağımız sıkıntılardan bahsediliyor.
Ayet-i kerimede geçen haslet “alay etmek” ve “kötü ad takmak” olup, şimdi bu ayete bir matematik eşitliği koyarak bakmaya çalışacağız.
İmanî anlamda “Amentü billâh” diyen bir inanan, amel anlamında “amilüs salihati” yani salih amel kapsamı içerisinde hareket etmelidir ki imanı “Billahi iman” olsun.
Ayet-i kerimede bize yapılan uyarıya dikkat edin: Eğer, iman ettiğini söyledikten sonra başkalarını aşağılar ve kötü lakap takarsan fasık olursun. Fasık oldun, pişmanlık içerisinde günahına tövbe etmezsen de zalim olursun. Yapılan uyarı, böyle olursa fasık olursunuz, zalim olursunuz uyarısıdır.
Fasık: Hayat tarzı Kur’an-ı Kerim’e uygun olmayan kişidir.
Zalim: Dunihi algıda, “müstakilen varım ve muhtarım” diyerek nefsinin hakkını vermeyendir.
Biz günlük hayatta karşı tarafın hakkını vermeyen ve bundan dolayı sürekli eziyet eden birine “zalim” deriz, “ne kadar da zalim” deriz.
Neden?
Hakkını teslim etmediği ve ona sürekli eziyet ettiği için! Bu sebeple ona zalim deriz. Kur’an-ı Kerim’de geçen “zalim” de benzerdir ve nefsinin hakkını vermeyen kişidir. Ahsen-i takvim yapıda olduğunda nefs bilir ki “müstakilen var ve muhtar” ancak Allah’tır. Aşağıların aşağısı bir idrakla yani “esfele safiliyn” olarak dünyaya gelen insan, kendinde bir müstakillik var zanneder ve bu müstakillik hissini Allah’a teslim edemediği için de zalim olur. Bu hal bizim için “birincil şirk” kapsamındadır; Allah’a karşı işlenir.
Hucurat-11’dönelim, Rabbimiz buyurdu ki: “Birisini aşağılar ve birisine kötü lakap takarsan fasık olursun. Bu günahına tövbe etmezsen de zalim olursun.” Ayetten görüyoruz ki Rabbimiz bize hatamızdan dönmemiz için izin veriyor; “kulum günah işledin tövbe et” buyuruyor. Biz eğer bu merhameti, bu uyarıyı duymazsak o zaman zalim oluyoruz.
Günümüzde iman eden inananlar olarak, bilerek büyük günahlara girmeyiz, muhafaza buyur Allahım. Mesela İslamî çevrede yetişen birisi bir arkadaş toplantısında, alkol alınan bir ortamda olmak istemez veya zinanın büyük günahlar içerisinde olduğunu bilen inanan bundan kendini korur. Bu gibi büyük günahlardan kendimizi kolaylıkla sakınırken, biz eğer yaşantımızda nefsimizin şerrinin konuşma dilini fark etmezsek, o dili hayatımızda yakalayamazsak, bizim için çok normal olan bir yorumdan, bir bakıştan dolayı yolumuz cehenneme çıkıverir, farkına bile varamayız. Bu hal, en çok inandığını iddia eden, yani “amentü billahi” diyen bir inanan için önemlidir, inanmayan için araştırılması gereken bir konu değildir.
Dininin her türlü kuralına hassasiyetle uyduğunu düşünen bir hanım düşünelim. Hatta bu hanım bir cemaate de dâhil olan, haftanın belirli günleri gittiği meclislerde, sohbetlerde ilmihal bilgilerine sıkı sıkı sarılarak yaşamaya gayret eden bir hanım olsun. Böyle bir hayat yaşayan bir hanım için alkol, zina, şirk koşmak, faiz gibi büyük günahlara girme ihtimali çok düşüktür. Kendi istese bile içinde bulunduğu sosyal ortam buna izin vermez. Ancak durum böyle olsa da burada da tuzaklar bitmez. Mesela; “Bak şu hanıma, bu nasıl tesettür? Tesettür dediğin bizimki gibi olmalı.” veya “Sırık Ayşe bugün gelmedi mi, şişko kocası izin vermedi sanırım.” gibi cümleler o kadar olağandır ki… Oysa bu cümleler, birkaç saat süren sohbetin üzerine, giderken ayaküstü hemen bir dakikada konuşulan ama bizi cehenneme götürecek cümlelerdir. Evet, bu kişi faize para yatırmaz, zina yapmaz, alkol almaz ama bu gibi halleriyle o da nefsin şerrinin konuşma dilinin götüreceği cehennemden payını almıştır.
Bir insanı bir “sözde noksanlık”la etiketlemek yani kötü lakap takmak, birisini “Sırık Ayşe, şişko kocası…” gibi kendimize göre eksik gördüğümüz bir özellikle anmak, o eksikliği Rabbimiz’den bilmektir. Nasıl mı? Siz bu cümlelerinizle aslında diyorsunuz ki: “Rabbim Ayşe’ye verdiğin boy bence fazla, uzun boy güzel olmuyor. Kocası da fazla şişman, hiç hoşlanmam.” Örneklerdeki yorum cümlelerini özellikle, bilerek abartılı kurmaya çalışıyorum ki temelinde yatan yanlış hasleti kendimizde rahatça bulabilelim.
Biz “amentü billahi” deyip iman ettiğimiz için salih amel üzere olmamız gerekiyor değil mi? Ama bu hallerimizle biz “amentü billahi”nin ameli yani hayattaki karşılığı olan “amilü’s salihati”yi yerine getirmemiş oluyoruz. Hatta Hucurat-11 ayetinden öğrendiğimize göre, böylece önce “fasık” sonra da eğer tövbe etmezsek “zalim” oluyoruz. Ayetteki bu haller, bu günahlar ikincil şirk kapsamındadır. Ama dikkat edin, bunlar bir dunihi ilahın kendi ilahlık hissiyatını beslemek için başka bir dunihi ilahtan aldığı yardımdır ve kişideki birincil şirki destekler. Bu sebeple:
Evet, böyle sohbetlerde ve arkadaşlıklarda büyük günahlardan uzak olmamızı sağlayan, Müslüman’ca yaşamamızı kolaylaştıran çok sebebimiz vardır. Ama “Billahi iman”lı olarak nasıl düşünüleceğini, nasıl konuşulacağını unutup da (aslında Allah’ı unutup da) öylesine konuştuğumuzda, dilimize gelen bir “sırık Ayşe”nin bizim için açılan cehennem yolu olduğunu unutmayalım…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi