ŞU YEDİ SIFATI TAŞIYAN MÜ’MİN KURTULUŞA ERMİŞTİR

ŞU YEDİ SIFATI TAŞIYAN MÜ’MİN KURTULUŞA ERMİŞTİR

Allah Tealâ bu surede şu yedi sıfatı taşıyan müminlerin kurtuluşa ve kazanca nail olacaklarını müjdelemekte, aynı zamanda onlar hakkında bu hükmü vermek¬tedir:
1- “Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir.” Onlar iman sıfatını, yani Allah’ı, Resûlünü ve ahiret gününü tasdik etme sıfatını taşımaları sebebiyle kazançlı çıkmışlar ve gerçek mutluluğa ermişlerdir.
2- “Onlar öyle müminlerdir ki, namazlarında huşu sahibidirler.” Yani Allah korkusu ve sükûnet içindedirler. Huşu, kalbin ürpermesidir. Bu da korku ile ve vücut azalarının gayet sakin olmasıyla birlikte Allah’a boyun eğmek, Onun huzurunda kulluk zilletini hissetmek demektir.
Hasan-ı Basrî diyor ki: Onların huşuları kalplerinde idi. Bundan dolayı gözlerini harama kapadılar ve alçakgönüllü, mütevazı oldular.
Namazda huşuyu kalbini tamamen namaza veren, namazda iken onun dışındaki bütün işler bırakıp tamamen namazla meşgul olan, namazı başka şeylere tercih eden kişi elde edebilir. Bu durumda o kişide gönül rahatlığı ve göz aydınlığı olur.
Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed ve Nesaî’nin Hz. Enes’ten r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Bana güzel koku ve kadın sevdirildi. Namaz benim göz nuru kılındı.”
Yine İmam Ahmed’in Eşlem kabilesinden olan bir zattan rivayetine göre, Peygamberimiz (s.a.) “Ya Bilâl! Namazla -namaza davet etmekle- bizi rahatlat.” Buyurdu.
Huşu namazın manalarını düşünmek, Allah Tealâ’ya yakarmak, Allah’ı hatırlamak, O’nun tehdidinden korkmak, Kur’anın ayetlerini ince düşünmek ve anlamaya çalışmaktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Onlar Kuranı hiç dü¬şünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 47: 24).
Bu durumda kul genellikle şeytanın vesveselerinden, namaz kılanı namazından alıkoyma ve düşüncesini meşgul etme çabalarından kurtulur. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Gafillerden olma.” (A’raf, 7: 205).
3- “Onlar boş sözden yüz çevirirler.” Yani onlar haram veya mekruh ya da hiçbir hayır bulunmayan, insanı ilgilendirmeyen, insanın buna ihtiyaç duymadığı mubah şeyleri baştan terk ederler. Bu ifade yalan, hakaret, sövme ile bütün günahları ve hiçbir fayda bulunmayan söz ve davranışları içine alır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Onlar boş sözlerle karşılaştıkları zaman oradan vakarla geçip giderler.” (Furkan, 25/72).
4- “Onlar zekâtlarını verirler.” İbni Kesir diyor ki: Çoğunluk bu ayet Mekkî olmasına rağmen buradaki “zekat’tan muradın malların zekâtı olduğu görü¬şündedir. Çünkü zekâtın hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır.
Öyle anlaşılıyor ki Medine’de farz olan özel nisap ve miktarlardır. Yoksa zekâtın aslı Mekke’de iken de vacipti. Cenab-ı Hak, Mekkî olduğu halde En’am suresinde: “Onun hakkını hasat gününde verin” (6/141) buyurmuştur.
Buradaki “zekât” tan muradın gönlün şirk ve batıl kirlerinden temizlenmesi olma ihtimali de vardır. Meselâ: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsinin gerçek yüzünü gizleyen ise hüsrandadır.” (Şems, 91/9-10); “Müşriklere yazıklar olsun. Onlar zekât vermezler. Ahireti de inkâr ederler.” (Fussilet, 9/10). Bu ayetlerin tefsirinde iki görüşten biri uygun görülebilir; bu iki hususun ikisinin birden murad edilmiş olma ihtimali de vardır. Buna göre kelime hem gönül temizliği, hem de malların zekâtı anlamındadır. Aslında malın zekâtının veril-mesi de gönüllerin temizliğine girmektir. Kâmil mümin bu ikisini de yapan mümindir.
Razî diyor ki: Çoğunluğun görüşü, “Burada zikredilen, özellikle mallarda verilmesi farz olan haktır.” şeklindedir. Doğruya yakın olsa da budur. Zira şeriatta bu lafız özellikle bu manada kullanılmıştır. (İbni Kesir, III/238; Razî, XXIII/80.)
5- “Onlar ırzlarını korurlar…” Onlar ırzlarını haramdan koruyan ve Allah’ın yasakladığı zina ve livata gibi haramlara düşmeyen, Allah’ın kendilerine nikâh akdi ile helâl kıldığı hanımlarından başkasına yaklaşmayan kimselerdir.
“Kim bundan öteye geçmek isterse işte böyleleri haddi aşan kimselerdir.” Yani kim bunlardan başka -kendilerine helâl olmayan- şeyleri arzu ederse bu tip kimseler çok aşırı giden, Allah’ın sınırlarını aşan kimselerdir. Bu ifade “müt’a” adı verilen geçici nikâhın ve elle yapılan “istimna”nın (mastürbasyonun) haram olduğuna delâlet etmektedir.
6- “Müminler emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.” Yani onlar emanetin değerini ve verilen sözün kudsiyetini koruyan kimselerdir. Kendilerine emanet verildiği zaman ihanet etmezler. Bilâkis emaneti ehline verirler. Bir söz verdikleri yahut sözleşme yaptıkları zaman buna uyarlar. Dolayısıyla, emaneti yerine vermek ve ahde vefa göstermek iman ehlinin özelliklerindendir.. Hıyanet, gaddarlık, sözden cayma, alış-veriş, kiralama veya ortaklık v.b. için bir akdin gereğini yerine getirmemek Allah Resûlünün şu hadislerinde bildirdiği ehl-i nifakın sıfatlarından biridir:
Buharî, Müslim, Tirmizî ve Neseî’nin Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.) şöyle buyuruyorlar:
“Münafık’ın alâmeti üçtür:
– Konuştuğu zaman yalan söyler.
– Vaad ettiği zaman vaadinden döner.
– Kendisine emanet verildiği zaman ihanet eder.”
Allah Tealâ buyuruyor ki: “Ey iman edenler. Allah’a ve Rasulüne ihanet etmeyin. Emanetlerinize ihanet etmeyin.” (Enfal, 8: 27).
“Emanet ve ahit” ifadesi insanın Rabbinden aldığı şer’î yükümlülükler ve diğer insanlardan aldığı kendisine tevdî edilen mallar veya akitlerin yerine getirilmesi gibi hususları içine almaktadır. Mü’minin yedinci sıfatı ise “Namazlarını muhafaza etmesi, namazı hayatına hakim kılmasıdır.”

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi