SÜREYYA TAHSİN

SÜREYYA TAHSİN

Değerli okuyucular benim de yeni öğrendiğim bir tıp bilgini olan Süreyya Tahsin Aygün ile ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum.
Altmış yaş civarındaysanız, eliniz, ayağınız sağlamsa Süreyya Tahsin Aygün’e teşekkür ve saygı borcumuz vardır.
1960’lı yılların başında dünyada 46 ülkede tıbbi bir felaket yaşandı. Bir Alman ilaç şirketi tarafından Contergan adı altında uyku, gerginlik, mide bulantısı için ilaç piyasaya sürüldü. Hamile kadınlar üzerinde test edilmeden bulantı için yatıştırıcı bir ilaç olarak tanıtıldı. 1961 yılında doğum kusurları ile ilgili endişeler dile getirildi. İlaç o yıl piyasadan kaldırıldı. Ancak 1957’den 1961’e kadar engelli bebekler doğmaya başladı. Bebeklerde uzuv, göz, idrar yolu, kalp kusurları vardı. Oysa reçetesiz satılan bu ilacın prospektüsünde hamile kadınlar ve çocuklar tarafından güvenle kullanılabileceğini yazıyordu.
Sonuç ağır oldu, 90 binden fazla düşük, 15 bin kadar olduğu tahmin edilen engelli insan. O tarihlerde bizim ülkemizde bir bilim insanı vardı Süreyya Tahsin Aygün. İlacın ülkemize girişini yasaklatmak için Sağlık Bakanlığı’na resmi başvuruda bulundu. Türkiye’ye girişi tam da onay aşamasında iken Aygün’ün çabaları sonuç verdi. Türkiye bu ilacın girmediği birkaç ülkeden biri oldu. Aygün 1895 yılında İstanbul’da doğmuştu. Haydarpaşa Askeri Veteriner Okulu’na girmiş. 1910-1914 yıllarında öğrenimini sürdürürken Birinci Dünya Savaşı çıkması üzerine zorunlu aradan sonra 1919-1920’de okulu tamamlayarak veteriner hekim olarak üsteğmen rütbesiyle orduya katılmıştı. Kurtuluş Savaşı dönemindeki çalışmalarından dolayı kendisine İstiklal Madalyası verildi. İhtisasını ve doktorasını Almanya’da tamamladıktan sonra Fransa’da, Berlin’de, Viyana’da birçok kurumda çalıştı ve bilimsel incelemeler yaptı. 1927’de yurda döndü. 1934’de doçent, 1937’de Profesör, 1944’te Ordinaryüs unvanlarını aldı. Dünyadaki ilk kuru (liyofizile) sığır vebası ve antraks aşısını geliştirdi.
Dünya üzerinde ilk kez kök hücre çalışmalarını başlattı. Sivrisinek larvalarının balıklarla imhası çalışmalarıyla çevre sağlığını koruyucu çalışmalar yaptı. Sonra ne mi oldu? Kahraman ilan edilmesi gerekirken hapse atıldı, çalışmaları yasaklandı. Oysa Amerika, İsviçre gibi ülkelerden bilimsel çalışmalarını sürdürmesi için teklifler almıştı. Almanya’da Aygün institüte olarak bir enstitü kurulmuştu. O ise sadece kendi ülkesine hizmet edecek bir yurtsever bilim adamıydı.
9 Aralık 1981 yılında hayata gözlerini yumdu. Türk ulusu kendisine minnet borçludur. Ruhu şad olsun. Daha nice bilim insanlarımız bu şekilde heba edilmiştir. Bugün çektiğimiz sıkıntıların sebebi büyük ölçüde bu gibi bilim insanlarının eksikliğidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi