TAĞUTLUK NEDİR,  TAĞUT KİME DENİR?

TAĞUTLUK NEDİR, TAĞUT KİME DENİR?

Allah’ın emir ve yasakları varken bu emir ve ve yasakları yok saymak, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı emir ve yasaklar koymak rablik ve tağutluk iddiasında bulunmaktır.
Arapça’da “tâğût” kelimesi sözlük anlamıyla haddi aşan herkes için kullanılır. Kur’an bu kelimeyi Allah’a isyan eden ve O’nun kullarının hâkimi ve mâliki olduğunu inkâr edip onları kendi kulu olmaya zorlayan kimseler için kullanır. Allah’a isyan üç derecede olabilir:
1. Bir kimse Allah’ın kulu olduğunu kabul eder, fakat pratikte O’nun emirlerinin aksini yaparsa buna fâsık denilir.
2. Bir kimse Allah’tan ilgisini keser ve başka birisine bağlanırsa o zaman kâfir olur.
3. Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek onu uygulamaya mânî olan ve O’nun kullarını kendi emirlerine ve yoluna boyun eğmeye zorlayan kimse tâğûttur.
Böylece, Allah’ın emirlerini engelleyip insanları kendisinin istek ve emirlerine sevk eden tâğût; nefis, şeytan, rahip, liderler, kral ve benzerleri, herhangi bir şahıs da olabilir ki Yüce Allah bu tâğût belasından kaçınmayı emretmiştir (Nahl 16/36, Zümer 39/17-18). Bu nedenle bir kimse tâğûtu reddetmedikçe gerçekten Allah’a inanmış sayılamaz. Çünkü tâğûtlar, kendilerini ilâh yerine koyup Allah’ın dinine alternatif bir din koyarlar ve ona itaat ettirmek isterler. Fakat mü’minin kalbinde hak ile batıl asla uzlaşmaz (Mevdûdî, I, 160). (Feyzü’l-Furkan, Hasan Tasin Feyizli, Bakara suresi 256. Ayetin dip notu)
“Andolsun ki biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve (Allah’ın emirlerini yapmaktan meneden ve hevâsına göre dine ait hüküm koyup tanrılık taslayan) tâğûttan kaçının.” diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Allah (niyet ve gayretine göre) hidayet etti, kiminin hakkında da (kötü niyet ve amellerine göre) sapıklık (sıfatı) kesinlik kazandı. İşte, gezin dolaşın yeryüzünde de (peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın! (Nahl 16/36) [Tâğût için bk. 2/256-257 ve 4/60, 76; 96/6-7 açıklamaları]
Âyet-i kerîmede geçtiği üzere bütün peygamberler, insanları Allah’a kul olmaya çağırmak ve tâğûtlardan sakındırmak için gönderilmiştir. Çünkü tâğûtlar, kendilerini Rab yerine koyarak Allah’ın dinine karşılık, kendileri kural ve yaptırımlar koymuşlar ve insanları Allah’ın emirlerini yapmaktan alıkoymuşlar ve yasaklamışlardır. Hatta onları zorunlu olarak kendi din, fikir ve sistemlerine bağlamaya çalışmışlar, reddedenlere hasım kesilmiş ve hor görmüşlerdir; en tehlikeli durum da budur (bk. 2/256; 79/24). Sahabe-i kirâm’ın çocuklarına ilk öğrettiği kelimelerden biri, “Âmentü billâh ve kefertü bi’t-tâğût” (Allah’a iman ettim, tâğûtu red ve inkâr ettim) sözüdür.) (İbni Ebû Şeybe, I, 348.)
“Tâğûttan ve ona kulluk etmekten kaçınıp da Allah’a yönelenler(e gelince): Onlar için müjde vardır. (Resûlüm!) Sözü dinleyip onun (hayra vesile olan) en güzeline uyan kullarıma müjde ver. İşte bu kimseler Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve işte bunlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (Zümer 39/17-18.)
Allah’ın emir ve yasakları varken, bunlara aykırı emirler, yasaklar ve kanunlar koyan tağutların bu emir, yasaklarına ve kanunlarına severek, isteyerek, gönüllü olarak itaat edenler, müslümanım deyip, Allah’a inanmış ve ibadet etmiş bile olsalar o tağutları rab olarak kabul edip şirke düşmekte ve onlara kulluk etmektedirler. Şeytana kulluk ta böyledir. Hiç kimse şeytana ibadet etmek yönüyle kulluk etmez. Allah’ın emir ve yasaklarını terk etmek ve şeytana uymakla şeytana kulluk edilmiş olunur. (Namazı İkame Etmek, s: 34, Muharrem Günay, Ülkü-Yaz)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi