TEBLİGAT VE TEBLİGAT HUKUKU

TEBLİGAT VE TEBLİGAT HUKUKU

Türk Hukuk Sistemi açısından tebligat durumu üzerinde durulması gereken başlıca konulardan bir tanesidir. Hakkınızda açılmış dava, icra takipleri, ihtarname vb. konularda hukuki ihtilafların taraflarını bilgilendiren bir işlem çeşididir. Sözcük anlamına bakacak olursak; “bildirme, haber verme, bildiri” olan tebliğ kelimesi aslında Arapça kökenli bir kelime olup, “belağa” kelimesinden gelmektedir. Kısaca tebligat kelimesi, “bir bilgi veya haberin ilgili kimseye bildirilmesi” şeklinde tanımlanabilir.
Kısaca ve genel anlamla yazılı bildirim anlamına gelen tebliğ, Tebligat Hukuku mevzuatına göre yapılması gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu, bir tebligatın nasıl, kim tarafından, nerede yapılacağı vb. konularda gerekli açıklamalarda bulunarak bir kanun altında ifade edilmiştir. Dolayısıyla tebligat, hukuki işlemlerin kanunun öngördüğü esas ve kurallar dahilinde yazı veya ilan yoluyla yetkili merciler tarafından muhataba bildirilmesi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Bir önceki cümlede de ifade edildiği gibi tebligat işlemi ilgili kanunların esas ve usullerine uygun bir şekilde yapılması gereklidir.
Tebligat iki temel unsurdan oluşmaktadır. Bunlardan ilki, muhatabın hukuki işlem hakkında bilgilendirilmesidir. İkinci unsuru ise, muhataba hukuki işlem hakkında bilgilendirilmesinin kanunda öngörülen usule uygun olarak belgelendirilmesidir. Dolayısıyla bahsedilen temel unsurlardan birinin yokluğu halinde söz konusu tebligat işleminin varlığından söz edilemeyecektir. Diğer bir ifade ile; bir tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi için, belirtilen temel unsurların bir arada ihtiva edilmesi zorunludur. Aksi takdirde tebligatın usulsüzlüğü değil, yokluğu söz konusu olacaktır. Burada özellikle bir konu üzerinde durmak gerekiyor. Türk Hukuk Sisteminde “usulsüz tebligat” ve “geçersiz tebligat” kavramları sıkça karıştırılan ve uygulamada da çok defa yanlış işlemler yapılan bir konudur. Öncelikle bahsedilen bu kavramların tanımlarını anlaşılabilir bir biçimde ifade etmek gerekir. Usulsüz tebligattan başlayacak olursak; “Tebligatın unsurları açısından herhangi bir eksikliğin olmaması ancak kanunda belirtilen esas ve usullere uygun olmayacak şekilde tebliğ olması” halinde “usulsüz tebligattan” söz edilir. Bu bağlamda usulüne uygun yapılmamış tebligat kural olarak yapılmamış sayılır. Geçersiz tebligat ise; “Tebligat unsurları olan yazılı bildirim ve belgelendirme unsurlarından birinin eksik olması halinde” geçersiz tebligattan bahsedebiliriz. Bu iki kavram arasında başlı farklar, usulsüz tebligatta unsurlar tam ancak kanuna aykırı, geçersiz tebligatta ise unsurların eksikliği söz konusudur.
Peki tebligat hem kişiler hem Hukuk sistemimiz bakımından özelliği nedir diye soracak olursak, bir belgenin usulüne uygun olarak bildirildiğinin ve teslim edildiğinin kanıtı olarak değerlendiririz. Bu anlamda tebligat, tebligatın konusu olan hukuki işlemin taraflarının haklarının korunması bağlamında anayasal güvencelerin ve temel usul ilkelerinin gerçekleştirilmesini sağlayan çok önemli bir araçtır. Kişiler haklarında oluşan veya oluşabilecek hukuki uyuşmazlıklara karşı bilgilendirilir ve kendi hakları hatırlatılır.
Daha iyi anlaşılabilmesi açısından somut bir örnek vermek gerekirse; Davalı olan kişiye kendisine karşı açılan davadan haberdar olması ve cevap süresinin işlemeye başlaması için, dava dilekçesinin davalı olan kişiye kanuna uygun olarak tebliğ edilmesi gerekir. Davalı olan kişi, savunma hakkını dava dilekçesinin kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesiyle kullanabilir.
Karşılaşılan bir hukuki ihtilaf karşısında kişilerin kendilerine kanuna uygun şekilde tebliğ edilmesiyle yasal hakları başlamaktadır. Hukuk Muhakeme Kanununda bazı süreler belirtilmiştir. Bu süreler kesin nitelikte olup, sürenin geçmesi halinde yasal haklarınızı kullanamayacaksınız. Dolayısıyla süre burada çok önemli bir detaydır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 90-94’üncü maddeleri sürelerin nasıl hesaplanacağı konusunu ele almıştır. Sırasıyla;
• Süreler gün olarak belirlenmiş ise, tebliğ veya tefhim (yüze karşı bildirim) edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter. Örneğin, Hakkınızda genel haciz yoluyla bir icra takibi başladığını varsayalım. Size ödeme emri 01.08.2020 tarihinde tebliğ edilmiş ise, 7 Günlük ödeme ve itiraz süresi 02.08.2020 tarihinde başlayacak olup, 08.08.2020 tarihi mesai saati dolunca sona erecektir.
• Süre, hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen tatil saatinde bitecektir. Örnek vermek gerekirse; Davalı olan A kişisine 03.05.2018 Perşembe günü tebliğ edilen dava dilekçesine karşı 2 Haftalık cevap süresi, 17.05.2018 Perşembe günü mesai saati dolunca sona erecektir.
• Peki sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter. Resmi tatil günleri, süreye dahildir. Sürenin son gününün resmi tatil gününe rastlaması halinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.
Tebligat konusu özellikle hukukçular tarafından çok öneme sahip bir durumdur. Çünkü ulaşılan tebligat doğrultusunda süreler başlamaktadır. Ve bu sürelerin işlemeye başladığı tarihten itibaren nasıl bir yol haritası çizileceğine dair çalışmalar yapmaktadırlar. Ayrıca sadece hukukçular açısından değil, bir hukuki ihtilaf ile karşılaşan kişiler içinde çok mühimdir. Aslında tebligat konusu çok detaylı ve üzerinde çalışmalar yapılması gereken bir konudur. Sizlere kısa ve genel anlamda tebligatın önemli noktaları üzerinde bilgilendirmek istedim. Bu açıklanan mühim noktalar bakımından veya zihninize takılan herhangi bir hukuki durum için avmustafaoguz1@gmail.com e-mail adresinden ulaşabilirsiniz.
Son olarak karşılaşacağınız hukuki bir meseleden dolayı mutlaka bir avukata tanışmanızı tavsiye eder, saygılarımı sunarım.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi