TERÖRİST!

TERÖRİST!

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektör sonrası ülkenin gündemi yine bir anda değişti. Ülkemizin en köklü ve akademik çevrelerde söz sahibi üniversitesinde, dışarıdan atanan rektöre karşı tepkiler çığ gibi büyüdü. Gerek akademisyenler, gerekse öğrencilerin yoğun tepkisi oldu. Atamayı yapan Cumhurbaşkanı sayın Tayyip Erdoğan devreye girerek yapılan atamayı savundu, gösteri yapan öğrencilere “Rutin bir atamayı üniversitelerimizi karıştırmak için fırsata çevirenleri hep birlikte takip ediyoruz. Terör örgütü iltisaklı kişilerin en ön safta yer aldığı bu tür eylemlerin demokrasiyle hak arayışıyla fikir ve ifade özgürlüğüyle uzaktan yakından ilgisi yoktur.” CHP İl başkanı sayın Canan Kaftancıoğlu’na “Kendisi DHKP-C militanıdır” damgalarını yapıştırıverdi. İçişleri bakanı sayın Süleyman Soylu da benzer cümleler kurdu. Bu ülkenin en aydın zihinleri, en seçkin öğrencileri olan Boğaziçi’li gençler bu kez da “Biz terörist değil, öğrenciyiz” diyerek seslerini duyurmaya çalışıyor.
***
İktidarın kendinden olmayan ya da kendi gibi düşünmeyenlere “Terörist” damgası vurmasıyla ilk kez karşılaşmıyoruz.
Pandemi döneminde millete ekmek dağıtan, gıda kolisi götüren belediyeler “paralel yapının elemanları” olarak lanse edilip, terörist yaftası yediler. Bu iş için vatandaşlardan topladıkları yardım paraları bloke edildi.
2017 referandumunda “Hayır oyu” verenler “terörist” olmakla suçlandı.
23 Haziran seçimlerinde Millet ittifakı ve destekçileri “Terör örgütleri zihniyetinin destek verdiği” teröristler olarak damgalandı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı AKP’li Mehmet Özhaseki “CHP’nin kazanması durumunda parklarda militanların dolaşacağını” öne sürerek, halka, “Su faturanızı militanların getirmesini ister misiniz?” diye sordu.
“Hapisteki gazetecilerin hepsi hırsız, çocuk istismarcısı, terörist.” ilan edildi.
“Terörist” suçlamasından akademisyenler de nasibini aldı. Akademisyenler için “Bir avuç lümpen” diyen sayın Erdoğan, “Yüzlerindeki maskeyi sıyırdılar. Yıllardır dolaylı yollardan yürüttükleri terör örgütü propagandasını yayınladıkları bildiriyle doğrudan gösterdiler.” dedi.
2019’un Şubat ayında, hiç beklenmedik bir grubu hedef alan iktidar, artan sebze ve meyve fiyatlarının sorumlusu olarak patates ve soğan tedarikçilerini göstererek “terörist” olmakla suçladı. Hatta soğan tedariği yapan depolara polis baskınları düzenlendi.
Kimler kimler bu suçlamadan nasibini almadı ki? Küçük yatırımlarını korumak için dolar alanlar da, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da, Nobel ödüllü Orhan Pamuk da “Terörist” ilan edildi. Türk Tabipleri Birliği Başkanı seçilen Şebnem Korur Fidancı için “Terör örgütünden birini getirip TTB’nin başına koyuyorlar.” denildi.
İşin aslı şu. Otokrasi ile yönetilen ülkelerde, tek adamlar iktidarlarını sürdürebilmek için kendisini desteklemeyen, muhalif gördüğü herkesi yaftalamaya, hapse atmaya, korku ve dehşet salarak hükmünü sürdürmeye çalışır. Bu Hitler dönemi Almanya’sında da böyleydi, Stalin Rusya’sında da. Mevcut iktidar da bu yolla bir taşla 3-5 kuş vurmayı amaçlıyor. Karşı tarafı ötekileştirerek, taraftarlarına daha önce inandıkları söylemleri yineleyerek, kendine oy veren seçmeni bir arada tutmaya, dağılmalarını engellemeye çalışıyor. Diğer yandan, yandaş medyada bunları konuşturarak muhalefetin gündeme getirdiği sıkıntılı konular yerine, kendi gündemini konuşturmak için kullanıyor. Vatandaşları kamplaştırarak kendi oylarını konsolide etmeye çalışıyor. Çamur atınca izi kalacağını düşünüyorlar da “Yalancı Çoban’ın” hikayesini aklına getiren yok. Artık aklı selim insanlar gerçekleri görmeye başladı. Ötekileştirmenin en büyük zararını Türk Milleti olarak bizler çekiyoruz, gündelik hesaplar uğruna yaratılan bu kamplaşmanın yaralarını sarmanın çok uzun zaman alacağı kesin.
Son Söz, “Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma: Önce senin ellerin kirlenecek. Tolstoy

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi