TEVHİD  DİLİ-KESRET DİLİ

TEVHİD DİLİ-KESRET DİLİ

Bizler kul olarak Rabbimize iman ettik elhamdülillah. Peki, bu imanımız gereği bu dünyada nasıl davranacağız, amelimiz ne olacak?
‘’Amentü billahi’’ yani “billahi anlamda Rabbime iman ettim” diyen bir inananın bu dünyadaki hali “amilüs salihati” olmalıdır; yani onun yapması gereken Rabbimizin razı olduğu ameldir, “salih amel”dir. Billahi manada iman tevhid diliyle anlatılabilir, bu cümleler iman cümleleridir. Salih ameli anlatmak üzere kesret dili kullanılır, bu cümleler ise amel cümlesidir. Bunu daha kolay anlaşılması amacıyla tablo halinde şöyle gösterebiliriz:
Amentü Billahi Amilüs salihati
Tevhid dili Kesret dili
İman cümlesi Amel cümlesi
Nasıl inanacağım? Nasıl amel edeceğim?
“Kesret” kelimesi azlığın karşıtı olarak çokluğu ifade eder. “Kesret dili” göreceli bir çokluğun yaşandığı bu dünya üzerindeki ilişkilerimize yön veren dildir.
“Tevhid” bir şeyin bir ve tek olduğunu kabul etmektir. Allah’ın zatında, sıfatlarında, mabud oluşunda dışı ve sınırı olmayan “bir” ve “tek” olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etmeye “tevhid” denir.
Bu bakışla, Tevhid dili ile biz iman ederiz, yani imanımızı tevhid cümleleri açıklar. Tevhid dili iman cümlesidir, nasıl inanacağımızı bize söyler; kesret dili amel cümlesidir, bu dünyada yaşarken imanımıza uygun nasıl davranacağımızı söyler. Dolayısıyla, Kur’an-ı Kerim’de tevhid diliyle bildirilen ayetler bize iman ederken nasıl inanacağımızı, kesret diliyle bildirilen ayetler ise bu dünyada bu imana uygun nasıl davranmamız gerektiğini anlatmaktadır. Bir inanan olarak, Kur’an’ın kullandığı bu iki dili bilmezsek ayetleri anlamada ikileme düşebiliriz. Örneğin:
Kehf Suresi 26: “O, hiçbir kimseyi hükmünde ortak etmez.”
Nahl Suresi 59: “Dikkat edin, hükmettikleri şey ne kötüdür.”
Maide Suresi 44: “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”
Maide Suresi 45: “Ve her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
Maide suresi 47: “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıkların kendileridir.”
Kehf Suresi 26 “O, hiçbir kimseyi hükmünde ortak etmez” derken, Nahl Suresi 59 “Dikkat edin, hükmettikleri şey ne kötüdür” demekte, Maide Suresi 44, 45, 47 ise “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenleri kâfir, zalim ve fasık” olarak tanımlamaktadır. Nahl-59 ve Maide 44, 45, 47’den alıyoruz ki insanın hükmedebildiği bir alan var ve buna göre değerlendiriliyor. Oysa Kehf-26’dan Allah’ın hiç kimseyi hükmünde ortak etmeyeceğini öğrenmiştik. O zaman bu ayetler birbirine zıt mı?
Nahl-59 ve Maide 44, 45, 47. ayetler Kehf-26 ile çelişmemektedir, birbirlerine zıt değillerdir. Ancak Kehf Suresi 26 tevhid diliyle söylenmiştir, iman cümlesidir; buna göre “tek hüküm sahibi” Rabbimizdir. Nahl-59 ve Maide 44, 45, 47. ayetler ise kesret diliyledir yani amel cümlesidir. Bu durumda; yine “tüm hükümler” Rabbimize aittir ancak insana bu dünyada Hakk ile batıl arasında seçme özgürlüğü tanımıştır. Doğru ve yanlış arasında yapacağımız bu seçimlerden bizler sorumluyuz ve bu seçimler de dışı ve sınırı olmayan tek yani Ehad oluşu sebebiyle Allah’a aittir. Ayetler arasında bağlantı kurarken, ayetlere yorum yaparken, tefekkür ederken bu iki dili bilmezsek doğruyu yapamayız. Mesela, ayetlerin birbirlerine zıt anlamlar içerdiğini düşünebiliriz. Ancak kişi bu iki dili ve gereğini bilirse, bu iki dilde yapacağı mana çakıştırma yöntemiyle ayetlere doğru anlamı verebilir.
Bir insan düşünelim, bir arkadaşıyla tartıştı ve gitti onu öldürdü (muhafaza buyur Allahım). Bu kişi yaptığı bu yanlış için Kehf-26’yı gösterip “hüküm Allah’ındır, Allah hükmüne kimseyi ortak etmez, benim bir suçum yok” diyebilir mi? Diyemez tabii ki. Bu ayetteki anlatım tevhid dilidir, iman cümlesidir, buradan biz amel çıkaramayız. Ne yaparız? Biz bu ayetle “her türlü hükmün Allah’tan” olacağına iman ederiz. Peki, bu kişinin yaptığı amelin sorumlusu kim?
Rabbimiz bize bu dünyada Hakk ile batıl arasında tercih yapma özgürlüğü vermiştir. Bu tercihi batıl yoldan yana yapıp arkadaşını öldüren insanın bu seçimdeki sorumluluğu bu sebeple kendine aittir; Allah’ın Biiznillah verdiği yetki kapsamında özgür iradesiyle yaptığı bu tercihin sonucunu yine kendisi üstlenecektir. İşte onun yapabileceği bu tercihler bize Nahl-59, Maide 44, 45, 47 gibi ayetlerde kesret diliyle anlatılmıştır.
Tevhid dili ve kesret dilini ayetlerden örneklerle anlamaya çalıştık. Şimdi şunu vurgulayalım: Ayetlerdeki tevhid dili ve kesret diline ait cümlelerin anlam çakıştırmasını yapabilmek bir inanan için çok önemlidir. Bir inanan bu cümlelerdeki manaları çakıştırıp tek mana haline getirmelidir. Yıllar öncesinden bildiğimiz, duyduğumuz sapkın fırkalar işte bu iki dil doğru anlaşılamadığı ve manaları çakıştırılamadığı için ortaya çıkmıştır. Hâlbuki sadece anlam çakıştırma metodu uygulayarak insanın bu iki dili çakıştırıp tevhide ulaştırması mümkün olur.
Tevhid ve kesret dilini fark edememek, bu sebeple de anlam çakıştırması yapamamak sorunu geçmişte yaşanmış ve bitmiş bir durum değildir, günümüzde de ayetler üzerinde fikir ayrılığına düşülmesinin sebebi budur; ayetlerin bu metot uygulanarak tevhide ulaştırılamamasıdır. Yani ayetlerde tevhid diliyle yazılmış iman cümlelerinden amel çıkarmaya, amel için yazılmış kesret cümlelerinden ise iman çıkarmaya çalışılmasındandır. İman cümlesinden amel çıkarmaya kalkarsak ayete kendimize göre bir yorum katarız. Aynı şekilde amel cümlesiyle iman etmeye çalışırsak da yanlış iman etmiş oluruz. Bu iki cümleyi birleştirip tevhide erdirdiğimizde anlam doğru anlam olacaktır, iman Billahi manada iman, amel ise salih amel olacaktır. Bu sebeple, korkuyor ve sığınıyoruz:
Ya Rabbi, sevgili kitabımız Kur’an-ı Kerim’i indinde en makbul olacak şekilde okuyabilmeyi, okutabilmeyi, anlayabilmeyi, anlatabilmeyi ve bütün bunları yaşayabilmeyi bize öğretiver, ilham ediver. İlham edip öğrettiğin şekilde amel edebilmeyi nasip ediver. Bunu bize hayırlı eyleyiver, kolay eyleyiver Allah’ım.
Kur’an-ı Kerim’i kalbimin baharı, sadrımın nuru, hüznümün cilası, kederimin gidericisi yapıver Allah’ım (Âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi