TÜRKLERİN MANEVİ VE  IRKÎ GÜZELLİKLERİ (9)

TÜRKLERİN MANEVİ VE IRKÎ GÜZELLİKLERİ (9)

Bir taraftan Batı merkezli tarihin esiri olan bazı Batılı tarihçiler Türkleri barbar ve ikinci sınıf olarak görürlerken, diğer taraftan Batılı tarafsız bilim adamları da ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunun da temelinde 19.yüzyılda gelişen Turqueri ve Türkoloji hareketlerinin önemi vardı. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Osmanlıda ortaya çıkmasından önce Avrupa’da Türklüğe dair iki hareketin bulunduğunu hatırlatır. Bunlardan ilki Fransızca Turquerie denilen Türk hayranlığıdır. Türkiye’de yapılan ipekli yün dokumalar, halılar, kilimler, çiniler, marangoz ürünleri, cilt ve tezhip işleri, tesbihler, mangallar, şamdanlar, çanaklar, çömlekler ve daha birçok eşyayı büyük paralarla satın almaktan kaçınmayan bir Avrupa burjuvazisi ortaya çıkmıştır. O günlerde Batı’da zengin evlerinde bir Türk odası ya da bir Türk köşesine rastlamak neredeyse sıradanlaşmıştır. Avrupalı ressamların Türk hayatına dair yaptıkları tablolar ile şairlerin ve filozofların Türk ahlakını tavsif (anlatmak-açıklamak) yolunda yazdıkları kitaplar da Turqueri’nin içine girerdi. Lamartin’in, Agust Comte’un, Pierre Loti’nin, Ali Paşa’nın özel kâtibi olan Mismer’in Türkler hakkındaki dostane yazıları bu akımın yansımalarındandır (Meydan, 2007, s.66-67).
Avrupa’da ortaya çıkan ikinci harekete de Türkiyat (Türkoloji) adı verilir. Rusya’da, Almanya’da, Macaristan’da, Danimarka’da, Fransa’da, İngiltere’de birçok bilim adamları eski Türklere, Hunlara ve Moğollara ait tarihi ve arkeolojik araştırmalar yapmaya başladılar. Türklerin çok eski bir millet olduğunu, oldukça geniş bir alana yayılmış bulunduğunu meydana koydular… Özellikle Fransız Tarihçilerinden Deugnes’nin Türklere, Hunlara ve Moğollara ait yazmış olduğu büyük tarihle; İngiliz bilim adamlarından Sir Davids Lumley’in Üçüncü Selim’e ithaf ettiği Kitab-ı İlmü’n-Nâfi (Yararlı bilim kitabı) adındaki genel Türk grameri, aydınlarımızın ruhunda büyük etkiler yaptı. (Gökalp, 1996, s. 11-12)
“İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır. Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet daha vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lâkin mağlup edilemezler.” (Napolyon Bonapart)
“Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; gerçek misafirperverliğin ne demek olduğunu orada görüp öğrenirsiniz.” (William Martin)
“Poltova’da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş… Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim, Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elma bağa sardılar. Bu kadar âlicenap, bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı” (Demirbaş Şarl- İsveç kıralı)
Avrupa Hunları’nda Attila’nın başkentinde bir Bizanslı, Bizans’ta insanın baskı altında tutulmasına ve kanunların yürümemesine karşılık, kendisinin Hun memleketinde hür olduğunu ve korkusuz yaşadığını söylemişti. Çin’deki köleler hürriyet ülkesi olan Asya Hun topraklarına kaçıyorlardı (Kafesoğlu,1996, s. 195).
“Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekâsı vardır. İşte Türk, bu zekâsıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa’nın yarısını yüzyıllardır boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olmazdı.” (Çarnayev- Rus komutan)
“Türk asillerin asilidir. Yapma olmayan, gösterişi bulunmayan pek yüce asalet ona tabiatın hediyesidir.”( Pierre Loti)
Doğulu önderler, milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar. İyi yola götürmek ve kötülüklerden korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla ve özellikle Türklerde göze çarpıyor.” (Auguste Comte)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi