Ulutürk: Deprem  gerçeği unutuluyor

Ulutürk: Deprem gerçeği unutuluyor

Büyük Marmara Depremi’nin 21. yıldönümünde deprem gerçeğinin unutulduğunu hatırlatan Jeoloji Mühendisleri Odası İl Temsilcisi Yusuf Ulutürk, bilimsellikten uzaklaşıldığında, yerbilimlerine gerekli önemi verilmediğinde, doğanın bu konuda acımasız olduğunu vurguladı

 

TMMOB Jeoloji Mühen-disleri Odası İl Temsilcisi Dr. Yusuf Ulutürk, Türkiye’nin en büyük ikinci depremi olan Büyük Marmara Depreminin 21. yıldönümünde deprem gerçeğini Gazeteniz Kocatepe’ye değerlendirdi.
“7 İLDE CAN VE MAL KAYBI YAŞANILDI”
Yusuf Ulutürk, 1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki yer sarsıntısının, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçmesi üzerinden 21 yıl geçtiğini belirtti. Ulutürk, “Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölge-si’nin genelinde hissedildi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da can ve mal kaybına neden oldu. Türkiye’nin kuzey bölgelerden boydan boya geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın batı bölümünde meydana gelen deprem, 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.01’de başladı ve 45 saniye sürdü. Depremin merkez üssü İzmit’in Gölcük ilçesi olarak açıklandı. Büyüklüğü de Richter ölçeğine göre ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 7,6; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından ise 7,8 olarak ölçüldü.” dedi.
“7,4 ŞİDDET ÖLÇÜ KABUL EDİLDİ”
Günümüzde genel olarak Marmara Depremi büyüklüğünün, ilk yapılan açıklamalarda duyurulan 7,4 olarak kabul edilip bu ölçünün kullanıldığını kaydeden Ulutürk, “17 Ağustos Depremi, büyüklüğü açısından Türkiye’de meydana gelen en büyük ikinci yer sarsıntısı olarak kayıtlara geçti.
Derinliği 17 kilometre olan sarsıntıda yer kabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. Aktif Fay Zonu yani aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir. Sulu Alüvyon Zeminde ise, Bolu-Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir.” ifadelerine yer verdi.
“20 BİN KİŞİ ÖLDÜ 70 BİN KİŞİ
YARALANDI YA DA SAKAT KALDI”
Yapım hataları nedeniyle bölgenin birinci derece deprem bölgesi sınırları dâhilinde olduğuna temas eden Ulutürk şu ifadeleri kullandı: “Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, depremdeki ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de, yapım hataları kaynaklıdır. Zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden kaynaklanmaktadır. 17 Ağustos 1999’ da yaşanan ve yerbilimlerinde neredeyse Milat olarak kabul edilen Marmara Depremi yaklaşık 20 bin kişinin hayatını kaybetmesi ve 70 binden çok kişinin yaralanması ve sakat kalması ile sonuçlanmıştır. Ülkemizin aktif tektonik bir konumda olması nedeniyle, doğal afetler içinde ön planda olan depremlerin ülkemizde yaşanması kaçınılmazdır. Marmara Depremi sonrası yaşanan Düzce, Simav, Çay ve Malatya meydana gelen depremleri doğal afetlerin ülkemizde sıkça yaşandığının en güzel belirtisidir. Bu depremlerde de çok sayıda vatandaşımız hayatlarını kaybetmiştir. Can kaybının yanı sıra mal kaybına neden olmuş, ülkenin ekonomisini etkilemiştir.”
“BİLİMSELLİKTEN UZAKLAŞILDIĞINDA DOĞA ACIMIYOR”
Yusuf Ulutürk, insanoğlunun yaptığı bilimsel araştırmalar ve çalışmalarla depremi önceden kestirme, can ve mal kaybını en aza indirme yollarını bulma çabasında olduğunu belirtti. Ulutürk sözlerine şöyle devam etti: “Fakat depremi önceden kestirme, can ve mal kaybını en aza indirme konusunda henüz sonuca ulaşılamamıştır. Günümüzde özellikle deprem zararlarını en aza indirmenin yolu deprem öncesi, deprem riskli alanlarda gerekli jeolojik ve jeoteknik çalışmaların yapılması, bu çalışmalardan elde edilen verilere göre yerleşim planlarının uygun koşullara göre yapılmasıdır. Bu kurallara uyan Türkiye’den çok daha riskli ülkelerde deprem özellikle çok az can kaybı ile atlatılabilmektedir. Son zamanlarda Türkiye’de sadece jeoloji değil, tüm mühendislik dallarında yapılan çalışmalarda bilimsellikten uzaklaşıldığı ve hurafelere bel bağlandığı gözlenmektedir. Bu tür davranışların sadece deprem değil, heyelan, sel baskını gibi doğal afetlerin sayısının artması ile sonuçlandığı görülmektedir. 1999 Marmara Depreminde canlarını kaybeden bunca vatandaşımızı bir kez daha anarken, TMMOB, Jeoloji Mühendisleri Odası, Afyon-karahisar İl Temsilciliği olarak bilimsellikten uzaklaştığımızda, yerbilimlerine gerekli önemi vermediğimizde, doğanın bu konuda acımasız olduğunu sizlere bir kez daha hatırlatmayı bir borç biliriz.” >> Burcu AYDIN’ın Özel Haberi

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi