UNUTAMADIĞIM İKİ GÜZİDE HEMŞEHRİMİZİRAHMETLE VE  HAYIRLA ANARKEN… -1- MUSTAFA  AKALIN

UNUTAMADIĞIM İKİ GÜZİDE HEMŞEHRİMİZİRAHMETLE VE HAYIRLA ANARKEN… -1- MUSTAFA AKALIN

Milletvekili-Hakim-Savcı-Avukat ve Şair Hemşehrimiz Avukat Mustafa Akalın, eskilerin deyimiyle “nev’i şahsına münhasır”, yani kendine özgü bir insandı. Renkli kişiliği ile çevresinde sevgi ve sempati halesi oluşturmayı bilir, sevilir sayılırdı. Bu yönü ile, milletvekili seçilmeyi başarmış ve bir dönem TBMM’nde halkın temsilcisi olarak görev yapmıştır.
İlginçtir, hemşehrimiz, MHP listesinden ve Tunceli vilayetinden seçime girmiş ve seçilmiştir.
Merhum Akalın, Ankara-Afyonkarahisar-Antalya üçgeninde, son yıllarını geçirirken, zaman zaman, benim Ankara’daki ofisime de uğrardı. O günlerden birinde bana şöyle dediğini not etmiştim: “Sen bizim peşimizden koşardın da, senin kıymetini bilmezdik!…”
Gerçekten öyle idi. 1950’li, 60’lı yıllarda Afyonkarahisarlı önemli şahsiyetlerden bilgi alabilmek için peşlerinden koşardım da, kimi zaman bana yüz vermezlerdi!…
Akalın son ziyaretinde bana bir de şiirini emanet etmişti…
“4 Eylül 1978’de ani vefat eden rahmetli eşim Hacı Fatma’nın aziz ruhuna mersiye” serlevhalı bu şiir şöyleydi:

Gelmeğe yok, gülmeğe yok, dermanım benim
Duymuyorsun feryadımı hiç, cânım benim
Göz yaşımla ıslanıyor, her ânım benim
Duymuyorsun feryadımı hiç, cânım benim

Akalın 23 Nisan 1920 tarihinde Afyonkarahisar’ın Şuhut İlçesi, Efe Köyü’nde doğdu, 26 Temmuz 1988 tarihinde Afyonkarahisar’da vefat etti. İlk ve orta öğrenimini Afyonkarahisar’da tamamladıktan sonra girdiği İstanbul Hukuk Fakültesinden 1941 yılında mezun oldu.
Askerlik görevini tamamladıktan sonra, sırasıyla Emirdağ, Erzincan, Gümüşhane, Kilis, Bayındır, Kâhta, Devrek ve Bingöl’de savcılık görevlerinde bulundu. 1951 yılında emekliye ayrılıp, Afyonkarahisar’da avukatlık yapmaya başladı.
Hemen her konuda kaleme aldığı yazılarını, çeşitli gazete ve dergilerde yayımladı. Bir süre, Demokrat Afyon gazetesinin baş yazarı oldu. Son yıllarını Antalya’da geçirdi.
Kitap bütünlüğünde yayımladığı şiir kitapları şunlardır:
1. Bahar ve İzim (1947)
2. Alev Alev (1958)
Mustafa Akalın, güzel insandı. Hoşsohbetti. Espritüel konuşmalar yapardı. Biraz deli-dolu idi ama, güzel adamdı. Bir kez daha ona Allah’tan Rahmet dilerken; böylesi değerli hemşehrilerimi özlediğimi de itiraf etmek isterim.

Özlediğim dost-ağabeyimi, 101. Yaşında hürmet ve rahmetle anarken şu dizelerini de buraya almak isterim:
Ne güneş fayda verir, ne toprak, ne su
Dal yaprak kurur, çiçeğin gider kokusu
Havadan kesilince alâkası fidanın
Bir nefestir mânâsı yaşamanın ve canın.

Kökteki toprak kurur suyu çekilirse
Güneş silinip yerini zulmete verirse
Fidan ölmez de çiçek mi açar?
Çiçek kurumaz da ya renkler mi saçar?

 

-2-
HASAN HÜSEYİN ÇETİNALP

 

Hasan Hüseyin Çetinalp’in, Bedesten yanındaki, mütevazi gazete, dergi ve kırtasiye satış dükkanı, yıllar yılı ilginç bir okul işlevi görmüştür. Pek çok hemşehrimiz, çocukluktan ilk gençlik yıllarına geçiş aşamasında, onun gerçekten ilginç dükkânında, eğitim görmüşlerdir. Yeteri kadar gazete, dergi, kitap satın alabilme imkânı olmayan hemşehrilerimiz, para ödemeden, bunları okuyabilme imkânını elde etmişlerdir. Yüreği temiz, gani gönüllü, bu güzel insan, gençleri desteklemiş, onlara doğru yolu gösterme işlevini üstlenmiştir.
Hasan Hüseyin Çetinalp, gerçek bir Müslüman ve gerçek bir Türk milliyetçisi idi. Bu nedenledir ki, onun inançlarına ters düşen yayınları, önemli kâr sağlayacağını bilse de satmazdı. Bu yüzden, ulusal gazetelerin baş bayiliğini elinden almışlardır. Ayrıca Afyonkarahisar’da en çok satılan Tercüman Gazetesi bayiliği de gitmişti. Eğer böyle yapmayıp, her yayını satsaydı ve de baş bayilik onun uhdesinde kalsaydı, zengin olması işten değildi!…
Kendisi de, başta mahalli gazeteler olmak üzere, tüm gazeteleri dikkatle okur, yorumlar ve bunları tartışırdı. Zaman zaman onunla karşılaştığımda, benim yazılarımı okuduğunu söyler ve bazı yazılarımla ilgili görüş ve düşüncelerini söylerdi…
Bir görüşmemizde bana; Ankara’da Agâh Oktay Güner’le görüşüp görüşmediğimi sormuş, “hayır” cevabını alınca da; “git onunla tanış, benim selamlarımı söyle” dedikten sonra, o tarihte Ticaret Bakanlığı koltuğunda oturmakta olan Dr. Güner’i, ilk fırsatta, makamında ziyaret ettim. Sayın Güner de Hasan Hüseyin Çetinalp mektebinden feyz almıştı ve onun selâmıyla giden bana da ilgi göstermişti…
***
1991 yılında emekli olup dükkanını kapatmış, Afyonkarahisar dışında yaşayan dostları ve sevdikleri yaklaşık kırk yıl çalıştığı dükkânında aranmış, ölümünden sonra da bu arayışlar yıllarca devam etmiştir. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen ben, ne zaman Afyonkarahisar’a gitsem, Bedestenin o yakasından geçerken, onu anar, hayırla yâdederim.
1930 yılında doğan Çetinalp, 3 erkek ve 1 kız kardeşin en küçüğü idi…Bu adam gibi adam; bu hayırsever, bu gerçek Türk ve gerçek Müslüman olan Hasan Hüseyin Çetinalalp 02 Ağustos 1992 Pazar günü bir otomobilin çarpması ile ağır yaralanmış, ambulansla hastaneye sevk edilirken yolda vefat etmiştir.
Afyonkarahisar’ın tarihinde, kültüründe, ilim ve sosyal hayatında unutulmaz, izler bırakan şehrimizin yetiştirdiği bu güzide insan, sevilip sayılan bu gönül adamı, böylelikle hafızalarda hatıralarını, kalplerde sevgisini bırakarak Hakkın rahmetine kavuştu.
Mekânının cennet olduğuna inandığım bu çok değerli hemşehrimizi doğumunun 91.yılında rahmet ve minnetle anıyorum.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi