YARALIYIM ARKADAŞLAR!

YARALIYIM ARKADAŞLAR!

“Ülke ve İnsanımızın problemleri karşısında düşünmeyen beyin sızlamayan yürek bizden değildir.”(1) diyen anlayışa bakınca yaralanmadan duramıyorum.
Tarihi adalet ve şanla taçlandırılmış milletimize diz çöktürmek isteyen şer güçlere karşı uyanmamakta direnenleri gördükçe yaralanıyorum. Bu necip milletin geleceği açısından endişelenmeyenleri gördükçe; hislerini dumura uğratanları izledikçe yaralanıyor ve bu yaralarımı sarıp sarmal edeceklerle paylaşmak için yazıyorum. Umarım paylaşanlar arttıkça tedavi için gerekli bilinçlenme tedavileri de beraberinde gelecektir.
Milletimizin geleceği açısından endişelenmemek ne mümkün? 15-25 yıl sonra bu nesil sorumlu bir birey olabilecek mi, nasıl bir ana-baba olacak, nasıl çocuk yetiştirecek? Evlerini, ailesini nasıl idare edip koruyabilecek? Ülkesini nasıl yönetecek? Din, devlet, vatan, millet sevgisi daha da mı azalacak? Kadın ve aileyi hedef alan, özellikle de Türk Milletine yönelen bir taarruzla karşı karşıya olduğumuzun farkına varma zamanıdır. Daha da geç olmadan aileler dağılmadan cinnet ve cinayetler çoğalmadan, kadın, aile, çocuk ve gençlik üzerine DİNİ, AHLAKİ, İLMİ çalışmalar yapmak için hiç beklenmemeli.
Aileyi parçalayan Batı kaynaklı konular yerine aileyi koruyan yerli yasalar çıkarılmalı, kısa ve orta vadeli planlamalarla çareler aranmalıdır. Ancak, kurtuluş azmini taşıyanların çoğalmasıyla selamete erişilebilir. İlimde, teknikte batıdan alınması gerekenleri almak yerine, ‘Bize dikte ettirmeye çalıştıkları sosyal problemli konuları tercih etmemiz bizi çıkmaza sürüklemektedir. ALİYA İZZET BEGOVİÇ merhumun güzel bir sözünü zikredeyim. “SAVAŞ ÖLÜNCE DEĞİL, DÜŞMANA benzeyince kaybedilir.”
TEPKİLER ZAYIFLAMASIN!
Ahlaksızlığın zirveye yönelmesine, aile yapılarının çatırdamasına neden tepkisiz olunmuyor? Devlet Ricali, İslami STK’lar, kanaat önderleri, ilahiyatçı bilim adamları ve de Diyanet teşkilatının vebalini nereye konumlandıracağız? Maksat suçlu aramak değil çözüm üretmektir. Bu da kendimize gelmekle, yerli, milli kültür ve inanç sistemimize sarılmakla başlar. Annelik, çocuk yetiştirmek çok maharetli bir iştir. Aileyi güçlendirecek annelere devletçe ev desteği sağlanırsa suç oranlarının düştüğü, aile bağlarının güçlendiği, sevgi, şefkat ve merhametle büyüyen nesiller yetiştirilecektir. Ahlak, haya, iffet, namus, şeref kavramı, namusu koruma eğitimi ANA kucağından başlayarak tüm okullar ve yaygın eğitim alanlarında uygulanmalıdır. Biz bunu yetişkin üniversite çağına gelmişlere kolay kolay anlatamayız.
Medyaya da, sorumluluk bilinciyle milletimizin geleceğini karartmadan, sosyal, psikolojik, ahlaki yönden toplum sağlığını bozacak yayınlardan uzak durmak, bilakis müspet yönde örnek olup rehberlik etmek düşer.
Toplumun, kadınların doğru vereceği mesajlara, aile içi eğitimde annenin marifetine ihtiyacı var. Büyüklerin davranışlarını taklit ederek, şekillenen çocuklar yarın ana-baba olduklarında aynı şeyleri çocuklarına aktaracaktır. Analar, eğitimli, kültürlü, donanımlı olursa yetiştireceği çocuklarda topluma faydalı birey olur. İnsanlar, maneviyattan uzaklaştıkça sapma ve saptırmalarla karşılaşır. Manevi bozgun, maddi bozgunu hızlandırır. Sefahate dalmanın, batışın ve mağlubiyelerin sebebi İslami yaşantı ve heyecanından uzaklaşmaktadır. Bunu biz değil, bakın Müslüman bile olmayan ünlü toplumbilimci Arnold Toynte ifade ediyor. “Dünyanın, insanlığın geldiği şu duruma bakılınca, İSLAMI yeniden göreve çağırmak gereklidir.”
(1) Aykut Edibali.
Not: Bayrak Dergisi 1324. sayı Yahya demeli yazısından faydalanılmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi