DOLAR 18,6452 0.01%
EURO 19,6449 0.07%
ALTIN 1.076,83-0,31
BITCOIN 316257-0,11%
Afyonkarahisar

AZ BULUTLU

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Burcu Aydın

Burcu Aydın

10 Aralık 2019 Salı

İYİLİK KAZANSIN VE ARTSIN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

7 Aralık Cumartesi günü öğleden sonra Zafer Meydanı’nda bir basın açıklaması görevimiz vardı. Sıradan rutin bir görevi icra ederken yaşları 11-8-7 ve 6 arasında değişen 4 erkek çocuk meydanda bir bankta oturarak basın açıklamasını, çevreyi masum, mahzun gözlerle izliyordu. Çocuksu bir şımarıklık, herhangi bir taşkınlıktan uzak, haline sonuna kadar razı, kiminin üzerinde kısa kollu bir tişört, kiminin ayağı soğuktan kızarmış biçimde ayakkabısız, kuru ayazla birlikte burunları akarak büzüşerek seyrediyorlardı çevrelerini.
Görev esnasında tam karşıma çıkan çocuklardan, daha doğrusu içinde bulundukları durumdan gözlerimi alamadım. İşimiz bittikten sonra yanlarına giderek önce burunlarını silmeleri için kâğıt mendil verdim. Sonra en kısa sürede onlar için bir şeyler yapabilmek adına nerede oturduklarını, sordum. İçlerinden biri ürkek bir sesle “Afganız, Türkçe yok” dedi. Bir türlü iletişim kurmak mümkün olmayınca bizle birlikte basın açıklaması için meydanda görev alan polis memurları Kutsi Bey ve Tuncer Bey’den ne şekilde iletişime geçebileceğime dair yardım istedim. Onlar da çocuklarla önce iletişim kurmaya çalıştı. Sonrasında Emniyet Müdür Yardımcısı Emin Bey de durumu ele aldı.
Sivil araçla Yüksel Ergül mağazasına götürülen çocuklara mağaza sahibi Davut Bey de yakın ilgi gösterdi. Niyet hayırsa akıbet hayırdır anlayışının örtüştüğü bir durum yaşandı mağazada. Satış görevlisi genç kız “Ben Afganım” diyerek Türkçe bilmeyen çocuklarla iletişime geçti. Yaşlarını, adreslerinin öğrenilmesine yardımcı oldu. Hatta bu vesile ile çocuklara polis kimliği gösterildi. Kendilerini yardım amacıyla yaklaşabilecek olası kötü kişilere, sahte polise karşı dikkatli olmaları sıkı sıkı tembihlendi.
Dillerini bilen bir kişinin olması ve kendilerini güvende hissetmeleriyle çocukların neşesi de yerine geldi. Polis ağabeylerinin kendi aralarındaki dayanışması ile paltoları alınan çocuklara mağaza sahibi Davut Bey kazak ve çorap hediye etti. Ayakkabı almak üzere mağazadan çıkılacağı sırada Davut Bey Afgan çalışanını ile birlikte “Biz de gelelim” diyerek polislerle birlikte çocukların önüne düştü. Şeref Kundura’dan alınan kışlık ayakkabıların ardından çocuklar evlerine bırakıldı.
Mecidiye girişinde 28 numaralı apartmanda kendileri gibi en az 6 Afgan ailenin hasta çocuklarıyla birlikte Afyonkarahisar’a yeni geldikleri öğrenildi. Bir kız çocuğunun ciddi ölçüde rahatsızlığı görülürken, bir erkek çocuğun da bir gözü görmüyor. Afganistan’da tedavi imkânı bulamadıkları için buraya geldiklerini kısmi Türkçeleriyle anlatmaya çalışan aileler kimlik çıkaramadıkları için çocuklarını tedavi ettiremediklerini anlattılar. Yaşam şartlarının da ağır ve yetersiz kaldığı, bir tüp ve ocağın dahi olmadığı ortamlarda yaşam mücadelesi veren insanları görmezden gelmek hiçbir vicdanın ve aklın işi olamaz.
Pazar günü Kutsi Bey eşi ve çocuğuyla birlikte yine bu apartmanda kalan aileleri ziyaret ederek yardımlarda bulundu. Hayrı, hasenatı bol olan Afyonkarahisar halkına, ilgili ve yetkili sağlık kuruluşlarına, yardım derneklerine bu vesile çağrıda bulunmayı insani bir görev addediyorum. Belki bu yazdıklarımdan daha da doğrusu isimlerinin geçmeleri hoşlarına gitmedi; Başta durumu kavrar kavramaz müdahil olan Polis Memurları Kutsi Bey ve Tuncer Bey’e, “Gerekin yapın daha sonra aramızda konuşuruz” diyen Emniyet Müdür Yardımcısı Emin Bey’e, “Ailelerin durumunu belirleyin elden geleni yapalım, ilgili yardım derneklerinin yöneticileri ile irtibata geçelim” diyen Yüksek Ergül Mağaza Sahibi Davut Bey’e, ismini bilemediğim Satış Elemanı Afgan genç kıza canı gönülden teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Soy isimlerini bilmiyorum, öğrenmek için telefon açabilirdim ama, o zaman “Yazmasanız” diye rica edeceklerinden çekindim açıkçası. Oysa ben ve mesai arkadaşlarım bu güzel davranışın Türk Polisi’nin bu asil davranışının kamuoyuna yansımasının yerinde olacağını düşündük ve bu yazıyı kaleme aldım.
Hepinizden ayrı ayrı Allah razı olsun. Hani derler ya dünyanın çivisi çıkmıyorsa iyiler sayesindedir diye. Cumartesi günü ikindiden sonra bunu bire bir yaşadım. Polis kardeşlerimizden birinin öz ifadesi ile “İyilik kazansın ve artsın” Marifet burada değil mi?

Devamını Oku

PANCAR EKİCİLERİNE SESSİZLİK HÂKİM – Kocatepe Gazetesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Burcu Aydın 29 Ağustos 2018 Çarşamba 13:43:26
 

Sınırlı Sorumlu Afyon Pancar Ekicileri Kooperatifinin dün sabah 38’nci mali genel kurul toplantısı yapıldı. İkinci toplantı olduğu için çoğunluk aranılmadı.
Beş yıldızlı termal bir otelin tercih edildiği toplantıda gündem gereği kurul raporları okutularak tek tek oylandı. Normal, sıradan bir genel kurul toplantısının gereği yapıldı.
Ancak Sayın Divan dilek ve temenniler bölümünü es geçti. Sınırlı Sorumlu Afyon Pancar Ekicileri Kooperatifi üyelerine konuşup konuşmayacaklarını sorma nezaketinde bulunmadı. İki üye bu durumu ifade etti. Pancar üreticileri “Neden söz verilmiyor? Çiftçinin sorunlarını nerede dile getireceğiz? Bizim söyleyecek kötü bir şeyimiz yok” dediler. Cevaben Sayın Divan Başkanı toplantıyı kapattığını yemeğe geçildiğini dile getirdi.
Yaklaşık 25 gün önce Pancar Kooperatifi Müdürlüğüne iki kez üst üste randevu talebinde bulundum. Kooperatif faaliyetleri ve pancar üreticisinin durumuna yönelik haber hazırlamak için Kooperatif Başkanı ile görüşmek istedim. Ancak nezaket formalitesi gereğince dahi olumlu olumsuz bir geri dönüş yapılmadı. Dün ikinci mali genel kurul toplantısında da deyim yerinde ise “Oldu da bitti maşallah” türünde baştan savma bir toplantı gözden kaçmadı.
Kimse bana, mensup olduğum gazeteye demeç, röportaj vermek zorunda değil. Ama nezaket gereği talep reddine yönelik bir dönüş yapmak çok mu zordur? Gel gelelim dün kooperatif yönetiminin üyelerine karşı umursamaz tavrına bire bir şahit olunca bu durumun şahsıma ve gazeteme yönelik bir tavır olmadığını genel geçer bir tavır olduğunu gözlemledim.
Sözün özü şudur ki, pancar üreticisine bir öğle yemeği ikram edip, yasal prosedür gereğince oylama yapmak adına insanları işinden gücünden alı koyup iki çift söz ettirmeme nedenini anlamak gerçekten mümkün değil. Çiftçi, pancar üreticisi sorununu, talebini, beklenti ve önerisini nerede sunacak? “Oldu da bitti maşallah” türünde ki sessiz, sakin genel kurula polise ek özel güvenlik tedbirini alma gereksinimini anlamak zor. Hâsılı kelam, pancar ekicileri kooperatif yöneticilerine sessizlik hâkim. Neden acaba? Konuşacak bir şeyiniz mi yok? İnsanların konuşmak istemesi sizleri neden rahatsız ediyor? Ya da saklanması gerekenler mi var?

 

Devamını Oku

KÖPEK KADAR OLAMAMAK !!! – Kocatepe Gazetesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Burcu Aydın 15 Mayıs 2017 Pazartesi 12:45:44
 

İnsanoğlu sözüm sana, anlatırsam anlar mısın? Yarı şaka yarı ciddi güler misin ağlar mısın?
Okuyacağınız satırları oluşturan olayı 13 Mayıs 2017 Cumartesi akşamı yatsı ezanının okunmasına yaklaşık 15 dakika kala yaşadım. Marulcu Mahallesi Yeşil Cami yan hizasında yeniden imar edilen bir inşaatın önünden Yeşilyol Caddesine doğru ilerliyordum. Bu güzergâhı bana en yakın geri dönüşüm kutusunun konuşlanması nedeniyle tercih ettim. Çünkü kutuya atmam gereken pet şişeler vardı.
Bu amaçla sözü geçen noktaya geldiğimde bir sokak köpeği ile karşılaştım. Akşam vakti muhtemelen karnını doyurmak ihtiyacında olan güzel bir köpekti. Çok sever, ama bir o kadar da çekinirim. Köpek üzerime doğru gelince daha da doğrusu yürüme mesafesini yaklaştırınca onu incitmeden uzaklaşmaya çalıştım. Sözünü ettiğim kabası bitmiş inşaatta bir adam! “hoşt” nidası ve taş atarak köpeği ürkütmesiyle zavallı hayvan üzerime doğru gelmeye başladı. “İnsanlığınız bu mu? Hayvanı ürkütüyorsunuz” diye bağırdım. Üzerine hayvanı taşlayan bu adam! Yüzünden zavallı hayvan üzerime doğru geldi. Ben de reaksiyon gösterince az kalsın zavallı hayvan bir aracın altında kalıyordu. Hem köpeğe karşı duyduğum vicdani sorumluluk hem de yaşadığım korku …
Çok şükür köpeğe bir şey olmadı. Sözü uzatmanın âlemi yok. Başlıkla vurguladığım üzere köpek kadar olamayan iki ayaklı yaratığı; En başta ve her daim Yüce Allah’ın ilahi adaletine, toprağa, dağa, taşa, kurda, kuşa ve Afyonkarahisar kamuoyunun vicdanına havale ediyorum. Yüce Allah’tan en ağır şekilde cezalandırılmasını niyaz ediyorum. İlgili ve yetkililerin de bu hususta yasal sınırlar içerisinde yapabilecekleri bir şey var ise gerekenin yapılmasını istirham ediyorum.
EĞER TEMİZLENMESE PİSLİK GÖTÜRECEK !!!  
14 Mayıs Pazar günü bir çelenk töreni için saat 9.40’ta Kocatepe Parkı’nda idim. Güzel güneşli bir bahar Pazarında çimlerin üzerinde, çiçeklerin yanı başında metal ve cam şişeler şeklinde bira atıkları  vardı. “Zıkkımlanıldıktan” sonra adım başına düşen çöp kutularına atılma zahmeti gösterilmeyen bira şişeleri. Burada yerel yönetimin ya da o çevrenin temizliğinden sorumlu ekiplerin zerrece kusur ve ihmali yoktur. Dediğim gibi adım başına çöp kutuları var.
Kamusal alanda pervasızca çam ağaçlarının altında alkollü içeceği  “ziftlendikten” sonra şişe ve kutu atıklarını çevreye saçan yaratıkların kategorisi, türü nedir? Allah razı olsun. Düzenli günlük temizlik çalışması yapılıyor. Yok aksi olsa, eğer temizlenmese vallahi pislik götürecek. Ama el insaf!
Önce pis kutu ve şişelere dokunmak istemedim. Elim durdu bu sefer gönlüme yük oldu. Sonunda iğrenerek de olsa o atıkları çöp kutularına attım. Kocatepe Parkı kamusal alanlardan biri olmasının yanında Atatürk Anıtı’nın da bulunması nedeniyle çelenk törenleri için sıkça kullanılan ortak bir alandır. Kimsenin çevreyi kirletmeye hakkı olmadığı gibi ayrıca kişisel atıklarını şüpheli paket görünümünde etrafa saçmaya da hakkı yok. Atıkların bazısı abartısız şüpheli paket görünümde idi. İğrenç ve kirli oldukları kadar şüphelilerdi. İfade ettiğim üzere emin olduktan sonra kutulara attım. Malum terör küresel gerçek haline geldi. Kimsenin çevreyi kirletmeye ve şüpheler oluşturarak toplumu germeye hakkı yok. Değil mi?

Devamını Oku

HİKÂYE EDİLİR Kİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aşağıdaki satırlar bir ağabeyimizden edindiğimiz hikâyenin paylaşımı üzerinedir.
Hikâye edilir ki; Ariflerden bir zat bir gece rüyasında sağanak halinde yağmur yağdığını, yağmur sularının çeşme sularına karıştığını, çeşme sularından içen herkesin çıldırdığını görür. Korku ve dehşet içerisinde uyanır. Sabaha kadar bu rüyanın hikmetini düşünür. Ertesi günü ustaları çağırarak evinin bahçesine bir sarnıç yaptırır. İçini su ile doldurur ve beklemeye başlar.
Gel zaman git zaman bir gün aynı rüyasında gördüğü gibi yağmur yağmaya başlamıştır. Ev halkına dışarı çıkmamalarını tembih ederek penceresinden olacakları seyre koyulur. Gerçekten de çeşme sularından içenler çıldırmaktadır. Derken toplum karışmış alt üst olmuştur. Bir müddet sonra ortalık durulmuş, deliler kendilerine göre yeni bir nizam kurarlar.
Arif Zat her ne kadar aileden kimseyi dışarı çıkartmasa da, evin ihtiyaçları gelip çatmıştır. İhtiyaçları temin etmek üzere kendisi sokağa çıkar. Bunu gören sokakta ki çocuklar peşine takılarak ‘deli var deli, var’ diye taşa tutarlar. Arif Zat canını evine zor atar. Hemen kızının eline testiyi tutuşturur çeşmeden su getirmesini söyler. Kızı ‘baba ne oldu bizde mi çıldıracağız’ der. Babası ‘Kızım ya bu sudan içeceğiz ya da bu diyardan gideceğiz’ diye cevap verir.
Kişilerden somut gerçeğe aykırı olanı kabul etmesi, gerekirse akla aykırı olanı bile bile doğru bellemesi istenmektedir.

Devamını Oku

UTANDIRAN ALKIŞLAR – Kocatepe Gazetesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Burcu Aydın 26 Ocak 2017 Perşembe 12:43:22
 

CHP İl Başkanlığı’nda vefatının, daha da doğrusu öldürülmesinin 24. yıldönümünde Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu hatırasına bir anma programı düzenlendi. Bu anma programında başta Uğur Mumcu olmak üzere ülkesi, devleti için çalışan vatan hassasiyetine sahip katledilen isimlerde rahmet ve saygı ile anıldı. Hepsine bu vesile ile bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
Anma programını takip görevi bana düştü. Program bitimi takip ederek gerekli bilgiyi ve görüntüleri toparlayıp ayrılacağım sırada bir partili ayağa kalktı. Zaten program bitimi nedeniyle katılımcılarda ayaklanmıştı. Partili; “Bir gazetecinin ölüm yıldönümünde anma programına Afyon’da sadece bir gazeteden bir gazeteci bacımız katıldı. Kendisine teşekkür ederiz” dedi. Daha sonra tüm katılımcılar şahsımı alkışladılar. Gösterilen nezaket ve hassasiyete teşekkür ederim.
Tüm samimiyetimle ifade ediyorum; bu alkışlar beni çok utandırdı. Gerçekten utandım. Niye mi? İnsan olarak, bu işi yapma gayretinde biri olarak utandım. Çünkü bu işi yaptıkları iddiasında olup da yanına uğramayanların düştüğü pozisyon beni utandırdı. Sadece “Estağfirullah vazifemiz. Teşekküre değmez” sözcüleri döküldü dudaklarımdan.
Yemekli, kahvaltılı basın toplantılarına hemen hemen davet nereden gelirse bırakın eksiği fazlasıyla katılan, gazetecilik ahkamı kesenler neredelerdi?
Mesele CHP İl Başkanlığı, ya da diğer örgütlerini kayırmak vs. değil. Anlatmaya çalıştığımızın özeti TARAFSIZLIK İLKESİ. Sevmeyebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz. Tercih de etmeyebilirsiniz. Sempati ve yakınlık duyduğunuz bir siyasi parti ve renklerine gönül verdiğiniz bir kulüp de vardır. Bunlar hiç sıkıntı değil. Sevgi ve tercihte hür, saygıda mecburuz. Hele hele bizler. Yani medya çalışanı, patronu ya da basın mensubu olma iddiasında olan kişiler. En başta biz. Eleştiri hakkımızın baki kalması için herşeyden önce bunu yapmaya mecburuz. Daha sonra ilk doğru ve iyi örnek olmaya da bizler mecburuz. Gazeteci, basın mensubu sıfatını hakketmeye mecburuz. Gazeteci olmakla bir keramet sahibi olunmuyor. Hele bir de bu gazetecilik şahsın ya da ondan menfaati olanların yakıştırması ise. Gazeteci denilen kişiler; HERKESTEN VE HERŞEYDEN ÖNCE KURALLARA, KANUNLARA UYACAK EN UFAK BİR İHLALDEN VE YANLIŞTAN SAKINACAK !!!
Yeri gelmişken bir çift sözüm de siyasilere, sivil toplum kuruluşları üye ve temsilcilerine. Yani medya ile yakın etkileşim içinde olan kişilere. Üyelere ya da yetkili ve etkili isimlere. Lüften yukarıda sıraladıklarıma başta tarafsızlık ilkesine riayet etmeyenlere prim vermeyin. “Ben de farkındayım, ben de rahatsızım ama, ama….”
Allah rızası için kutsalınız her ne ise şu amalar silsilesini çöpe atın. Hatta hep birlikte atalım. İki lafı bir araya getiremeyen, yazılı, sözlü ifade kabiliyeti olmayan, kıymeti kendinden menkul gazeteci müsvettelerine toplantılarınıza yer vermeyin. Kurumsal kimlik talep ediniz. Bir milletvekilinin basın toplantısında kaç tane dini ve resmi nikahlı karısı olduğunu konu olmadığı ve sorulmadığı halde anlatan sözde bir (gazeteciye) milletvekili abartısız ağzı kulaklarına vararak karşılık vermişti sessiz de kalsa. Bu tablo ve daha nice benzemedik olmazlar dün gibi hafızamda tazeliğini koruyor.
Davet esasına göre davranınız. Haberlerinizi, haber değeri taşıyan program ve etkinliklerinize tenezzül etmeyenlere siz de tenezzül etmeyin. Dini ve milli günlerde sizi hatırlayıp ilan, reklam ihtiyacını giderme aracı olmayınız. Özel haber çalışma taleplerini bunların ışığında değerlendiriniz. Olması gereken olduğuna inandığım bu unsurlara hassasiyet gösterilmesini istirham ediyorum.
Hepimiz, en başta bencağızım samimi olalım. İçten söverken boğazımıza kadar riyaya gömülerek el sıkışıp hal hatır sormaktan vazgeçelim. Meslek içi eğitim kadar meslek içi disiplinlere önem verilip harekete geçirilsin. İbret-i alem için “Bak bunu yapanın sonu işte budur” gibi ciddi ve hatırı sayılır örnekler oluşturalım. Hasılı kelam insan ve muhabir olarak yukarıda anlattığım bu durum beni cidden utandırdı.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.