DOLAR 18,6452 0.01%
EURO 19,6449 0.07%
ALTIN 1.076,83-0,31
BITCOIN 316893-0,14%
Afyonkarahisar

AZ BULUTLU

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Mehmet Şenkaya

Mehmet Şenkaya

03 Şubat 2020 Pazartesi

BU CENNET VATANIN HARİKALAR YAPAN GENÇLERİNE BAKIN…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şehirlerimizden birinde çok kitap okuyan, çok araştıran tecrübe sahibi bir ihtiyar varmış. Bilgili olduğu için, danışan halk tarafından ona; “Bilgiç Dede” denmiş. O zamanki ısınma aracı mangal, kullanılan yakıt keşe kömürüdür. Bir gün Bilgiç dedenin komşusunun ateşe ihtiyacı olur. Çocuğuna: “Kızım Bilgiç Dededen ateş getir de şu mangalı yakalım” der. Çocuk Bilgiç Dedenin kapısını çalar. Ateş ister. Bilgiç Dede: “Kızım kap getirmemişsin, bir kap getir de ateş vereyim.” Çocuk: “–Bilgiç Dede, avucuma biraz kül ver, üstüne ateşi koy ben götürürüm.” der. Aynı şekilde kül üstüne ateş koyan Bilgiç Dede, çocuğu takdir ederek işini görür.
Seneler geçti. Okuduğum Namık Kemal İlkokulu Salonu duvarında asılan levhada “Çocuğa kim demiş, küçük şeydir. Bir çocuk belki en büyük şeydir.” Yazısı hiç aklımdan çıkmaz. Küçükleri anlamak, değer vermek, onlara güvenerek motive etmek; Veli ve Öğretmenlerin görevi olmalı. Bu davranış; akıl yürüten çocuğun, kafasındaki kurguları, bilgi ve becerileri ortaya koyma cesareti verecektir.
Millî Eğitim Bakanlığı, projeleriyle 2019 yılında fark oluşturan öğrencileri belirledi. Damla Peker haberiyle; İşte o projelerden öne çıkanlar:
Atık ekmek gaz olacak: Eskişehir’de 11’inci sınıfa giden Melih Güleç, buluş yaptı. İki senede hayata geçirdiği proje ile atık ekmeklerden biyogaz enerjisi elde etmeyi başardı.
Altı farklı yakıtla çalışan motor: Yine Eskişehirli bir öğrenci önemli bir işe imza attı. Liseye giden Eray Sarısöğüt, uçak bakım bölümü öğretmeni Arif Özkan’ın danışmanlığında, altı farklı yakıtla çalışabilen turbojet motor üretti.
İnsanlık protezi: Manisa Neval Yaralı Millî Egemenlik Ortaokulu öğrencisi Enes Çalışkan (13), okul arkadaşının babası olan Erdinç Demirdöğen’in üç yaşındayken ellerini kaybettiğini öğrendi. Buna çok üzülen öğrenci, 3D yazıcı ile protez el üretti.
Zeytin çekirdeği yalıtıma dönüştü: Balıkesir’in Edremit ilçesinde okuyan iki lise öğrencisi, öğretmenlerinin öncülüğünde zeytin çekirdeğinden yalıtım malzemesi üretti.
Piller hiç bitmeyecek: Hatay Şehit Murat Bulkan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinden Emirhan Alkaya ve Volkan Ramazan Yılmaz, önemli bir başarıya imza attı. İki öğrenci, dizüstü bilgisayarların atık pillerini taşınabilir şarj cihazına dönüştürdü.
Radyasyona karşı yelek: Balıkesirli öğrenci Alperen Berberoğlu, Kimya Öğretmeni Pınar Sabaz’ın danışmanlığında hamam böceği ve bordan elde ettiği solüsyonla radyasyon geçirmeyen yelek üretti.
Terörist avcısı: Arkadaşlarının ağabeyinin şehit olmasından etkilenen 16 yaşındaki lise öğrencisi Abdullah Altunok ile Ferhat Karaduman, terör operasyonlarında kullanılmak üzere insansız kara aracı “Mini Köstebek”i yaptı.
Alt yazılı gözlük: Düzce Bilim ve Sanat Merkezi öğrencisi Ömer Berkay Biçen ve Dağhan Akyürek, gözlüğün yan bölümünde konuşmaları alt yazı olarak veren bir sistem geliştirdi. Sözel veriyi, kodlar yardımıyla yazıya çevirerek led ekrana aktaran sistem, işitme engelli fertlere karşısındaki insanın konuştuklarını okuma imkânı sağlıyor.
İsraf düşmanı barkod: Uşak Fen Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi Zekiye Nur Şen, barkod sistemiyle buzdolabındaki gıdaların son kullanma tarihi ve stok takibini yapabilen “Diogenes”i üretti.
Süngerden doku: Antalya’da Turan Erdoğan Yılmaz Fen Lisesi öğrencisi Alperen Telatar, deniz süngerinden doku üretti. Çin’deki uluslararası yarışmada 588 proje arasında ikinci olan liseli genç, yanma ve yaralanmalarda yaşanan doku kayıplarına çare bulmayı hedefliyor.
Suda eriyen poşet: Osmaniye’de bir lise öğrencisi resim yaparken şans eseri suda eriyen poşet üretti.
EYP’leri bulan cihaz: Tunceli’de lise öğrencileri Uğur Yılmaz Karataş ve Berkin Gölçayır, patlayıcıları havadan tanımlayan “Metal Tarama Cihazı” üretti. Cihaz, toprağa tuzaklanan patlayıcı, silah ve mühimmat gibi metalleri havadan tespit edebiliyor.
Teknokent’te 2 mühendis, 3 ay gibi kısa sürede ürettikleri akıllı saati, dünyanın dört bir yanına satıyor. Projeyi 3 ayda hayata geçirdiler Mustafa Tülü ve Enes Çaldır, büyük bir firmada başmühendis olarak çalışırken işten ayrılıp Ar-Ge çalışmaları yapmak üzere”Argex” adında firma kurdu. Gaziantep Teknokent’e çalışmalarını sürdüren mühendisler, 3 ayda hayata geçirdikleri akıllı saat projesiyle dünyanın dört bir yanına ihracat yapıyor.
Şehrimizde Yüksek Makine Mühendisi İbrahim Savrukoğlu tarafından üretilen; dizel yakıtla çalışan insansız Otomatik iş makinesi. Otomatik vites, hız ve güç gerektiren durumlarda 27 aparat takılarak kar kürüme, kar püskürtme gibi değişik alanlarda kullanılabiliyor. ARGE faaliyetleri yaptıklarını dile getiren Savrukoğlu, “Bu çalışmaların ilk meyvesi bu araç oldu. 10 kişilik yerli ve milli mühendis kadrosu ile bunu üretmeyi başardık insansız iş makinesi 5 yılda tamamlandı.”
Bu başarıları görürken şu sesleri duyar gibiyim: “ Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun” Gençlerimize güveniyoruz. Başarılarını yazmak bu satırlara yetmez.
Sağlıcakla kalın, Allah’a emanet olun.

Devamını Oku

DERDE DEVA, HASTAYA ŞİFA GEREK

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aşk derdiyle hôşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehri dermânundadur
Kendini ilahi aşka kaptıran şair Fuzuli, inancını ibadetle, zikirle geçirdiği için halinden memnun. Ey tabip aşk derdi beni mutlu ediyor, ilaç verip de derdime derman olma. Beni yaşatan, derdime derman olan çektiğim aşk acısıdır.
Her dert onu çekmekle şifa bulmuyor. Teşhisi konan derde ilaç kullanmak gerekiyor.
Geleneksel Tedavi yolları: Hacamat, Kupa Çekme, Müzik Terapi, Sülük çok eskiden beri halkımızın kullandığı tedavi türleridir.
Eskiden; şimdiki gibi ne bu kadar hastalık vardı ne de bu kadar ilaç. Afyon’da Meşhur: “Kokulu Hacı Ali” ismiyle bilinen kişi; Büyük, küçük hastaların ilacını o düzerdi. İyi hatırlarım Ahırsuyu Mevkiinde bağı vardı. Yazın ve baharın çevreden topladığı otlarla, değişik yerlerden getirdiği bitkilerle pek çok hastanın derdine deva bulurdu. Eskisi gibi olmasa da aynı mekânda torununun torunu işletmeyi sürdürüyor.
Zamanımızda Türkiye çapında bitkiler üzerinde araştırma yaparak Doğal Bitkisel yöntemle fazla masrafa gerek kalmadan, kolay yolla hastalıkları tedavi eden: Prof. Dr. İbrahim Saracoğlu, Prof. Dr. Ahmet Maranki gibi Aydın Bilim Adamları var. Sundukları ilacın ham maddesi, Anadolu’nun bitki örtüsü içinde bulunabilen, Çeşidi, Kalitesi, Florası, Avrupa’dan çok daha üstün, insan sağlığına uygun bitki türleri olduğu halde Modern tıpta bu tür çalışmalar; Doktorlarımız tarafından hafife alınıyor:“ -Ot –Çöple tedavi mi? olurmuş.” diye sıcak bakılmıyor. Türk toplumunun çoğu ilaçkolik oldu. Hastalıklar çoğaldıkça; İlaca olan talep de arttı, Modern tıbbın kullandığı ilaçların çoğu dışarıdan geliyor. Sağlığın vazgeçilmezi arasına giren ilaç talebi yabancıların iştahını kabarttı. Türkiye’nin ilaç sektörü patenti yabancıların elinde, 100 ilacın 95’i ithal.
Çok şükür; Sağlık Bakanlığı, geleneksel ve alternatif tamamlayıcı tıp uygulamalarını yaygınlaştırarak hastanelerde uygulamayı hedefliyor. Bitkisel ilaç ve geleneksel tedavi yollarını SGK kapsamına alınacağı ön görülüyor. Yerliliği, temini ve ucuzluğu bakımdan tercih edilir olması döviz kaybını da önleyecektir.
AFSÜ Rektörü Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ndeki Eczacılık Fakültesi’ne ayrı bir önem verdiklerini ve “İlaç yapan eczacı” yetiştirmeyi amaçladıklarını belirterek, “İlaç üretim tesisimizin inşaatına başladık. “İlaç yapan eczacı yetiştireceğiz.” Üniversitenin sadece devlet yatırımı ile ayakta kalması mümkün değil. ARGE faaliyetleri yapmak zorundayız. Dünya Biyoteknolojik ilaçlara doğru ilerliyor. Gen Teknolojisi gibi, artık size özel ilaçlar üretiliyor. Tek dozu 5 Milyon dolar olan ilaçlar var. Biz klasik eczacı yetiştirmek istemiyoruz. Benim eczacım okulda dersini alsın, laboratuarında ar-ge’sini yapsın ve fabrikasında çalışsın, sahaya ilaç yapan eczacı olarak çıksın istiyoruz. Raftan ilaç alıp satan eczacı yetiştirme niyetinde değiliz. Desteği bulduk, üretim tesisimizin dün itibariyle (4 Kasım 2019) inşaatına başladık. 8 Üniteden oluşacak, Türkiye’de tek olacak bir uygulamadan bahsediyoruz.” Ayrıca: Konaklamalı fizik tedavi iyileştirme, yaşlı bakım ve kaplıca yurt içi ve yurt dışına hizmet sunması Sağlık Turizmine büyük fayda ve gelir sağlayacaktır. Adınız gibi yolunuz aydınlık olsun Hocam.
Böyle hayati bir girişimde bulunan Rektörümüzü kutlarım. Afyon’da ilaç üreten Alkoloid Fabrikası, ilaç ham maddesi bitkisel ve hayvani ham maddesi mevcut. Yani Un, Yağ, Şeker var. Şimdi Helva yapacak usta da var. Ne Mutlu. Yurt ekonomisine katkısından dolayı hocamızı tebrik ederim.

Devamını Oku

ŞEHRİN ÇEHRESİ DEĞİŞECEK..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nasrettin Hocaya sormuşlar: “- Hocam Dünyanın ortası neresi ?” Hoca eline aldığı bir kazığı yere eğilerek bulundukları toprağa saplar. “– Dünyanın ortası işte burası.” der. Yerleşim yeri iki dağ arası olarak bilinen “Afyon Şehri” boyutunu çoktan geçti. Kabına sığmayan bir şehir oldu. Eski çamlar bardak oldu. “Köprünün altından ne sular geçti.” deyimi eskinin bittiğini, devrin değiştiğini anlattığı gibi eski defterleri kapatıp, yeni sayfalar açmak gerekir.
Burada yaşayan insanların sayısı arttı. İhtiyaçlar, okullar, resmi ve özel sağlık kuruluşları buna paralel yerleşim yerleri, genişledi, ticaret alanları değişti. Yeni semt ve mahalleler kuruldu. Yeni çarşılar, pazarlar açıldı. Ulaşım vasıtaları çoğaldı. Geniş cadde ve yollara ihtiyaç duyuldu. Biz bu değişişe ayak uyduramadık. Hala yerimizdeyiz. Çıkmaz sokaklara Meydan açtık. Burası Şehrin ortası dedik. Yarışmalar tertip ettik, Mimar Mühendisler getirdik projeler yaptırdık. Hani ne denir; Ne kadar ekmek, o kadar köfte hesabı. Zor da olsa işin yarısı bitmişken adını “Zafer Meydanı” koyduk. Şehrin tüm vasıtaları buradan geçecek, bütün okullar, sağlık kuruluşları, küçük, büyük sanayi, Otogar, semtlere ulaşım merkezi burası olacak. Meydanı açtık da şehrin damarları olan yolları genişletemedik.
Afyonkarahisar’ın en büyük sorunu trafik. Senelerdir çözüm için çare aranır; ilgililerle, bilgililerle toplantı yapılır, ortak karara varılır. Problem hep aynı kalır. Bu defa çözüm için dışardan gelecek öğretim üyelerine başvurulmak istense de netice çaresizlikle sonlanır. Acaba yumurta tavuktan mı çıkar, tavuk yumurtadan mı çıkar? Kök içinde kök, sökebilirsen sök.
Aslında çözüm belliydi ama yaklaşılmak istenmedi. “Tereddüt; zekânın şanından fakat iradenin perişanlığındandır.” 2014 Yılında Afyon Valisi Hakan Yusuf Güner Raylı sistemin getirilmesi üzerinde durmuş, maalesef 2 dönem Afyon Belediye Başkanlığı yapan Belediye Başkanı Burhanettin Çoban K/Z hesabı yaparak elini taşın altına sokmak istememiş, bu projeye sıcak bakmamış, alternatif yol diye Hıdırlığa yatırım yapmıştır. Bu faydalı hizmetin ihalesi Mehmet Zeybek üzerine kalmıştır. Yeni Belediye Başkanı Mehmet Zeybek’in seçim vaadinde Raybüs baş sırada.
Oysa Atı alan Üsküdar’ı geçti Ak Parti Konya Millet Vekili Mustafa Baloğlu: Konya –Akşehir Raybüs seferlerinin başlatıldığını 2 gidiş, 2 geliş 4 Tren çalışacağını duyurdu.
Öte yandan Akşehir Belediye başkanı Salih Akkaya’nın da seçim Beyannamesinde Akşehir-Afyon Raybüs seferleri başlatılacağı sözü verilmişti. Trafikteki yoğunluk çekilmez oldu patlama noktasına geldi. Uyanmamız için mutlaka bizi başkası mı uyandıracak.“Taşın altına elimizi değil yüreğimizi koymamız lazım. Hafif Raylı Sistemin her ne olursa olsun artık şehrimize uygulanması lazım. Yok, belli bir nüfus lazımmış, yok kaldırmazmış, gibi inandırıcılığı olmayan hurafe sözlerle yapılacak yatırımların önünü kesmek Afyon’a büyük ihanettir. Ufacık istiklal caddesinde mini bir tramvay oluyor da her gün büyüyen ve sıkışan bir Afyon’da bu iş nasıl olmuyor? Yanı başımızdaki Eskişehir daha düne kadar bizden kat be kat küçüktü! Ne oldu da birden ikinci küçük İstanbul oldu?”
Gayret sizden yardım Allah’tan.

Devamını Oku

BİRLEŞME, DAYANIŞMA, PAYLAŞMA

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Talihsiz bir hastalığa yakalanan baba, hazırladığı kalem büyüklüğünde bir deste kazığı eline alarak; 3 evladını yatağı başına çağırır, onlara uyarıcı nasihatte bulunur. Kazığın birini çocuğunun birine verir. “– Bunu kır.” der. Çubuk kolayca kırılır. Bu defa üç kazığı yan yana getirerek kırmasını ister. Kazıklar kırılmaz.
Adamın hastalığı nedeniyle bakılmayan 10 dekar tarlası vardır. Sekarat halinde yanına topladığı çocuklarına: “Evlatlarım babamdan kalan bir çömlek altın vardı. Ben onu tarlada sakladım. Yalnız, nereye gömdüğümü bulamadım. Bulun, paylaşın.” dedi ve Hak yoluna yürüdü. Babanın ölümünden sonra bir araya gelen çocukların ilk işi tarladaki altın küpünü bulmak oldu. Toprak altı üstüne getirildiği halde çömlek filan çıkmadı. Dediler ki; Bu kadar emekten sonra tarla boş kalmasın ekelim bari. Hakikaten ekilen tarladan o sene çok bereketli ürün alındı. Kazığın kırılmazlığı, altın küpünün bulunmazlığını kavrayan evlatlar. Babalarını rahmetle anıp fatihalar okudular.
Geçtiğimiz günlerin birinde rastlantı olarak “Zafer Meydanı”nda: “Yerel ürünler ve el sanatlarımız” adlı bir sergiyi gezdim. Keçecilik, Yemenicilik, At arabası yapımcılığı, Kilim dokumacılığı, Yakma resim ve ayet levhalar, Hat yazıları gibi el sanatları yanında; Haşhaş Patetes, Domates vb. gıda ürünleri gördüm. Açılan stantlarda Afyon’u tanıtan: Afyon lokumu, Sucuğu, kaymağı, Pastırması, Ekmek Kadayıfı vb. meşhur gıda ürünleri eksikliği göze çarpıyordu. Burada hoşuma giden: İlçelerimizi bir araya getiren Turizm Genel Müdürü, İl Turizm Müdürlüğü ve Valimizi Kutlarım.
Merkezle birlikte; Başmakçı, Bayat, Bolvadin, Çay, Çobanlar, Dazkırı, Dinar, Emirdağ, Evciler, Hocalar, İhsaniye, İscehisar, Kızılören, Sandıklı, Sinanpaşa, Şuhut, Sultandağı gibi 18 İlçemizin de bir arada olması. Çevremizdeki hiçbir şehrin bizim kadar ilçesi yok. Afyon kabuğunu çoktan kırdı. Büyük birikim ve potansiyele sahip. Standın birinde Sandıklı Belediye Başkanı ile Şuhut Belediye Başkanını bir arada ziyaret ettim. Bu başarılı Başkanlarla ayaküstü kısa sohbetimiz oldu. Çalışmalarını takip ettiğim için bu fırsatı değerlendirerek kendilerini tebrik ettim. “Fikirlerin birleşmesinden büyük eserler doğar.” Birleşme, Dayanışma, Paylaşma” gibi hikmetli sözler değerlendirilirse, bu tip etkinliklere Zafer Meydanları dar gelir.

Devamını Oku

GÖNÜL SOHBET İSTER – Kocatepe Gazetesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mehmet Şenkaya 19 Ağustos 2018 Pazar 23:54:08
 

“Gönül ne çay ister ne çayhane, gönül sohbet ister; çay kahve bahane.”
İnsan psikolojik bir varlıktır. Her an değişebilir bir özelliğe sahiptir. Önceden kazandığı alışkanlıklar, sağlığı, yaşadığı ortamda, aradığını bulamama, aşağılanma, maddi manevi zarara uğrama, toplumdan beklediği ilgiyi alamama, karşılaştığı kişilere güven duymasını azaltan sebepler, onu hırçınlaştırır, moralini bozar ters bir davranışa düşmesine sebep olur.       
Oysa her yerde her şey her zaman bizim istediğimiz gibi olmaz. Girdiğimiz topluma uymak zorundayız. Yunus ne güzel demiş: “Yaratılanı hoş gör, yaradanından ötürü.”  
Hayat; Ayna gibidir. Aynaya bakıp gülersen; o da sana güler. Somurtarak bakarsan karşında somurtur görürsün. Anlayış gösterip fedakâr olup insanlığa faydalı bir şeyler vermezsen sükûtu hayale uğrarsın.
Rabbin bize verdiği en büyük nimet, akıl ve beden sağlığıdır. Kıymetini bilelim, iyi kullanalım, yararlı üretimde bulunup, insanlığa bir şeyler kazandırmaya çalışalım ki karşılığını görelim. İlmin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak lazım.
Emekte biter yemek. Atasözümüz: “Bakarsan bağ olur. Bakmazsan dağ olur.” Der.  Bakarsak, ekersek, dikersek oradan bir ürün elde etme hakkımız vardır. Yoksa ekilmeyen, dikilmeyen bakımsız tarladan kazanç beklemek boşunadır. Orda ancak; yabani otlar, kesekler, çakıl taşları, deve dikenleri olur.  
Forester: “Yaşamanın gayesi; hoşa gitmeyen şeylerden kaçmak değil, hoşa gitmeyen şeyleri yenmektir.” Der.
Bir Hint atasözü: “Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli şey; dünkü halimizden üstün olmamızdır.”
 “Güzel yüzlüye kırk günde doyulur. Güzel huyluya kırk yılda doyulmaz.”
“İyi huylu kadın, kocasının elinden sirkeyi bal gibi yer, kötü huylu kadın ise, helvayı yerken suratı sirke satar. Gerçekten de yuvayı mutlu yapan şey zenginlik değil; Anlayış sevgi ve güzel huydur. Hiçbir şeyden memnun olmayan ve yetinmeyen bir kişi, kadın da olsa erkek de olsa, mutluluğu tadamaz. İyi kadın varlığa da yokluğa da uyum sağlayan kadındır.”
Derdini söylemeyen derman bulamaz. “İnsan insanın ağısını alır.” Denir. Bir problem varsa büyükler haberdar olur. Aile içinde istişare edilerek problem çözülmeye çalışılır. İki delinin eline bir halat verilmiş. Biri bir tarafa, öteki bir tarafa çekerken halat kopmuş. Biri deli diğeri akıllı ellerine bir pamuk iplik verilmiş. Hadi çekin bakalım: deli çekmeye başlayınca ipin kopacağını anlayan akıllı delinin ardından koşmaya başlamış. İp kopmamış.
Karşındaki deliyse sen akıllı olacaksın. Geçinmenin sırrı bu. Yeni evlenen çiftlerin % 50’si boşanıyor. “Başkalarını inandırmanın en iyi yolu onları dinlemektir.” Büyükler dinlenmiyor ya da meseleden büyüklerin haberi yok. Yuva yıkılıyor. Herkes hayatını yaşıyor. Olan, ortada kalan çocuğa oluyor.
Dinimizde birleşme, dayanışma paylaşma vardır. Ziyarette, yolda, arabada, çarşıda, pazarda, hastanede, postanede ve her yerde varsa yoksa Tv. Telefon. Neredeyse karşılıklı sohbet muhabbet kalktı, dostluk ve aile bağları koptu. İşimiz icabı, yaşantımız gereği, elbette tekniğin nimetlerinden faydalanmak hakkımız ama yerli yersiz müdavimi olup zıvanadan çıkmak hastalıktır.
 Cuma günü şunu gördüm; Hoca Efendi Hutbede Zümer Suresi 34–35 Ayetten bahsediyor. Ön saftaki genç telefonda internette. Seslensem, ben de günaha gireceğim. Aynı anda koca koca adamların sohbet etmesi, kimilerinin sırtını direğe dayayıp uyku çekmesi cami adabına uymuyor. Allah bunlara istikamet versin. Sonumuzu hayır etsin.
Rabbim bizleri, çocuklarımızı, torunlarımızı ve bütün din kardeşlerimizi Kur’an Ahlakı ile ahlaklandırsın.
Kurban bayramınız mübarek olsun.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.