ZAMAN YÖNETİLECEK  BİR KAYNAKTIR

ZAMAN YÖNETİLECEK BİR KAYNAKTIR

Bu konudaki ilk yazımızı “Aslında Neyi Yönetiyoruz?” başlığıyla paylaşmıştık. Bugün aslında o yazıya devam ediyoruz, yarım kalanı tamamlıyoruz.
Zamanın yönetilecek bir kaynak olduğu günümüzde bir bilimsel gerçek olmasına rağmen onu yönetmeyi en çok iş dünyasının, iş adamlarının önemsediğini, sonra diğer bazı grupların zamanı önemseyen ve doğru yönetenler listesine girdiğini ama dünyanın büyük çoğunluğunun zamanı yönetmediğini, yönetemediğini, harcadığını hatta öldürdüğünü görüyoruz. Bu gerçek bazı parantezler dışında tüm toplumlar için geçerlidir. Oysa zaman herkes için aynı nominal değerde bir araçtır, yanlış kullanıldığında taşıdığı değer o kişi için bir anlam ifade etmemektedir. Pişmanlık dışında… Eğer fark edersek…
Zaman ve süreç yönetimi bilimsel bir disiplin olmasına rağmen neden kahır ekseriyetle zaman yönetimi konusunda duyarlı değiliz? Bu kadar önemli bir şeyi neden yönetmiyoruz? Yoksa çoğunluğumuz her önemli şeyi yönetme hususunda da aynı hatayı mı yapıyoruz? Bunun temel sebeplerine bakalım.
Bilim adamları “neden zaman yönetilemiyor?” sorusunu araştırdıklarında dört ana grup fark etmişler. İlk grup zamanın yönetilebilecek bir şey olduğunu bilmiyor veya bu farkındalıktan uzaklar. Zamanı yönetemeyen en büyük grubu bunlar oluşturuyor. Diğer grup zamanı yönetmek için plan yapmaya üşeniyor, tembellik ediyor; yani bir kısmımız da üşengeçliğimiz sebebiyle zamanı yönet(e)miyoruz. Bu yazıları okuyanlar arasında, ilk iki grubu okuyup da “ben gruptayım” diyen pek çıkmayabilir. Ama bu grup için dürüstçe durum tespiti yapmamız yani hakemliğimiz önemli! Çünkü dürüst yaklaşırsak bu gurubun özelliklerini günlük yaşantımız içerisinde kendimizde bulacağız ve zaman zaman belki de bilmeden bu grubun içine düştüğümüzü göreceğiz. Bu grup “Son Anda İş Yetiştirme Sarhoşluğu” grubudur; son anda iş yetiştirme tiryakilerinden oluşan bir gruptur. Her insan farklı şeyler için adrenalin salgılar, yani her bireyin hazları farklıdır; işte bu grupta olanlar son anda iş yetiştirerek Adrenalin salgılamakta ve bu yüzden zamanı yönetememekte, aslında yanlış yönetmektedirler.
Günümüzde Adrenalin bazlı bir hayat var, bu sebeple bu hormonla sık karşılaşırız. “Adrenalin Fışkırması” diye tanımlanan sporlar, aktiviteler ve hayat tarzları var. Demek ki Adrenalin ve benzer etkili hormonların kan kompozisyonu insanı etkiliyor, yönetiyor; bu da insanın hoşuna gidiyor ki insan adrenalin artırıcı ve salgılatıcı fırsatlar arıyor. Bunların her biri ayrı araştırmaların konularını oluşturuyor. Konumuz açısından bakarsak; bir kısmımız bunu zaman yönetiminde kullanıyor; işlerimizi ve zamanımızı adrenalin salgılatacak şekilde şekillendiriyoruz. Ne demek istediğimi günlük yaşantıdan bir örnekle açayım. Gün boyu televizyon, diziler, haberler, internet, alış-veriş, cep telefonu grupları arası mesajlar, telefon veya tabletinde oyun oynayarak vakit geçiren bir beyefendi, bir ev hanımı, bir genç, bir çocuk düşünelim. Her birinin yetiştirilmesi gereken öncelikli, zamanı belli işleri, ödevleri, hazırlanmaları gereken sınavları, evin ihtiyaçları, ev için yapılacaklar, eve gelecek bir misafir için hazırlanmak gibi öncelikleri vardır. Diyelim ki akşam eve yemekli misafir gelecek, eğer hanımefendi işini ve vaktini iyi planlamıyorsa yapacaklarını sürekli erteler ve misafirin gelme zamanına yakın hızlı bir temizlik ve yemek hazırlama başlar. Ve misafirden hemen önce de bir şekilde ev temizlenmiş, yemekler hazırlanmış, misafiri karşılayacak şekilde giyinilip hazırlanılmıştır. Ve sofrada konu açılır, bütün bu işlerin çok kısa zamanda yapıldığı övünülerek bir başarı hikâyesi gibi anlatılır. Evet, bu fotoğraf bir başarı hikâyesidir aslında… Hem de yüksek bir hazzın alındığı bir hikâye… İşi son ana bırakıp başarıyla da bitirmekten ve bu konuda alınan alkış, bravo ve takdirlerden alınan haz o günün, o gecenin asıl olgusudur. Çünkü bu kişi bu zaman yönetiminden hem müthiş bir haz alır hem de güçlü bir takdir bekler; bunu bir başarı gibi görmeyene asla tahammül edemez. Çünkü ona göre ortada bir eksik, bir yetişmeyen yok, yani bir başarısızlık yok. İşte bu hayat tarzı kişide öyle bir tiryakilik yapar ki o artık her işi son anda bitirmek üzere planlar. Aniden aklına gelenleri veya daha önce düşündüklerini son anda ve hızlıca yapmak onun hayat tarzı olur. Neden? Sırf adrenalin hormonu salgılayabilmek için! Onda bağımlılık oluşturan kimyasalı dışarıdan değil de içeriden temin ediyor ve rahatlıyor… Son anda iş yetiştirme telaşı içerisine girip, işini de yapıp “başardım” dediği noktada onda salgılanan hormonlarla yaşadığı sarhoşluk, onda bir tiryakilik, bir bağımlılık oluşturduğu için o ya kendi kendini takdir edip rahatlamak veya takdir alıp keyiflenmek için artık daima bu yöntemi seçer. Öğrenciler için de bu böyledir. İşiyle ilgili bir dosya, bir sunum, bir belge hazırlayacak olanlar için de böyledir… Bir sorunu çözecek yönetici için de, bir icraatı yerine getirecek sorumlular için de böyle… Öğrencimiz üzerinden olaya bakalım ama “kızım sana söylüyorum, siz de anlayın” kabilinden… Kıssa onların, hisse hepimizin… Öğrencimizin bir sınavı var ve sınav tarihi en az on gün önceden belli. Ama günler geçer, “daha vaktim var” der ve işi sınavdan bir gün, bir gece önceye bırakır. Ve o gece biraz bakmakla gider sınava girer. Eğer bir de sınavda başarılı olursa o anda yaşadığı hazzı artık hep arayacak ve bu durum onda bir tiryakiliğe dönüşecektir. Artık bundan sonra hiçbir şeye vaktinde hazırlanmaz, zamanı doğru yöneterek hazırlanmaz, karşısına çıkan sorunlar konusunda da hep o haklıdır…
Kendimizi de sıkça içinde bulabileceğimiz bu önemli grubun analizinden sonra diyebiliriz ki zaman yönetimi aslında hormon yönetimidir… Günlük yaşantıda hormonlar bizi öyle evirip çevirmektedir ki… Biraz dikkat kesilseniz sizi nasıl da hormonların yönettiğini görür, şaşar da kalırsınız. Kanımızda dolaşan bu kimyasalların çoğu zaman damarlarımızda dolaşan şeytana dönüştüğünü de lütfen görünüz. Duygu durumu dediğimiz her halin, her şeyin efendisi hormonlardır; öfke, nefret, kızgınlık, hinlik, hainlik, sahtecilik, timsah gözyaşları, seviyormuş gibi, önemsiyormuş gibi rollere ait duygular…
Eğer insan aklıyla hormonları yönetecek olursa hem zamanı çok kaliteli ve çok güzel yönetir hem de onlardan her alanda çok olumlu yararlanabilir. Ama hormonların gücü fark edilmezse onlar bizi yönetmeye başlayacaktır ki bu durumda elbette zamanımızı da onlar yönetecektir. Hormonlar kontrolündeki yönetimin çıktıları bilimsellikten, doğrudan, etik değerlerden uzaktır; her gün izlediğimiz haberlerdeki onlarca olayı bir de bu gözle izleyin lütfen…
Son söz: Zamanın yönetilmesi gereken asıl nakit, yegâne kaynak olduğunu hissetmek ve bunun gereğini yaşamak, bunun gayretinde olmak gerekiyor. Zamanı yönetebilmek için ise insanın kendisini iyi incelemesi, kendisiyle dürüst olarak hesaplaşması, ayrıca yanlışlarını bulmaktan, fark edip düzeltmekten hoşlanıyor olması gerekiyor. Yani doğruya sevdalı olmak gerekiyor… “Son anda iş yetiştirme” hali karizmatik gibi görünse de, sorun gibi görünmese de hatta sorun çözüyor gibi görünse de doğru değildir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi