'Her platformda mücadele sürecek' – Kocatepe Gazetesi
663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye yönelik hekimlerin tepkilerini dile getiren Oda Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan, hekimler olarak meslekleri toplum ve birey yararına uygulamaya ve geliştirmeye devam edeceklerini açıkladı. Dr. Demirkırkan, meslektaşlarının doğru çözümler için demokratik ve hukuksal haklar çerçevesinde her platformda mücadele edeceklerini bildirdi Afyonkarahisar Tabip [&hellip]
663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye yönelik hekimlerin tepkilerini dile getiren Oda Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan, hekimler olarak meslekleri toplum ve birey yararına uygulamaya ve geliştirmeye devam edeceklerini açıkladı. Dr. Demirkırkan, meslektaşlarının doğru çözümler için demokratik ve hukuksal haklar çerçevesinde her platformda mücadele edeceklerini bildirdi
Afyonkarahisar Tabip Odası Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan, düzenlediği basın toplantısında, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) hükümet tarafından Kurban Bayramı’nın arifesinde, 2 Kasım 2011 tarihinde gece yarısı 28103 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayınlandığını söyledi. Konu hakkında yönetim kurulu üyeleri adına açıklama yapan Dr. Demirkırkan’ın yanı sıra toplantıda yönetim kurulu üyeleri Dr. Berna Bozca ve Dr. Hafize Çobanoğlu hazır bulundular.
Meclis açıkken KHK çıkarıldı
Tabip Odası Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan, 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat yapısının esaslı şe-kilde değiştirilip, Sağlık Bakanlığına bağlı yeni genel müdürlükler, kurullar oluşturulduğunu belirtti. Personel rejimine ilişkin düzenlemeler yapılıp, Kamu Hastane Birlikleri kurulması, Sağlık Serbest Bölgeleri oluşturulması, yabancı hekim ve hemşire çalıştırılması, meslek örgütlerinin yetkilerinin kısıtlanması, sağlık personelinin meslekten geçici veya sürekli men edilmesi yönünde düzenlemeler yapıldığından söz eden Demirkırkan;
“Hükümetin 663 Sayılı KHK ile sağlık alanında sosyal devleti benimseyen sosyal politikalara son verdiğini söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyoruz. Öncelikle belirtmek isterim ki her gün kamu hastaneleri-ne başvuran 1 milyondan fazla vatandaşımızı, 700.000’e yaklaşan sağlık çalışanını, ülkemizde yaşayan 74 milyon insanı direkt olarak etkileyecek olan bu yasa, meclisin açık olduğu bir dönemde Kanun Hükmünde Kararname ile çıkartılmıştır.” dedi.
Dayatmacı yaklaşımla otoriter düzenleme
Toplumda herkesimin görüşünün alınarak demokratik anayasa çalışmalarının yapıldığı bu günlerde, taraflardan hiçbirinden katkı alınmadığına işaret eden Oda Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan; “Daha da ötesi, haberi dahi olmaksızın, dayatmacı bir yaklaşım ve bütünüyle otoriter bir anlayışla düzenlenmiş olan bu kararname çıkartılırken sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların, kamu yararına kurulmuş sağlık örgütlerinin fikirleri alınmadığı gibi, yetki verdiğimiz milletvekillerinden ve siyasal partilerden de görüş alınmamıştır. Tüm ülkenin sağlığını etkileyen bu önemli konunun oldu bittiyle, yangından mal kaçırır gibi ülke gündeminden kaçırılmasının kimsenin yararı olamayacağını düşünüyoruz. Her şeyden önce sağlık sisteminin geleceğini, sağlık hizmetlerinin etkinliği ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen temel sorunların, ancak sosyal tarafların özgürce tartışabildiği ve sorumluluk aldığı demokratik zeminlerde çözüme kavuşturulabileceğine inanılmalıdır.” diye konuştu.
Tüccar mantığı hakim
663 sayılı KHK ile sağlık sisteminde köklü bir anlayış değişikliği ortaya çıktığına değinen Dr. Kemal Demirkırkan, Cumhuriyet döneminin toplumcu anlayışı ve koruyucu sağlık hizmetlerini öne alan sağlık politikasının terk edildiğini söyledi. 663 sayılı KHK’nin tamamına, kar zarar hesabını önceleyen, tüccar mantığı ile sağlık hizmetlerinin organizasyonunu oluşturan bir anlayış hakim olduğunu savunan Dr. Demirkırkan; “KHK sosyal bir hukuk devletinin gereği olarak, sağlık hizmetini kamu hizmeti olarak sunma anlayışından uzak bir biçimde, rekabete dayalı piyasa ekonomisinde yer alan bir sektör olarak düzenlemiştir. Bunun uzantısı olarak hasta bir müşteri, bir tüketici olarak görülmektedir. Bu düzen ne hastaya ne de hekime yarar sağlayabilir. Sağlık sistemimizi ancak insan odaklı, insancıl, hasta haklarını koruyan ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkı tanıyan düzenlemeler ile daha ileriye taşıyabiliriz.” şeklinde konuştu.
Özelleştirmede ilk adım atılıyor
Kar ve performans gibi sağlık hizmetinin doğası ile bağdaşmayan bir işletmecilik anlayışı ile Kamu Hastane Birlikleri oluşturulduğunu aktaran Dr. Kemal Demirkırkan; “Performans kaygısıyla hasta hekim ilişkisini, puan kaygısı içinde ticarileştiren, tüm hastaneleri kar amaçlı işletmelere dönüştüren Kamu Hastane Birliklerinin kurulması, devlet hastanesi ve üniversite hastanelerinin özelleştirilmesine giden yolda atılan ilk adımdır. Devlet memuru sağlık personelinin atama, özlük, ücret vb. hakları, performans ve kar hedefi ile yükümlü sözleşmeli yöneticilerin inisiya-tifine bırakılmaktadır. Kamu Hastane Birliğinin kar ve performans hedefine uymayan sağlık personelinin hukuki güvenliği ve mesleki bağım-sızlığı ise, atama, geçici görevlendirme ve ek ödeme kısıtlamaları ile tehdit altındadır. Yöneticilik görevlerine atamada liyakat ve objektif kriterler yerine, işini bilen personel kriteri getirilmiştir. Merkez ve taşra teşkilatı yönetici kadroları sözleşmelilik esasına göre oluşturulmuştur. Ne yazık bu yasa ile sözleşmeli çalışma, asli bir istihdam modeli olarak yaygınlaştırılmaktadır. İdari yapılanma açısından çerçevesi belli olmayan bir yönetim anlayışı getirilmiş, kar hedefi ile görev yapan sözleşmeli yöneticilerin emrinde çalışan devlet memuru personelin istihdamının önü açılmıştır.” ifadelerini kullandı.
Palyatif öneriler ciddi sorun
SSK’nın devri, Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği ve Tam Gün düzenlemeleri ile şekillenen Sağlıkta Dönüşüm Projesinin son aşamalarından birisinin Sağlık Bakanlığı’nın yeniden yapılanması olduğundan söz eden Dr. Demirkırkan şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı yapılanmasında, bakanlık bünyesinde özerk ve yarı özerk kurullar ve kurumlar oluşturulmuş, sağlık hizmetleri ve sağlık personeli bu kurulların kaderine bırakılmıştır. Sağlık hizmetinin kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak rekabetçi piyasanın bir ürünü olarak görülmesinin bir yansıması olarak KHK ile sağlık serbest bölgelerinin kurulacağı öngörülmüştür. Sağlık serbest bölgeleri ve yabancı hekim düzenlemeleri ile yerli ve yabancı sermayenin karlı sağlık hizmetlerinden daha fazla pay almasının önü açılmakta, hekim emeği değersizleştirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Teşkilat Yasasının sağlık istihdamı ve sağlık eğitimi konusunda makro düzeyde planlar yerine yabancı hekim, hemşire gibi palyatif önerileri gündeme taşıması da ciddi bir sorundur.”
Eğitim ve araştırmaya darbe vuruluyor
Nitelikli tıp ve uzmanlık eğitimi sunumunun 633 sayılı KHK sonrası mümkün görünmediğine dikkat çeken Tabip Odası Başkanı Dr. Kemal Demirkırkan şöyle konuştu: “Eğitim ve araştırma hastanelerinde görevli klinik şef ve şef yardımcılarının eğitim yetkileri kaldırılarak eğitim sorumlusu hekimler, işletmeci hastane yöneticilerin emrine amade edilmektedir. Birlikte kullanım ve işbirliği görüntüsü altında, üniversitelerde uzmanlık eğitimine, eğitim ve araştırma hizmetlerine darbe vurulmakta, tıp fakülteleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ve eğitim sorumlusu hekimler eğitim ve araştırma hizmetlerinden ziyade, hizmet ağırlıklı bir görev üstlenmeye zorlanmaktadır. Üniversitelerin bilimsel özerkliği yok sayılmaktadır.”
Tahammülsüzlük tezahürü vicdansızlık
Kararnamede en dikkat çekici konulardan birisinin 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda yapılan değişiklik olduğundan söz eden Dr. Kemal Demirkırkan sözlerine şöyle devam etti: “Kararname ile Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kanunu’nun birinci maddesinde TTB’nin amaçları arasında sayılan “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” ibaresi kaldırılıyor. Hükümet bu ibareyi kaldırmaya neden gerek duyuyor? Hekimliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesinden kimler rahatsız oluyor? Hangi çağdaş hukuk devleti vardır ki, meslek örgütlerinin toplum yararına faaliyet göstermesini engellesin. Hangi anayasal kuruluş vardır ki kamu yararını sağlamak görevi olmasın ve kamu yararını sağlamak için mücadele etmesin. Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerine yönelik tahammülsüzlüğün bu şekilde tezahür etmesi, en nazik yaklaşımla vicdansızlıktır.” (Kocatepe)