DOLAR 16,5733 0.27%
EURO 17,5520 0%
ALTIN 969,38-2,27
BITCOIN 345220-1,57%
Afyonkarahisar
19°

HAFİF YAĞMUR

03:25

İMSAK'A KALAN SÜRE

“İktidar bizi 15 Temmuz’a hazırlamış”

“İktidar bizi 15 Temmuz’a hazırlamış”

ABONE OL
19 Eylül 2016 11:55
“İktidar bizi 15 Temmuz’a hazırlamış”
0

BEĞENDİM

ABONE OL
“İktidar bizi 15 Temmuz’a hazırlamış”

Sayın Başkanım, 7 Haziran Milletvekili Genel Seçimleri sonrası hükümetin kurulamaması, akabinde terörün deyim yerinde ise tavan yapması, 1 Kasım Milletvekili Erken Genel Genel Seçimleri sonrasındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ezberler ve dengeler nasıl bozuldu, bugünlere nasıl ulaştık?
Cemil Çoker: Sorduğunuz sorunun cevabı derin bir meseleyi anlatmayı, analiz etmeyi gerektiriyor. Esasen kısa bir zamanda anlatılacak bir mesele değil. Ama 2002 yılında iktidara gelen siyasi hareket olan AKP’nin hangi kapılar ardında hangi gizli görüşmelerle kimlere ne sözler verdiği de Türk siyasetinde üçüncü sefer tek başına güçlü iktidara geldiği malumdur. Bununla ilgili Abdurrahman Dilipak’ın geçtiğimiz zaman diliminde bir açıklaması vardı. BOP’un eşbaşkanlığı ile başlayan sürecin merhumlar Muhsin Yazıcıoğlu ve Necmettin Erbakan’a verilmesine karşılık onların kabul etmedikleri yönünde bir açıklaması vardı. Hatta görüşmelerde kendisinin ve sıraladığı bazı isimlerin de bulunduğunu söylemişti. Yani demek ki Türkiye’de bir yerlere söz verilerek iktidar olunmuş. Acaba diyorum ki, ben bu özellikle seçim sürecine girmeden 15 Temmuz kalkışması ya da darbe girişiminin müsebbibi olan bu terör örgütü Fethullaçı Terör Örgütü (FETÖ) 2002’de üst akıl AKP’ye şunu mu dedi ki; “Önce Fethulah Gülen ile iyi geçineceksiniz” dedi de bu sürece kadar araları çok iyiydi?
7 Haziran Milletvekili Genel Seçimlerine gelirsek neler söylersiniz?
Cemil Çoker: 7 Haziran seçimlerinde nüksetmiş olan terör belası başladı. Çünkü bunlar kapalı kapılar ardında bir takım görüşmeler yaptıklarından dolayı vatandaş her şeyin gerçekliğini bilmiyor, dolayısıyla işin doğrusu bizde her şeye vakıf olamıyoruz. 2009 yılında Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahadet süreci başlıyor. O tarihten sonra da Türk siyasetinde iktidarın çözüm süreci dediği ismini bir kaç defa revize ettiği bir sürece geliniyor. Biz BBP olarak birçok ilde toplantılar yaptık. Bu sürecin çözüm süreci olmadığını, terörün muhatap alınamayacağını, normal şartlarda terörle müzakere değil mücadele edileceğini herkes bilmektedir. Sahaya indiğinizde AK Partilisi, MHP’lisi, CHP’lisi, SP’lisi, BBP’lisine vatandaş terörle ancak mücadele edileceği söyleniyor. Üst yönetim ne yaparsa onlar yapıyor. İnsanlarımız da takım tutar gibi siyasi parti tuttuğundan onların yanlışına da neden aramaya çalışıyor vatandaş. Böyle de bir garabet var. Netice de 7 Haziran seçimlerinden sonra artan terör bunların yeteri kadar oy alamamalarının nedenidir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşanarak erken genel seçime gidildi. 7 Haziran seçimlerine BBP olarak SP ile ittifak yaparak girmiştik. 1 Kasım seçimlerine ise BBP olarak kendimiz girdik. Netice itibariyle sahada ister sevilerek ister bir takım rantları peşkeş çekerek, ister bir takım şer örgütlerle temas kurarak AK Parti oyunu yüzde 49,5 olarak tescillemiş oldu.
İktidar partisinin son genel seçimde oyunu yüzde 49,5 tescillemesi sonrası gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
Cemil Çoker: Netice itibariyle başta beri akıllarında olan Başkanlık Sistemi gündeme geldi. Bunu birkaç farklı noktada değerlendirmek lazım geliyor. Başkanlık Sistemi bizim ecdadımızın uyguladığı bir sistem. Bizim padişahlık dediğimiz bir sistem. Saltanatın modernize edilmiş hali Başkanlık Sistemidir. Amerika’da uygulanan Başkanlık Sistemi eyaletler şeklinde. Osmanlı’daki gibi bir sistemdir. Türkiye’de bize uymayacağı noktasında ki bu süreçte bizim Başkanlık olmaması lazım sürecinde rahmetli Muhsin Başkan’ın 2005-2006-2007 yıllarında ki cümlelerine çok iyi bakmak lazım. Bazı AKP’liler diyor ya, ‘Muhsin Yazıcıoğlu şu anda sağ olsaydı AK Partiyi desteklerdi’ ya da ‘Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklerdi’ manasında cümleler kuruyorlar ya. Nasıl destekleyip desteklemeyeceğini en iyi benim bilmem lazımdı. En yakınında insanlardan biri olarak. Mesela şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun şöyle bir cümlesi vardı, ‘Sizin Belediye’den getirdiğiniz üç, beş kişinin dışında ne olup bittiğini bilen kimse yok. Altınızdan pis kokular geliyor. Gidenleri arattıracak pozisyona geldiniz. BOP Eş Başkanı olan ve bu düşüncesine halen devam eden bir Tayyip Erdoğan kesinlikle bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmaz’ diyordu. Bırakın Başkan olmayı. Şu anda sağ olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı da olamayabilirdi. Niye çünkü Muhsin Yazıcıoğlu’nun etkisini herkes biliyor.
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’ndan sonraki gelişmelere bakış açınız nedir?
Cemil Çoker: Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahadet sürecinden sonra bu çokluk süreci de başladı. Oslo görüşmelerinde söylenen cümleleri tekrar etmek istemiyorum. Vatandaş ne demek istediğimi gayet iyi anlıyor. Böyle bir görüşme olmadı dendikten yaklaşık 1 ay sonra o görüşme yapıldı denildi. İstihbarat görevini yürüten Hakan Fidan’ın o görüşmeleri onların adına yaptığını açıkladı. Esasında yalan söylemiş oldu. Ben Sayın Cumhurbaşkanına böyle bir cümleyi kurmaktan hicap duyuyorum. Ama doğru nerede söylenecek? Bu dünya da söylenecek. Ahrette hiç kimsenin yalan söyleme fırsatı olmayacak. Oradan gelelim, Dolmabahçe Sarayı görüşmeleri,  Kandil’e neredeyse hızlı tren değil uçak seferleri düzenlenmesi, İmralı’daki caninin mektuplarının okunması, muhatap kabul edilmesi, neredeyse Türkiye’nin önünü açıyor, fikir babası şeklinde, harbi bir milliyetçi, vatansever bir adam gibi yansıtmaya çalıştılar.
Peki, milliyetçiliği, vatanperverliği, dindarlığı bu süreçte nasıl yorumlamak gerek? Bunların selameti için nasıl bir duruş sergilemek gerekir?
Cemil Çoker: Biz insanlara hep söyledik. Ülkücü camia olarak söyledik, biz vatan, bayrak, millet dedin biz çok kolay bir şekilde ve zevkle ölürüz. Bunun bir manevi ağırlığı var. “Valiler her talimata uymak zorunda değil” diye hatırlanacağı üzere Sayın Cumhurbaşkanının bir cümlesi var. Onlar da inisiyatif kullandılar. Hatta Bülent Arınç’ın bir ifadesi var, “Karakolların önünden teröristler silahlarıyla geçerken biz talimat verdiğimiz için bizim askerlerimize tabiri caizse panik yaptılar. Asker bir şey yapamadı.” Bu onur kırıcı bir durumdur. Oralara tonlarca patlayıcı nasıl yerleştirilmiş? Bu süreçte bizim istihbaratımız ne yapmış? Ya da istihbarat kimlerin eline peşkeş çekilmiş? O dönemde hatırlanacak olursa, karakolların yerlerinin değiştirilip mukavemetli karakollar yapılsın denilmişti. Karakolların dağların ortasına değil de yüksek tepelere yapılması gündeme gelmişti. Görüş hâkimiyeti olsun herkes kolay ulaşmasın denilmişti. Buna hemen PKK ve meclisteki sözcüleri can hıraş bir şekilde karşı çıkmışlardı. Biz bunları yıllardır söylüyoruz. BBP’nin hiçbir siyasi partide olmayan terörle mücadele önerimiz var. Biz devletin bekası, bu milletin önce can ardından mal güvenliği, dini inancının selameti için biz dağların öbür tarafından Kuzey Irak’ta, Suriye’de bize nereden sızma yapılıyorsa alana indirelim. Bu bizim devlet olarak en doğal hakkımız.
Ortadoğu politikasına yönelik düşünceleriniz nedir?
Cemil Çoker: Neticede PKK belasından sonra bir de IŞİD belası çıktı. Kobani kurtulsun diye davul zurnalarla adam gönderdik. Ne kadar çok hata var ki hangi birini konuşayım? Biz biraz daha bu tarafa gelelim. “On beş günde Esad gider” diye bir cümlenin arkasından milyonlarca insan canından, vatanından olmuşsa bunun vebaline Sayın Cumhurbaşkanı ortak. Sayın Cumhurbaşkanı ile beraber hareket eden AK Parti ise AK Partide ortak. Destek veren kim varsa onlarda ortak. Mısır’da, Suriye’de de yanlış işler yaptınız. Sizin yanlışınız oradaki milyonlarca insanı etkiledi. Aynı zamanda özellikle de Türkleri ve özellikle Ehl-i Sünnet itikadında olanları da etkiledi.
15 Temmuz kalkışmasına gelirsek sizin söyleyecekleriniz nedir?
Cemil Çoker: Demokrasi nöbetlerinde ki konuşmalarda kimse söylemedi ben konuştum. Televizyon kanallarında FETÖ bu milletin dinini nasıl istismar ediyordu? Dini inançlarını nasıl bozuyor, Ehl-i Sünnetten nasıl ayırıyordu? Hıristiyan ve Yahudilerin de cennete girebileceklerini hangi saikle söylüyordu?  Mevcut iktidar bizi 15 Temmuz’a hazırlamış. Ben şahsen çok farkında olmadan taşıdıkları kanaatini taşımıyorum. Nihayetinde böyle bir kalkışma FETÖ terör örgütü, canice, vahşice, haince meclisi bombaladı. Özel Harekâtı bombaladı. Sivil vatandaşların üzerine mermi sıktı. Ben sonrasında yapılamayacak nasıl bir canilik kaldı diye düşündüm. Bir arkadaşımla durumu değerlendirirken kendisi FETÖ mensuplarının mallarına ve gayrimenkullerine el konulması ile devletin oldukça gayrimenkul sahibi olduğunu söyledi. Bunu kinayeli şekilde söyledi. Bende cevaben “Arazileri zaten bunlar vermişti. Tabiri caiz ise devlet peşkeş çekmişti oy karşılığı” dedim.  Netice itibariyle 15 Temmuz akşamı kalkışmadan haberimiz olduğu an BBP Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, Genel Başkan Yardımcılarımız, Yöneticilerimiz, İl Başkanlarımız, Alperen kardeşlerimiz olarak hepimiz milli iradenin ve sivil siyasetin yanında durarak bize yakışanı yaptık. Biz milletten taraf olduk.
15 Temmuz tarihindeki kalkışma alışılagelen askeri darbeden daha ziyade işgal hareketi değil miydi?
Cemil Çoker: Tabii üzerinde çok konuşulabilir. Yapılış biçimi ve her şeyi ile. Bu millet duyarlı bir millet. Bu millet bin yılı aşkın bir süredir İslam’ın sancaktarlığını yapan bir millet. Burada Laz, Çerkez, Abaza, Kürt gibi bir ayırıma girmeden üst kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak bireylerin vatanını, bayrağını seviyor, saygı duyuyor ve din ile de sıkıntı yaşamayan bir vatandaşım diyorsa o kişi benim için Türk’tür. Kişi alt kimlik olarak kendini nasıl istiyorsa öyle tanımlar. Bu millet hakikaten Allah’ın lütfu ile alçakça saldırıyı, girişimi, kalkışmayı çok şükür bertaraf etti.
Demokrasi nöbetlerini nasıl kritik ediyorsunuz?
Cemil Çoker: Şunu göz ardı etmiyorum; Demokrasi nöbetlerinin ilk 5 gününde; AKP’li, MHP’li, CHP’li, BBP’li, SP’li, DP’li adına ne derseniz deyin güzel bir birliktelik vardı. Aynı gemideyiz. Bizim Türk Milleti olarak başımıza bir şey geldiğinde gidebilecek bir yerimiz yok. Hepimize, Türk Milletine, İslam Âlemine, Türk Milletine umut bağlayan tüm insanlığa 15 Temmuz kalkışması geçmiş olsun. İnşallah. Tankların altına kendilerine atan, kurşunlara siper olan sivil vatandaşlarımızın, askerimizin, polisimizin onların hepsinin alınlarından öpmek lazımdır. Allah razı olsun. Şükürcüyüz. Bu millet vatanını, dinini, bayrağını, sancağını canının önüne koymuştur. Vatanınız, bayrağınız yoksa ne dininiz ne de güvenliğiniz olur. Demokrasi nöbetlerine kimin gelip kimin gelmediği bir tarafa bırakılmalı. Ya da kimlerin kaç gün geldiğine. İlk beş günde herkes meydanlarda vardı. Kenetlenme var. Sonra alanlarda gözlemlediğim diğer siyasi partilerin yavaşça azaldığıydı. Çünkü iş sanki AK Parti’nin şovuna dönüşür bir pozisyon aldı. Sonraları Türkiyem parçası çalınmaya başladı. Sabahtan akşama kadar insanlar kendi partilerine dair hiçbir haber duyamazken üstüne birde AK Parti’ye mal olan eserler çalınmasıyla işin iktidar şovuna dönüştüğü mantığıyla geri durulmaya başlandı. Başka bir şey daha diyeceğim. Kalkışmaya tepki veren herkese çok teşekkür ediyor, şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Siyasi angajmanı ve polemikleri biz daha sonra yaparız. Şunu söylemek istiyorum. Çok canım yandı. FETÖ’nün 40 yıldır milletin itikadını sömüren bir çalışma yaptıklarını söyledim. Tüm siyasi görüşleri ve cemaatleri işin içine katarak söylüyorum. Orada annelerimiz, bacılarımız, kızlarımız, bu toplumun hanımları topluca açık alanda namaz kıldılar. Bu durumu Müftülük niye görmedi ya da diğer cemaatler niye görmediler de bizim hanımlarımıza ulu orta namaz kıldırdılar? Yakınımızda her yer camilerle doluyken. Onların namazı olmadı. Bir de geceleri tuttuğumuz demokrasi nöbetlerinde gece yarısına saat 00.00’a kadar hanımlarımız nöbet tutup sonrasında evlerine dönebilirlerdi diye düşünüyorum. >> Burcu AYDIN’ın Röportajı

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.