Saadet Partisi'nden Çok Konuşulacak Açıklama: Aile Yılı Mı, Kayıp Yıl Mı?
Saadet Partisi Afyonkarahisar İl Kadın Kolları Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'nin günü kurtaran politikalara değil, insanı merkeze alan, ahlakı ve adaleti yeniden inşa eden köklü bir değişime ihtiyaç duyduğu belirtildi.
Saadet Partisi Afyonkarahisar İl Kadın Kolları Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada “Toplumsal ve Siyasal Çürümeye Karşı Ahlak, Adalet ve Maneviyat” çağrısı başlıklı bir açıklama yapıldı.
“2025 AİLE YILINDA SOSYAL HAKLARDA BÜYÜK KAYIPLAR YAŞANDI”
“Türkiye bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Ekonomi konuşuluyor, güvenlik konuşuluyor, siyaset konuşuluyor. Ancak şunu açıkça ifade etmek zorundayız: Bu sorunların kalıcı hâle gelmesinin sebebi, insanın, toplumun, siyasetin ve kurumların birlikte aşındığı derin bir çürüme sürecidir.” denilen açıklamada, “Bu çürüme bir günde ortaya çıkmamıştır. Geçici bir kriz de değildir. Zamanla biriken, derinleşen ve hayatın her alanına yayılan yapısal bir çözülmeden söz ediyoruz. Bu çözülme, önce bireyin içinde başlar. İnsan hayatını bir anlamla ilişkilendiremediğinde, sorumluluk duygusu zayıflar. Hayat; emanet olarak değil, ‘Ne kadar kazanırım, ne kadar tüketirim’ sorusu üzerinden yaşanmaya başlar. Bugün birçok alanda ‘Doğru mu?7 sorusunun geri planda kaldığını, ‘Bana ne kazandırır?’ anlayışının öne çıktığını görüyoruz. Bu anlayış; iş hayatında hakkın yenmesini, kamuda torpilin normalleşmesini, günlük hayatta yalanın sıradanlaşmasını beraberinde getirmektedir. Bireysel düzeyde başlayan bu çözülme, kısa sürede toplumsal bağları zayıflatmaktadır. Bunun en açık sonucu ailede görülmektedir. Aile, değerlerin öğrenildiği ilk yerdir. Ancak bugün aile; ekonomik baskılar, iletişimsizlik ve güvensizlik altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Hükümet 2025 yılını aile yılı olarak ilan etmiş lakin toplumun temel taşı olarak nitelendirilen aile; ekonomik ve sosyal haklar bakımından büyük kayıpların yaşandığı bir yıla dönüşmüştür. Toplumu oluşturan aile kendi başının çaresine bak politikasına kurban edilmiştir.” ifadelerine yer verildi.
“ADALETE GÜVEN HER GEÇEN GÜN ZEDELENİYOR”
Toplumsal çözülmenin derinleştikçe, bu durumun kurumlara da yansıdığına dikkat çekilen açıklamada, “Liyakat geri plana itilmekte, kayırmacılık yaygınlaşmakta, adalete olan güven her geçen gün daha da zedelenmektedir. Bu tabloyu derinleştiren en önemli unsurlardan biri de siyasal çürümedir. Siyaset ahlaki zeminini kaybettiğinde, hizmet yarışı yerini çıkar mücadelesine bırakmaktadır. Devletin imkânları emanet olmaktan çıkıp rant ve menfaat aracına dönüştüğünde, toplumun tamamı zarar görmektedir. Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel ölçekte derin bir ahlaki ve toplumsal çürümenin varlığını açık biçimde gözler önüne sermektedir. Epstein dosyasında ortaya saçılan gerçekler, yıllar boyunca ahlaksızlığa göz yuman; suskun kalan siyasetçileri, bilim çevrelerini, sanayi temsilcilerini ve sinema sektörünü bir kez daha insanlığın vicdanında sorgulanır hâle getirmiştir. Bu suskunluk, toplumsal çürümenin adeta fitilini ateşlemiştir. Tüm bu olaylar gözlerimizin önünde cereyan ederken, vakit kaybetmeden somut ve kararlı tedbirler alınması artık bir zorunluluktur. Atılması gereken ilk adım, kayıp çocuklarımızın nerede olduğu sorusuna açık, şeffaf ve tatmin edici yanıtlar verilmesidir. Çocukların güvenliği, hiçbir siyasi hesaplaşmanın ya da ideolojik tartışmanın gölgesinde bırakılmamalıdır.” ifadeleri kullanıldı.
“MÜCADELE VE SORUMLULUK HEPİMİZİN”
Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:
“Öte yandan, kayırmacılığı meşrulaştıran, toplumu ayrıştıran ve kutuplaşmayı körükleyen söylem ve uygulamalarla mücadele edilmelidir. Toplumsal barışı zedeleyen bu anlayışların devlet yönetiminde yeri olmamalıdır. Aynı şekilde ahlaksızlığı sıradanlaştıran yayınlara, söylemlere ve uygulamalara karşı da açık ve net bir tavır ortaya konulmalıdır. Bu düzen hepimizi yordu. Kimimizi daha fazla, kimimizi daha az. Ama kimse masum değil, kimse de yalnız değil. Bu mücadele, yalnızca bir kesimin ya da tek bir siyasi aktörün sorumluluğu değildir. Hepimizin sorumluluğudur. Hükümetten muhalefete, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına, medyadan vatandaşlara kadar herkesin ortak irade ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. Toplumsal değerlerimizi korumak ve geleceğimizi güvence altına almak ancak bu ortak çabayla mümkün olacaktır.”
“YAŞADIĞIMIZ SORUNLAR TESADÜF DEĞİL”
Açıklama şu ifadelerle tamamlandı:
“Bütün bu tablo bize şunu net biçimde göstermektedir: Yaşadığımız sorunlar tesadüf değildir. Bu sorunlar ahlaki ve manevi zemini kaybetmiş bir anlayışın sonucudur. Bu nedenle çözüm geçici siyasi hamleler ve biz bulaşmadık naraları atmaktan geçmez. Yapısal ve hukuki düzenlemelerle birlikte önce ahlak ve maneviyat şuurunun yeniden önce kendimizden başlayarak inşa edilmesiyle mümkündür. Saadet Partisi olarak bizler diyoruz ki: Siyaset menfaat üretme alanı değil, emanet ve sorumluluk alanıdır. ‘Halka hizmet, Hakk’a hizmettir’ anlayışıyla hareket etmektir. Bu düzen; ahlakı aşındıran, adaleti örseleyen ve insanı değersizleştiren bir düzendir. Ülkeyi bu noktaya getiren anlayış, artık sorunların değil bizzat çürümenin kaynağıdır. Sonuç olarak bizler, bu ülkenin insanına kader olarak çürümeyi, adaletsizliği ve değersizleşmeyi reva gören anlayışı kabul etmiyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı; günü kurtaran politikalar değil, insanı merkeze alan, ahlakı ve adaleti yeniden inşa eden köklü bir değişimdir. Çürümeye karşı durmak bir tercih değil, bir vicdan borcudur. Vatan borcudur, insanlık borcudur. Saadet Partisi olarak; hakkın, hukukun, liyakatin ve ahlaki sorumluluğun egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki; ahlaklı siyaset mümkündür, adil bir düzen mümkündür ve bu ülkenin geleceği yeniden ahlak ve maneviyatla inşa edilebilir. Türkiye, kayırmacılıkla, suskunlukla ve sorumluluktan kaçan siyasetle yönetilemez. Bu tabloya rıza göstermiyoruz ve bu anlayış değişene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”