• Haberler
  • Genel
  • “Afyon ve Türkiye’nin önceliği iktidardan kurtulmak olmalı”

“Afyon ve Türkiye’nin önceliği iktidardan kurtulmak olmalı”

CHP Milletvekili Ahmet Toptaş, Türkiye ve Afyon için önceliğin 2015 yılında yapılacak Milletvekili Genel Seçimleri ile mevcut iktidardan kurtuluş olması gerektiğini söyledi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş Kocatep Gazetesi muhabiri Burcu Aydın’ın sorularını cevaplandırdı. Merkezi hükümet ve yerel yönetimde 12 yılı yorumlayan Toptaş, günümüzde gelinen noktayı ve kaygılarını paylaştı.Burcu Aydın: Efendim, iki [&hellip]

"Afyon ve Türkiye'nin önceliği iktidardan kurtulmak olmalı"

CHP Milletvekili Ahmet Toptaş, Türkiye ve Afyon için önceliğin 2015 yılında yapılacak Milletvekili Genel Seçimleri ile mevcut iktidardan kurtuluş olması gerektiğini söyledi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş Kocatep Gazetesi muhabiri Burcu Aydın’ın sorularını cevaplandırdı. Merkezi hükümet ve yerel yönetimde 12 yılı yorumlayan Toptaş, günümüzde gelinen noktayı ve kaygılarını paylaştı.
Burcu Aydın: Efendim, iki genel seçim, iki yerel seçim, bir referandum ve son olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaşadık. Dünden bugüne yaklaşık 12 yıllık periyodu politikacı ve vatandaş kimliklerinizle
Ahmet Toptaş: Gerçekten 2002 yılına gelirken ciddi bir ekonomik kriz vardı. Ekonomik krizden herkes etkilenmişti. Kimse önünü göremiyordu. İnsanlar bir arayış içerisindelerdi. Merkez sağ dağıldı. Merkez sol da parti içi mücadeleler oldu. Bu topluma yeni bir sosyal demokrat proje sunamamanın verdiği bir kopukluk, iletişimsizlik yeni bir isim olarak Tayyip Erdoğan’ı toplum önüne getiren bir süreci ortaya koydu. Arayışta olan insanlar kendilerine yeni bir parti ve umut olarak sarıldılar. Taze bir kan oldu. Aslında Sayın Erdoğan’ın o dönem yaşadıkları bir mağduriyet değildi. Ama bu bir algı yönetimi işidir. Türkiye’de yüzlerce aydın, yazar, politikacı, bilimadamı ve sıradan insanlarımız, gençler çok ağır mağduriyetler yaşadılar. Ama o yaşanan mağdireyetlerin hemen hemen çoğu idealleri ve bu doğrultuda ki kaygılarından kaynaklanan mücadelelerinden ileri geliyordu. Bunların bir algı operasyonu yapma şanslar olmadığı için mağduriyet kavramı arkasına sığınarak toplumla diyalog kurma ihtiyaçları duymadıkları için inandıkları değerler için mücadele verdiler. Ezildiler, cezaevlerinde çürüdüler, işkencelerden geçtiler. Uğranılan haksızlıkları toplumu ikna etme noktasında elleri zayıftı. Bu haksızlığı toplum anlar diye düşündüler. Kendileri için birşey bekledikleri yoktu. Tayyip Erdoğan ve onu iktidara getiren örgütlenmeler çok iyi bir algı yönetimi ile Erdoğan’ın cezasını saray gibi bir cezaevinde geçirdiği günleri destansı bir mağduriyet içerisine soktular. İnsanlarımızın acıma duygusu çok hassastır. Zayıfın yanında yer almayı severiz.
Burcu Aydın: Toplumsal merhamat bu kadar baskın mı?
Ahmet Toptaş: Küçük bir anekdot paylaşmak istiyorum. Benim köyüm Ekinova’da çocukluğumda iki yaşlının kendi aralarındaki konuşmalarını dinledim. Bir yaşlı diğerine eline geçen gazete parçasında rahmetli işadamı Vehbi Koç’un bisküvi ile beslendiğini okuduğunu ve bu duruma çok üzüldüğünü anlatıyor. Vehbi Koç Türkiye sermayesinde, sanayisinde en güçlü isim. Hiçbir maddi problemi olan bir isim değil. İstediğini özel uçağıyla istediği yerden getirtebilecek güce sahip bir işadamı. Ama köydeki gariban onun bisküvi ile beslenmek zorunda olmasından dolyaı sağlığı açınsından endişe duyuyor. İşte biz böyle bir toplumuz. Tayyip Erdoğan’ın dört aylık cezası topluma öyle bir pompalandı, öyle bir senaryo yaratıldı ki; vatansever bir vatandaşın işlediği bir suçtan değil de vatan aşkından dolayı mağdur edildiği senaryosu ortaya çıkarıldı.
Burcu Aydın: İktidarın ilerleme sürecini nasıl yorumluyorsunuz?
Ahmet Toptaş: Bizde bir deyim vardır. “Sütlü sütlü melemek.” diye. Tayyip Erdoğan iktidara gelirken o kadar barışçı, o kadar uzlaşmacı, o kadar sakin, herkesi kucaklayan, hoşgörülü, mağdur olduğu için kimseyi mağdur etmeyecek, herkesi gözetecek gibi bir algı oluşturdu. İktidarının ilk döneminde 2001 krizinden sonra alınan tedbirleri de aynen uyguladı. Alınan tedbirler zaten yavaş yavaş enflasyonu düşürmüştü. Ekonomiyi bir disiplin altına almıştı. Bankacılık sistemi disipline edilmişti. O düzelmenin de verdiği bir durumla insanlar beklediklerini bulmuş gibi oldular. Gerçek yüzünü görmediler. Bu aşamada gelinen seçimde başarısı mutlaktı. Çünkü dediğim gibi merkez sağ dağılmıştı. Merkez sol CHP parlamento da bile değildi. Kendi aldığı oy ile orantısız bir milletvekili sayısı ile parlamentoya girdi. Yüzde 35-36 ile iktidar oluyor, bu oranda neredeyse anayasayı değiştirecek sayıda milletvekili seçiyorsunuz. Bu da seçim sisteminin suçudur. Bizim insanımız samimi gördüğü şeye kolay inanan bir yapımız var. İnsanlarımızın kötü düşünmeme alışkanlığından da kaynaklanan da bir durumda var. Ne oldu tekrar 2007’de yine çok ciddi bir çoğunlukla Erdoğan iktidara geldi. Mutlak iktidar sahibi olanların bir süre sonra kendisini halkın iktidara getirdiğini unutarak kendi gücü ile iktidara geldiğini düşünmeye başladı. Kendisini bir vazgeçilmez bir figür olarak görmeye başladı. Ben ne yaparsam doğrudur, halk destekliyor, ben ne yaparsam halk onaylıyor. O zaman kendi ajandamı ortaya koyayım düşüncesi ortaya çıktı. Yavaş yavaş kendi ajandasını ortaya koydu. Geçmişten beri taşıdığı ‘Milli görüş gömleğini çıkardım.’ demesine rağmen geçmişten gelen ideolojik beslendiği odaklardan gelen iddialarını bu sefer ortaya çıkarmaya başladı.
Burcu Aydın: İkinci kez büyük çoğunlukla iktidar gücü elde edildiğinde oluşan tabloyu nasıldı?
Ahmet Toptaş: Tayyip Erdoğan’ı rahatsız eden demokrasiydi. Herkesin hakkına hukukuna sahip çıkma iddiası ile gelen Sayın Erdoğan bu sefer kendi hukukunu dayatmaya, onun yollarını açmaya, kendi iktidarını pekiştirmek için ona muhalefet eden herkesi yavaş yavaş sindirmeye başladı. Bunun demelerini yaptı, toplumda bir tepki görmeyince daha fazlalaştırarak devam etti. Seçimden önce verdiği bir ropörtajda Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düşebilecğini söyleyen bir işadamına ertesi gün çok sert bir şekilde ‘Bunun hesabını sorarım.’ manşeti ile karşılık verdi. Daha önce böyle birşey yapmıyordu. Herkesle barışıktı. Kendisine muhalif olanlarla tek tek hesaplaşmaya başladı. Bu hesaplaşma süreç içerisinde kendisine doğru ya da yanlış herhangi bir eleştiriyi yönelten işadamına, gazeteciye, bilimadamına, politikacıya süre içerisinde daha sertleşerek devam etti. Öyle bir noktaya gelindi ki Türkiye’de haklı eleştirilerde bulunan gazeteciler, gazete patronlarını tehdit ederek işinden etti. Kendisini şu ya da bu şekilde paylaşmayan sanayici ve işadamını yok etmek için düğmeye bastı. Vergi cezaları, tehditler, hükümetten, idareden yürüyecek işlerin engellenmesi gibi. İnsanlar üzerinde bir korku yaratarak kendilerine biat edilmesini toplum istedi. Sürece uygun yasal düzenlemeleri de yaptı.
Burcu Aydın: Bu süreçte toplumsal yapının durumu ne hale geldi?
Ahmet Toptaş: İktidara elde ettiği güç yetmedi. Başkanlık sistemine geçeceğiz diyerek bir eyalet yapısına dönüştürmek için, kendi gücünü pekiştirmek istedi. Tek adam iktidarı bile yetmedi. Kendisinin iktidarı hiç kimse ile paylaşma niyeti olmadığını açığa çıkaran ben ve benden başkası yok moduna girdi. Benim dediğim hukuktur, benim dediğim yazılıp söylenecek. Benim dediğim doğrudur. Bunun dışında söyleyenler vatan haini ilan edildi, ahlaksız ilan edildi. Sarhoş ilan edildi. Düşman ilan edildi. Yani muhalif olan herkes iyi niyetle doğru yolu göstermek isteyen herkes hain damgası yedi. Doğru yolu göstermek isteyen yanlışı işaret eden herkes neredeyse hain damgası yedi. Toplum çok ciddi bir korku tüneline sürüklendi. Bu arada kendi iktidarını pekiştirmek ve oy oranını sabitlemek için birçok tedbir aldı. Bunladan birisi de sosyal güvenlik konusunda çaresiz kalmış, açlık, sefalet içerisinde insanlara iş olanakları sağlayarak, çalışarak karnını doyurmak yerine çok küçük giderlerini karşılayarak kendisine tabi kılmaya başladı. Karın tokluğuna bir tamah oluştu. Türkiye’de devletin resmi kayıtlarına göre 12 milyon insan sosyal güvenlik fonlarından geçiniyorlar. Sosyal güvenlik fonları sanki AKP’nin fonu imiş gibi insanlara anlatıldı. Yani AKP giderse bu fonlardan gelenlerde gidecek havası yaratıldı.
Burcu Aydın: Muhalif kesimler ve muhalefet neden hiç etki gösteremedi?
Ahmet Toptaş: Uyguladıkları ekonomik sistemin sonucu toplumun büyük çoğunluğu borçlandı. Ev aldı borçlandı, tüketici kredisi aldı borçlandı, kredi kartı ile borçlandı. Traktör aldı borçlandı. Araç aldı borçlandı. Tüm toplum bir borç salmanının içerisine sokuldu. ‘Ben gidersem istikrar bozulur. Dolayısıyla hepiniz mahvolursunuz.’ mesajını verdi. Aslında toplumu mahveden bu ekonomik sistemdi. Kendi mahvettiği insanlara ‘Ben gidersem mahvolursunuz.’ anlayışını kelimenin tam anlamıyla yutturdu. Çünkü bunun içinde elinde tüm argümanlar vardı. Bütün olanaklar elinde. Devletin yarı resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı Tayyip Erdoğan’ın kişisel ajansı haline geldi. Türkiye’de muhalif gazetecilik hadisesi bitti, yaşama şansı kalmadı. Türkiye’de özel televizyonların yaşama şansları kalmadı. Ya taraf olaksın ya da bertaraf olacaksın. İnsanlar yaşayabilmek için muhalefetin haklı söylemlerini bile topluma ulaştıramadılar. Aklı başında insanların sözü, uyarıları duyulmadı. Hepsinin üzeri örtüldü. Ama Türkiye yanlış yönlendirilmeye ve yönetilmeye devam ediyor. Şimdi içerisinde bulunduğumuz toplumsal koşulların yaratılmasında, demokrasi kültürümüzün son derece zayıflatılması, iletişimin halkın yararına değil de iktidarın varlığını sürdürmesine yönelik kullanımının kitleleri ne olup bittiğini yargılama şansından mahrum etti. Ama bu ne kadar sürer. Deniz bitti.
Burcu Aydın: İş dünyasında ve çalışma hayatında hiç mi olumlu gelişme yok?
Ahmet Toptaş: Tayyip Erdoğan’ın herkese iş vaat ettiği 2002’de 25 yaşında üniversiteyi bitirmiş bir insan bugün 38 yaşına geldi hala iş arıyor. O gün umudu vardı. Türkiye üretim ekonomisine döşünecek bende üretimin parçası olarak iş bulma ümidi vardı. 38 Yaşına gelen insan 13 senedir sorunların çözülmemiş olmasını düşünüyor. Bunda kendi sorumluluğunun da olduğunu düşünmeli. Ben bunu düşündüğünü de düşünüyorum. 2002’de Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde 3 milyon sendikalı işçi vardı. Bu sayı 480 bine düştü. İşçilerin sendika hakları ellerinden alındı. Türkiye’de çalışan insanlar bir iş güvencesine sahipti, sendika onlara bir iş güvencesi veriyordu. Sendikal hakları ve iş güvenceleri ellerinden alınan insanlar taşeronlara teslim edildi. Şimdi 2,5 milyona yakın insan taşeronun esareti altında. Bu bir esarettir. Borçlandırılmış insanlar istikrar devam etsin diye Tayyip Erdoğan iktidarına oy veren insanlar kendi yaşamlarında önemli bir gelişme görmediler, görmüyorlar, görmeyecekler. İstikrar geleceği filanda yok. Daha çok borçlanma daha çok batma demektir. Son zamanlarda toplumda intiharlar, artan boşanmalar, sokağa bırakılan çocuklar, köylerini terk eden köylüler var. Artık çözümsüzlük insanları başka arayışlara itti.
Burcu Aydın: Ülkemizin dış ilişkileri de tartışma konularından biri. Siz ülkemizin dış ilişkileri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Ahmet Toptaş: Türkiye Cumhuriyet döneminden beri dış ilişkilerini toplumsal mutabakatla, uzlaşma ile yürütmüştür. Hangi parti iktidara gelirse gelsin Türkiye’nin dış işleri politikası bir devlet politikası olarak okutulmuştur. Türkiye’nin dış politikasında ki değişiklikler toplumun tümünün mutabakatıyla ancak olabiliyordu. Şimdi Türkiye’nin dış ilişkileri çoğu Bakanlar Kurulu üyesinin bile haberi olmadan üç kişi arasındaki konuşmalarla yapılır hale geldi. Bu üçlü Dışişleri Bakanı, Başbakan ve MİT Müsteşarıdır. Bunlar Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde ne hale geldiğini bize son dönemde gösterdi. Tayyip Erdoğan dalga geçiyordu, ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh ne demektir?’ diyordu. Halbuki biz kendi ülkemizde ve dünya da barışı isteyen bir gelenek dışişleri kadrosunu oluşturuyordu. O da dağıldı. Artık dışişleri mensuplarımız ve Büyükelçilerimizle monşer diye alay eder hale gelindi. Üç kişi Türkiye’nin politikasını yürütür hale geldi. Ermenistan’dan özür dileme noktasına kadar gelindi. Ermeni mezalimi bu ülkenin gerçeğidir. Bunu en iyi Afyonlular bilir. Bizim işgal edilmiş topraklarda hunharca uğradığımız muameleler sanki bize yapılmamışda sanki biz kendimize yapmışız. Bunların hiçbir önemi yok. Uluslararası arenada İngiliz devlet politikası sonucu yazılmış mavi kitap denilen kitaba inandırılarak sanki biz dünyanın en barbar ülkesiymişiz gibi, komşularımızdan özür dilememiz beklendi.
Burcu Aydın: Zafer Haftası Şuhut ilçesindeki törende verdiğiniz tepki dikkat çekiciydi? Neler söylemek istersiniz?
Ahmet Toptaş: Zafer Haftası başlangıcında Şuhut ilçesinde ki törenlerde ben tepki gösterdim. Zafer Yürüyüşü öncesi bilindği üzere Şuhut stadyumunda gelenekselleşen bir tören yapılıyor. Törende konuşmalar yapılıyor. İnsanlar o yürüyüşe manevi olarak hazırlanıyordu. Son törende alana iki tane ekran konulup o ekranlarda AKP propagandasını yapıyorlardı. Kocatepe’nin mücadele ruhunu anlatmak için insanların en yükseğe çıkmış ulusal duygularını, şehitlerimizin, o kurtuluşun hikayesini duymak isteyen, o manevi duyumları hissetmek isteyen insanlara karşı gösterilen AKP propgandasıdır. Ben orada buna tepki gösterdim. Biz 27 Ağustos Afyon’un kurtuluş törenlerine geldiğimizde valilik önünde “İşgal Günlerinde Afyonkarahisar” isimli bir sergi açılmıştı. Sayın Vali ile o sergiyi gezerken işgal günlerinde ki Afyon’da Yunan işgal kuvvetlerinin kadınlarımıza kendi çamaşırlarını yıkattıklarını gördüm. O resimleri onların arşivlerinden alındığını öğrendim. Yunan askerlerinin çektikleri fotoğraflar. O dönemde Afyon halkının esaret altında neleri çektiği resmedilmişti. Bunları orada gösterip nereden nereye geldiğimizi anlatmak yerine AKP propagandası yapılmasına tepki gösterdim. Protokoldekilere Şuhut’ta bunların gösterilmesi gerektiğini söyledim. Hiç kimse cevap vermedi. Fotoğrafları görenler duygulandılar. Öyle bir noktaya geldik ki herşey AKP iktidarını sürekli hale getirmeki için kullanılır hale geldi. Tarihimiz, ekonomimiz, siyasetimiz, hukukumuz, basınımız, idari yapımız, dış ilişkilerimiz kullanılıyor.
Burcu Aydın: Ortadoğu coğrafyasında ki gelişmeler ve ülkemizin durumuna ne dersiniz? Son dönemin en büyük sıkıntılarından biri olan IŞİD’e yönelik tutum doğru mu?
Ahmet Toptaş: IŞİD kepazeliğini görüyoruz. Bundan 15 önce IŞİD unsurları diyen adam, IŞİD’e müdahale konusunda kimse emir talimat veremez diyen adam gitti BM’de boş koltuklara IŞİD’in terör örgütü olduğunu, askeri olmak üzere IŞİD’e karşı her türlü koalisyona gireceğimizi söyledi. Dış politikayı yürütecek kapasitede kadroya sahip değiliz. Gezi de ağaçlarını korumak için, çevreyi korumak için gösteri yapan çocuklar terörist ilan edildi. Onların yaralarını saran doktorlar hakkında dava açıldı. Ama kelle kesenlerin IŞİD mensuplarının yaralarını sarmaları için doktorlara emir verildi. Bağdadi diye bir adam çıktı. Halifeliğini ilan edip Mekkeyi işgal edip Kabe’yi ortadan kaldıracaklarını söyledi. Bunların yaralıları Türkiye Cumhuriyeti hastanelerinde tedavi edilirken öbür tarafta kendi çocuklarımızın yarasını saran doktorlar hain ilan edildi. Elinde bayrakla giden insan polis gazıyla engellendi. Bayrak satan terörist olarak polis karakollarına götürüldü. Söz konusu polisler şimdi paralel yapı altında soruşturmaya tabi tutuluyorlar. Vatandaşına karşı orantısız güç kullanan polise talimatı ben verdim diyorsun. Sonra talimat verdiğin polisler bunları yaparken sen onları taltif ediyorsun, ‘Kahramanlık destanı yazdılar.’ diyorsun. Arkasından iş dönüyor ‘Bunlar paralel yapının polisleri diyorsun.’ O kadar geniş bir kriz yaşıyoruz ki. Deniz Kuvvetlerinde herhangi bir tatbikatı yönetecek amiral kalmadı. Gemileri yüzdürecek kaptan kalmadı. Ordunun içi boşaltıldı. Hava Kuvvetleri olacak şahıs komutan olmadan önce sahte bir belge ile Ergenekon kapsamında tutuklanıp komutan olması engellendi. Kuvvet Komutanı olmak isteyenler kendilerine biat edenlerdi. Ama ben askerim ben Türk Milletinin askeri ve komutanıyım diyenler teker teker ordudan tasfiye edildi ve istifaya zorlandı. Artık Türkiye nereden tutarsanız Tayyip Erdoğan ile önü karanlık bir uçuruma sürüklenir hale geldi. Bu yaşamın her alanında görülüyor.
Burcu Aydın: Tüm bu olumsuzluklar neden Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına yansımadı?
Ahmet Toptaş: Bu sonucun sandığa yansımamasında bizimde hatalarımız var. İnsanlar hatalarından ders çıkararak yola devam ederlerse başarılı olurlar. Biz bunlardan yeterince ders çıkardık. Bizim kabahatimiz olduğu kadar bizim politika yapma koşullarımızın da bunda çok önemli etkisi var. 22 Tane televizyon kanalı Başbakan’ın öksürdüğünü bile canlı yayınlarken ana muhalefet lideri ve milletvekillerinin, muhalefet liderleri ve milletvekillerinin çok önemli konularda çok önemli uyarılarını bile kitlelere duyurma konusunda çok sıkıntılar yaşadık. Doğru verdiğimiz mesajların ulaşması engellendi. Özellikle ben iki yıldan uzun bir süredir Afyon cephanelik patlamasının sabotaj olduğunu ve buradan silah sevkiyatı yapıldığını söyledim. Ama henüz buradaki yangın devam ederken bir el bombası düştü hikayesi ortaya atıldı. Bu konu 25 canla kapatıldı. Her birinin hazin bir hikayesi vardı. Ben aileleri çok yakından tanıyorum. Çok yakın ilişkilerimiz oldu. Şehit olan çocuklardan bir tanesi patlama öncesi öğle yemeğini babasıyla birlikte yiyor. Sonra babasına ‘Baba benim artık dönmem gerekiyor. Seni çok seviyorum ama arkadaşlarım çalışıyor beni bekler.’ diyor. MİT Müsteşarının Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı konuşma sızdı. ‘Biz Suriye’ye iki bin tır mühimmat gönderdik.’ dedi. İki bin tır mühimmatı nereden gönderdin? Afyon Türkiye’nin ikinci büyük mühimmat deposudur. Demek ki bu mühimmatı Afyon’dan gönderdiniz. Sizin bu gönderdiğiniz mühimmata karşı tedbir almak isteyenlerde burayı sabote ettiler.
Burcu Aydın: Türkiye şu anda nasıl bir yolda ya da yol ayırımında?
Ahmet Toptaş: Türkiye geri dönülmez bir yola giremez. Ne kadar döndürmek isterlerse istesinler Türkiye düzlüğe çıkacaktır. Çünkü tarihi tekerrür ettirmenin Türkiye’yi geri çevirmek mümkün değildir. Bunun bedelini çok ağır ödüyoruz. Bedel daha da ağırlaşmadan bir an önce bunlardan kurtulmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun için kendi hatalarımızın öz eleştirisini parti içerisinde yapıyoruz. Neyi daha iyi yapmalıyız? Artık eski alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmalıyız.
Burcu Aydın: Afyonkarahisar’da yerel yönetim işleyişi size göre nasıl?
Ahmet Toptaş: İktidar mensuplarının 2015 seçimleri için neye kilitlendikleri önemli değil. Türkiye halkının onların ne yaptıklarını görmeleri önemli. Ben Türkiye halkının onların ne yaptıklarını görmeye başladıklarını görüyorum. Çıkın sıradan vatandaşa sorun Türkiye’nin dış politikasından memnun musunuz? İyi gidiyor mu diye sorduğunuzda eğer tabiri caiz ise çanak yalayıcı değilse, iktidardan nemalanmak için herşeyi feda edebilecek ciddi ahlaki yapıya sahip değilse ‘Ben Tayyip Erdoğan’a ben her koşulda inanırım.’ diyen fanatiklerin dışında bir insanın kesinlikle Türkiye’nin dış politikasına olumlu puan vermez. IŞİD konusunda Musul’daki Türk Konsolosluğu’nda devlet görevlilerinin esarete sürüklenmesinde Türk dış politikasının ne kadar zavallı bir halde olduğunu gördük. Ekonomik anlamda büyük çoğunlukta umut görmüyorum. İnsanların yarınlarından umudu yok. Cumhuriyet Ben Afyon’u çok seviyorum. Dünyanın neresine gidersem gideyim Afyon’un aleyhinde bir söze ve tavıra tahammül gösteremem. Ama Afyon mevcut yaşam koşullarına mahkum edilmemeli. Ülkemizin ve Afyonumuzun önceliği bu iktidardan kurtulmak olmalıdır. >>Burcu AYDIN’ın SÖYLEŞİSİ

Kocatepe Gazetesi - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme