Faizsiz ekonomi için ihtiyaç zaman ve ikna
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Doçent Dr. Kamil Güngör, faizsiz ekonomiye ilişkin Gazeteniz Kocatepe’ye değerlendirmede bulundu.Kapitalist ekonominin bel kemiği olan ve hassas konumda olan faizsiz ekonominin gerçekliği bizler için nedir? Faizsiz bir hayatı nasıl dizayn edebiliriz?Kamil Güngör: Her hususta olduğu gibi bir kere buna inanmak gerekiyor. İnanmaktan kastım inanç anlamında değildir. [&hellip]
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Doçent Dr. Kamil Güngör, faizsiz ekonomiye ilişkin Gazeteniz Kocatepe’ye değerlendirmede bulundu.
Kapitalist ekonominin bel kemiği olan ve hassas konumda olan faizsiz ekonominin gerçekliği bizler için nedir? Faizsiz bir hayatı nasıl dizayn edebiliriz?
Kamil Güngör: Her hususta olduğu gibi bir kere buna inanmak gerekiyor. İnanmaktan kastım inanç anlamında değildir. İman anlamında değil. İslam tamamlanmış bir dindir. Tamamlanmış olan bu dinde faizi yasaklıyor. Faizin yasaklanması aslında faizsiz bir ekonominin olabileceğini gösteriyor. Bizim de bunu yapma noktasında bir görevimiz olduğu anlamındadır.
İslam dininin akla ve mantığa aykırı bir emri olamaz. Bu noktada faizin yasak kılınmasını da bu şekilde açıklanamaz mı?
Kamil Güngör: Her zaman her şeyi akıl ve mantıkla izah etmek zorunda değiliz. Burada güzel bir örnek var aslında. Mesela faizin artılarını düşündüğümüzde faiz geliri arttırır değil mi? Zekât verildiğinde ise gelir düşer. Öyle değil mi? Çünkü mal varlığının bir kısmı devredilir. Ama İslam diyor ki zekât malınızı arttırır. Ama faiz azaltır. Bu konuda ayet var. Bunu da o çerçeve de düşünmek lazım. Peygamber Efendimizin (SAV) veda hutbesinde vurguladığı, ‘ayaklarımın altına aldım’ dediği bir konudur faiz. Bir başka ayette faizle ilgili olarak ‘Faizli alışveriş Allah’a yapılan bir harptir’ Yani bu ayette faiz ile kişilerin Allah’a savaş açmış duruma geldikleri anlatılmaktadır.
Peki, faizi tam anlamıyla terk etmek mümkün müdür?
Kamil Güngör: Aslında konu çok hassastır. Bireysel olarak faizi terk etmek mümkündür. Ama asıl olan kurumsal terktir. Devlet faizsiz sisteme ket vurduğu sürece bu hayata geçirilemez. Örneğin yurt dışında yaşayan bir kişinin ister istemez bundan etkilenmesi mümkündür. Çünkü sistem faiz üzerine dayanıyor. Ülke içerisinde bunun devlet tarafından teşvik edilmesi durumunda da doğal olarak insanlar bundan etkilenecektir. Bunu direk olarak yasaklamak yerine insan modelini buna uygun hazırlayıp alt yapı hazırlamak lazım. İnsanların bu riski üstlenmesi gerekiyor. Yani öbür türlü kişisel bir takım kazançlar olsa bile uzun vade de toplum biraz daha uzun vade de devlet kaybediyor. Kayıp var çünkü sözünü ettiğim olumsuz etkiler yansıdıkça devlet otoritesi zayıflıyor. Devlete inanç azalıyor. Siyasi krizlerin peşinden krizler yaşanıyor.
Faizde bir önemli noktada cari açığa neden olmasıdır. Cari açıkta elbette farklı nedenlerde var. Ama faiz açısından durum nedir?
Kamil Güngör: Faiz yaygınlaştığında insanlar üretim yapmak istemiyorlar. Çünkü rant ekonomisi denilen Türkiye’nin 1990’lı yıllarda iliklerine kadar hissettiği bu süreçte sıradan insan devlete borç verme çabası içerisine girdi. Üretim yapması gereken koca koca kurumlar, gelirlerinin çok büyük bir çoğunluğunu, yüzde 90’a varan kısmını devlete borç verme suretiyle değerlendirdiler. Çünkü hem devlet garantisi var hem de büyük çaba sarf etmesi düşünmesi, uğraşması gerekmiyor. Ticaret yaptıklarında başkaca riskler sözkonusu olacaktı. Üretim sürecinde ki birimler bu tarafa kayınca insanlara ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçları karşılayabilmeleri gerekiyor. Üretim olmayınca ithalat artacak. Cari açıkta esasen ülkeye giren döviz ile ülkeden çıkan döviz arasında ki farktır. Bu farkın en önemli kalemi de ithalat –ihracat dengesidir. Onlarda aslında cari açık değil cari dengedir. Bizde hep cari açık olarak ortaya çıktığı için cari açık diyoruz. Cari fazla da olabilir. Üretim olmayınca ihtiyaçları gidermek için fiyatlar artacak enflasyon olacak. İkincisi de ithalat yapılacak. İthalat yapıldığında döviz çıktığı olacak. Döviz girdisi azalınca da cari açık olacak. Bu hep mutlak surette böyle olur demiyorum. Ama devlet kontrolleri azaldığında buna dönük ayaklar artar.
Türkiye’nin neden cari açık sorunu var?
Kamil Güngör: Cari açık her zaman kötü değildir. Şu anda Türkiye’nin cari açık sorunu var. Diyelim ki, makine ve teçhizat ithal ediyor. Sonuçta bu üretime dönüyor. Bu durum uzun vade de karlı birşeydir. Dolayısıyla bunun bir sürdürelibilir dengesi vardır. Bu denge yüzde 6 oran olarak kabul ediliyor. Bu oranın üzerine çıkmamak lazım. Böyle dememize rağmen Türkiye’de bunu 15 yıldır götürüyor. Şu ana kadar ondan dolayı herhangi bir sorun yaşamadık.
Anlatımınızdan çıkarım istendiği takdirde faizsiz bir ekonominin inşa edilebileceğidir. Bu mümkün müdür?
Kamil Güngör: Kesinlile bu mümkündür. Ama burada bunu sağlayacak olan insan modeli olmadan olmaz. İnsanların alışkanlıkları var. İnsanları yeni bir şeye alıştırmak için bazen nesillerin değişmesi gerekiyor. Ezberleri bozmak gerekli. Bu biraz aşamalı oluyor. Öncelikle bir devlet desteği gerekiyor. Şunu söylemek istiyorum; Mesela batan ya da zayıflayan bir kurum olduğunda devlet destekliyor. Bu son krizde ABD’de görüldü. Geçmişte Türkiye’de de oldu, kurtarıyor. Mesela Avea krize girdiğinde Türkiye ile İtalya biraraya geldi kurtarıp batmasını önlediler. Katılım bankalarının emekleme dönemlerinde karlılığını azaltarak daha fazla mudisine parasal olarak geri dönüşü gerekiyor. Zira insanlar parasal anlamda hasssatırlar. Yani bunu önemsemek lazım. Devlet alt yapısını hazırlayabilir. Ama bunlar kısa vadeli çözümlerdir. Ancak uzun vade de insanlarımızı buna inandımak lazım. Tek başına yasaklayarak bunu yürütmek zor. Mesela faiz anlık olarak yasaklansa herşey alt üst olur. O nedenle bunu zamana yayarak ve ikna ederek sistem kurulabilir. Günümüzde İslam Ekonomisi dediğimiz başlığın en somut yansıması faizsiz olarak çalışan katılım bankalarıdır. Bu bankaların varlığı da faizsiz bir ekonominin olabileceğine yönelik somut güzel bir işarettir.
Faizsiz bir ekonomi modelinde ki bankacılık hizmetleri nasıl yürür?
Kamil Güngör: Bu modelde en önemlisi işletmede kar-zarar ortaklığıdır. Zaten Türkiye’de çok fazla ürün yok. Dünya da var. Özellikle bu konuda Malezya ön planda. Bunlardan bir tanesi kar-zarar. Kar-zarar ortaklığında kişinin parası alınıp banka tarafından ticari olarak değerlendirilip oradan çıkan ticari fonlardan kişiye pay veriyor. Ticari kurum olduğundan bunun kar olması bekleniyor. Bu durum zararda olabilir. Zarara da rıza göstermek gerekiyor. Aksi halde zaten usulünce çalışmış olmaz. Katılım Bankası’ndan içeride ki insanlarla yaptığım görüşmelerde zaman zaman zarar ettiklerini söylediler. Ama bu zararı müşteriye yansıtmadıklarını kaydetti. Bunun cevazlığı bakımından bir problem yok. Böylece banka müşterinin güvenini kaybetmiyor. Verilen para piyasada değerlendiriliyor. Bir malın alım satımıyla ticaret yapılıyor. Veya lezzing denilen olay yani kiralama yapılıyor. O da sonuçta zamana yayılı olarak yapılan bir mal satışıdır. Veya buna müşteriye finans desteğinde bulunmak da diyebiliriz. >> Burcu AYDIN’ın Özel Röportajı
Doçent Dr. Kamil Güngör kimdir?
1993 yılında Selçuk Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olan Kamil Güngör, aynı yıl Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde göreve başladı. Yüksek Lisans ve doktorasını Maliye bölümünde yapan Güngör, ekonominin genel bir alanı olarak “İslam Ekonomisi” alanında özel ilgisi nedeniyle çalışmalarını sürdürüyor. İslam Ekonomisi üzerine İngiltere de Durham Üniversitesi’nde araştırmalarda bulunan Kamil Güngör’ün, konu ile ilgili yayınlanmış bilimsel makaleleri bulunuyor. Güngör’ün yazıları çeşitli internet sitelerinde yayınlanmaktadır.
Bakmadan Geçme