• Haberler
  • Genel
  • İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği tarafından yazılan Yunanistan Yıllık Raporları'nda, 26 Ağustos 1922'deki Büyük Taarruz ve sonrasına da yer verildi. Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan eserde Büyük Taarruz'la başlayan sürecin ardından Yunan Ordusu'nun parçalandığı kaydediliyor

İngiltere’nin Atina Büyükelçiliği tarafından 1920-1923 yılları arasında tutulan raporlar, Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt halinde yayımlandı. Pınar Güner’in çevirisini yaptığı, Ali Satan ve Resul Yavuz’un yayına hazırladığı raporlarda, 26 Ağustos 1922’de Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle başlayan Büyük Taarruz’a da yer verildi.

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

“26 AĞUSTOS’TA TÜRKLER SALDIRIYA GEÇTİ”

“İngiltere’nin Yunanistan Yıllık Raporları Türk İstiklal Harbi ve Lozan Barış Konferansı Dönemi 1920-1923” kitabının ikinci cildinde yer alan metinde şu ifadelere yer verildi:

“Ağustos ayında, Türkler, Yunan kuvvetlerinin kuzey kesimi ve Ortanca yakınlarındaki güney kanadına yönelik güçlü yerel saldırılar düzenlediler. Bu saldırılar, Yunan Komutanını güney grubundan önemli bir birlik ayırarak gücünü azaltmaya zorlamadı. Ancak Yunan uçaklarının önemli bir düşman yoğunlaşması tespit ettiği Afyonkarahisar bölgesine takviye gönderilmesini muhtemelen engelledi. 26 Ağustos’ta Türkler, Afyonkarahisar’dan güneybatıya doğru 50 kilometrelik bir cephede saldırıya geçti. 27’sinde Afyon ile Savran arasındaki hattı aştılar ve Yunanları geri çekilmeye zorladılar. Afyonkarahisar’ın kuzeyinde, Uşak’a giden ana yolun Türk birlikleri tarafından kapatıldığını gören Yunan kuvvetleri, genel yedek kuvvetlerden iki tümen ile birlikte II. Kolordu’nun büyük kısmı, Murad Dağı’nın kuzeyinde geri çekildi. Dar vadiler ve engebeli dağ patikalarında hem teçhizatlarını hem de örgütsel yapılarını kaybettiler. Hem I. Kolordu’nun hem de güney grubunun komutanı olan General Trikupis’in, II. Kolordusu ile bağlantısı kesildi. Birlikleri bir arada tutmuş olabilir. Ancak 30 Ağustos’ta keşif yaparken Türkler tarafından yakalandı. Onunla birlikte kurmay başkanı ve II. Kolordu’nun komutanı ve kurmay başkanı da esir alındı.”

“KISA SÜREDE BOZGUNA DÖNÜŞTÜ”

Türk Ordusu’nun ilerleyişinin Yunan Ordusu için bozguna dönüştüğü vurgulanan metinde şu değerlendirmeler bulunuyor:

“1. Kolordu, II. Kolorduya bağlı 13. Tümenle birlikte Dumlupınar’a giden ana yolu takip ederek geri çekildi ve bu yol üzerinde, ardından Uşak’ta çatışmalara katıldı. Daha kuzeyde ise, II. Kolordu ve genel yedeklerden bazı birlikler hala direnişe karşı koyuyordu. Ancak bu tek başına çabalar, ilerleyen Türk birliklerini sadece geçici olarak yavaşlatabiliyordu. Komutanlarını ve çoğu personelini kaybeden hem kolordunun hem de grubun geri çekilmeleri kısa sürede bir bozguna dönüştü. 2. (Atina) tümeni ana saldırı bölgesinin dışındaydı ve çok az kayıp vermişti. Albay Gonatas komutasındaki bu tümen ve Albay Plastiras komutasındaki 13. tümenin bazı birlikleri morallerini korudular. Bu birlikler çekilme sırasında arka muhafız olarak görev aldı ve güney grubunun Çeşme’deki son tahliyesini yönetti. 

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

Yunan Genel Karargâhı, yakındaki bölgelerden askeri malzemelerin önemli bir bölümünü taşıdıktan sonra, 9 Eylül’de İzmir’den ayrıldı. Güney grubunun ve muhabere hattı birliklerinin kalanları Çeşme’ye yönlendirildi ve buradan Sakız Adası’na ve diğer Yunan Adaları’na geçtiler. Gemiye binişe yardımcı olmak için Trakya’dan gelen bazı birlikler karaya çıkmayı reddetti ve Taşöz Adası’na geri gönderildi. Türk birlikleri 9 Eylül’de İzmir’i ele geçirdi. Yunan güney grubu Afyonkarahisar’a yapılan Türk saldırısının en büyük darbesini alırken, kuzey grubu sadece yerel saldırılarla uğraşmak zorundaydı ve pozisyonunu korumakta zorluk çekmedi. Afyon’daki demiryolu kavşağını kaybetmelerine rağmen, iki grup başlangıçta Kütahya üzerinden geçen bir yan yolla bağlantılıydı. Ancak Uşak ve Gediz’in kaybedilmesiyle bu hat kaybedildi, kuzey grubu ile bağlantı kesilmiş oldu ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Geri çekilme sağ kanattan başlamalıydı. Ancak ya emirler yanlış iletildi ya da merkez çok erken hareket etti ve Seyitgazi’deki bağımsız tümen grubun geri kalanından koptu. Bu tümen hakkında haber alınamadı, ortadan kaldırıldığı veya esir alındığı düşünüldü. Ancak iki hafta sonra, kırsal ve dağ yollarından hareket ederek Seyitgazi’nin 260 mil batısındaki Midilli’nin karşısındaki kıyıya ulaştılar. Tümen biraz kayıp vermişti ve birlikler yorgundu. Fakat yapılarını korumuş ve toplarını da beraberinde getirmişlerdi. Grubun solunda bulunan 11. tümen en son hareket etti. Bu tümen, Çori ovasındaki arka muhafız çatışmaları nedeniyle daha da gecikti; tümenin bir kısmı ve komutanı General Kladas, Mudanya yakınlarında Türkler tarafından kuşatıldı ve teslim oldu. Kuzey grubunun kalan kuvvetleri Bandırma’ya başarıyla ulaştı ve Trakya’ya doğru yola çıktı. 20 Eylül itibarıyla Yunan ordusunun tahliyesi tamamlandı. Yunanların yaşadığı toplam kayıplar hiçbir zaman tam olarak açıklanmadı ve muhtemelen hiçbir zaman kesin olarak belirlenemedi. Yunan Genelkurmayı, yaklaşık 55.000 askerin esir alındığını ve 150 topun Türklerin eline geçtiğini tahmin ediyor.”

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

“NE YAZIK Kİ ÖNCÜ TÜMEN ERKEN DURDU”

İngiltere’nin Atina Büyükelçiliği tarafından tutulan raporun satır aralarında ise İngiltere’nin “kimin yanında” olduğu da görülüyor. İşte metnin devamı:

“Türkler bir aydan kısa bir sürede sayıca üstün olan ve teçhizat açısından da belirgin bir şekilde geri kalmayan Yunan ordusunu tamamen Anadolu’dan çıkarmıştı. Kendi topraklarında savaşan ve iletişim hatları için fazladan asker harcamak zorunda kalmayan Türkler, Yunanlara kıyasla belirleyici noktalarda üstün kuvvetlerini daha etkili bir şekilde yoğunlaştırabiliyordu. Ancak bu avantaja karşı Yunanlar stratejik olarak güçlendirilmiş bir savunma hattı ile karşılık verdiler. Yunan yenilgisinin genel olarak kabul edilen açıklaması, moral ve disiplindeki kademeli düşüşün sonucunda savaşa girme konusunda yaygın bir isteksizliğe işaret ediyor. Yenilgiden sonra, devrimci liderler ve partizanlar ordunun Hükümet ve Başkomutan tarafından kasıtlı olarak ihanete uğradığını ilan ettiler. Bu tür açıklamalar büyük ulusal felaketlerden sonra yaygındır. Askerlere ödeme ve ikmal yapmada artan zorluklar, dış ve iç siyasi sıkıntılar, artan yaşam maliyeti karşısında ailelerine duyulan endişe ve her halükârda Anadolu’dan çekilecek olmanın bilgisi, Yunan askerlerinin moralini bozmuş olabilir. Bununla birlikte, güvenilir birinci elden anlatımlar, askerlerin çatışmaya girdiğini ve moral dışındaki faktörlerin yenilgiye katkıda bulunduğunu gösteriyor. Asıl gerçek, General Trikupis esaretten dönene kadar bilinmeyecek. Onun altında görev yapan bir genç topçu subayının anlattıkları, birçok açıdan eksik veya hatalı olabilir, ancak bu anlatılar, yaşananlar hakkında bazı kritik ipuçları sunabilir ve olayların daha önce anlaşılamayan yönlerini aydınlatmaya yardımcı olabilir. Haziran ayında başkomutanlıktaki değişikliğe kadar General Trikupis, I. ve II. Kolordularını komuta ediyordu ve genel yedek kuvvetler doğrudan onun emrindeydi. General Hadjiannesti bu düzenlemeyi değiştirdi. Bundan sonra II. Kolordu ve genel yedek kuvvetler, Genel Karargâhtan emir alacaktı. Sadece I. Kolordu cephesine genel bir Türk saldırısı olması durumunda General Trikupis, İzmir’den emir beklemeksizin II. Kolorduyu ve genel yedek kuvvetlerini harekete geçirebilecekti. Bu düzenleme, kuvvetlerin yoğunlaştığı anlaşıldıktan ama saldırı başlamadan önce herhangi bir önleme hareketinin yapılmasını engelliyordu. Ayrıca, saldırının ‘genel’ olup olmadığını belirlemek cephedeki komutanlara bırakılmıştı. Durum, yedek kuvvetlerin güney grubunun en uç solunda konumlandırılması ve bazı birliklerin ön cephe hattında kullanılmasıyla daha da karmaşık hale getirilmişti. Türkler, 26 Ağustos sabahı erken saatlerde, tek bir alaya yoğun bir bombardıman odaklayarak, Afyonkarahisar’ın hemen güneybatısındaki Yunan savunma hattını bozdular. Yedekler kuvvetler, hattı yeniden kurmak için devreye girdi ve 27’sine kadar inişli çıkışlı bir savaş yönetildi. 27’sinde Türk kuvvetleri hattı tekrar delip iki süvari tümenini içeri sürdüler. Geç kalan Yunan yedek kuvvetleri 27’sinde geldiğinde, General Trikupis, planının önemli bir parçası olan Türk sağ kanadına karşı saldırı için zamanın geçtiğine karar verdi. Geri çekilip, tüm kuvvetiyle karşı saldırı yapmayı tercih etti. Ne yazık ki, gece karanlığında, II. Kolordunun öncü tümeni çok erken durdu ve 28’inde General Trikupis kendini mevziisinde Türk birlikleri tarafından engellenmiş ve Uşak yoluna çıkışı kesilmiş olarak buldu. Türk birlikleri önemli kayıplar vermişti, yorgun ve bitkinlerdi. Yunan yolunu kesen kuvvet pek de korkutucu olamazdı ve General Trikupis’in elinde çatışmaya girmemiş beş tümen vardı. Neden saldırmadığı bilinmiyor. Geçmişteki kararlı ve etkin tutumuyla bilinen Trikupis, belki de birliklerini toparlayana kadar mühimmatını kullanmaktan çekiniyordu. Nedeni ne olursa olsun, Murad Dağı’nın kuzey yakasından Türklerin etrafından dolaşmak gibi ölümcül bir karar almış gibi görünüyor. Dar bir vadide sıkışmış olan Yunan birlikleri, birkaç Türk topçuları için kolay ve çaresiz bir hedef haline geldi. Bu geçitlerden parçalanmış bir ordu olarak çıktılar.”

İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nin Gözünden Büyük Taarruz

Kocatepe Gazetesi - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme