- Haberler
- Kültür Sanat
- Ömer Hoca Sevgisi Salonlara Sığmadı. Özgürlük, Aile ve İsrail İle İlgili Neler Anlattı?
Ömer Hoca Sevgisi Salonlara Sığmadı. Özgürlük, Aile ve İsrail İle İlgili Neler Anlattı?
Afyonkarahisar'da, Milli Gençlik Vakfı (MGV) Aile Konferansları kapsamında 'Toplumun Kalbi: Aile, Vahiyle Aileyi Yeniden Düşünmek' başlıklı bir konferansa konuşmacı olarak Dr. Ömer Demirbağ katıldı. Binlerce kişinin izlediği konferansa gelenler salona sığmadı
26 Eylül 2026 Cumartesi akşamı Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer (ANS) Kampüsü Atatürk Kongre Merkezinde gerçekleştirilen konferansı Dr. Ömer Demirbağ verdi.
Dr. Demirbağ’ın konferansına yoğun ilgi gözlenirken katılımcılar salona sığmadı.
Konferans programı Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Programın açış konuşmasını MGV Afyonkarahisar İl Temsilcisi Muharrem Coşkun yaptı.
“ÖZGÜRLÜK İSTİSMARA MÜSAİT BİR KAVRAM”
“Toplumun Kalbi: Aile, Vahiyle Aileyi Yeniden Düşünmek” temalı konferansın konuşmacısı Dr. Ömer Demirbağ, insanın aşağılara yuvarlanmasında ilk eşiğin aileyi kaybetmek olduğuna dikkat çekerek, “İş aileden başlıyor. Aileden görmüş olduğu bir arıza, bir olumsuzluktan ötürü insanoğlu yavaş yavaş kendisi de fark etmeden kendisine verilmiş olan o çok şerefli insan olmak rütbesini yavaş yavaş kaybediyor. Ve bir noktadan sonra insan olmaktan kurtulacak bir insanlık özgürlüğe meydan ediyor. Bunu özgürlük sanıyor. İnsanlıktan kurtulmak bir özgürlük olarak değerlendiriliyor. Günümüzde duyarsınız. Altı açık, ters olan şeyler, bazı süslü cümlelerle bize yutturulabilir. Mesela özgürlük dedikleri kavram, bu nedir Allah aşkına? Bu dünyada ayakların yer çekimiyle yere yapıştırılmış. Bu dünyada yer ve gök yaratan tarafından yaratılmış. Yemek, içmek, nefes almak gibi bin bir meşguliyetle kuşatılmışsın ve özgürlükten bahsediyorsun. Sabahleyin ilk uyandığın zaman bile yüzünü yıkamak gibi bir mecburiyet var. Bütün hayatın bir sürü meşguliyetler içinde geçiyorken sen hangi özgürlükten bahsediyorsun? Özgürlük bir ütopyadır bu dünyada. Asıl özgürlüğü öbür âlemde yaşayabiliriz. Bu dünyada onun özde işi var, kendisi yok. Bu dünyada özgürlüğünün biz hasretini yaşarız. Kendisine bu dünyada ulaşabilmek mümkün değil. Ancak son derece istismara müsait bir kavramdır. Bilhassa geri kalmış toplumlarda, başta kapitalizm olmak üzere egemen güçlerin geri kalmış toplumların sömürülmesindeki ilk kavram özgürlüktür. Özgürlük yutturmacasıyla nesilleri uyutarak, uyuşturarak, kendileri için caydırıcı olmaktan çıkararak ve hele hele insanın en büyük muhafazası olan aileyi bozarak insanları köleleştirirler. Köleleştirmenin birinci adımı özgürlük kavramıdır.” dedi.
“GERÇEK ANLAMDA YAKALANAN ÖZGÜRLÜK CANAVARLIKTIR”
“Hâlbuki gerçek anlamda özgürlük Hakka baş eğmektir. O zaman özgür oluyoruz” diyen Demirbağ, “Allah'tan başka hiçbir şeye eyvallah etmiyorsunuz. Çünkü sırtınız sağlam yine de. Ondan korktuğunuz zaman özgürlük diyerek aslında esarete düşüyorsunuz, farkında değilsiniz. İnsanlıktan kurtulma özgürlüğü diye bir şey olabilir mi? İnsanlığı, insan olmayı bir yük gibi, bir gereksiz mecburiyet gibi sırtında taşınan lüzumsuz bir ağırlık gibi kabul ederek insanlıktan da çıkıp insanlıktan çıkmayı özgürlük diye yutturabilmek. Nedir insanlık? Merhamettir. Şefkattir. Ünsiyetten geliyor insan kelimesinin kökü ünsiyettir. Empati yapabilme yeteneğidir. Karşıdakini anlayabilmedir. İnsanlık budur. Bütün bunlardan kurtulduğunuz zaman hakikaten size engelleyen hiçbir şey kalmıyor. Gerçek anlamda canavar olma özgürlüğünü yakalıyorsunuz. Tabuları falan yıkarız diyorlar ya. Nedir o tabular? İnsan olmamız. İnsanlığın gerektiği her şeyi bir tabu gibi özellikle gençlere yutturarak insanlıktan koparmak, insanlıktan çıkma özgürlüğünü gençlerde bir ideoloji haline getirerek toplumları bozmak, ifsat etmek, birbirine düşürmek ve toplumları debelenir halde kıyamete kadar bu noktada tutabilmek. Bu neyin nesidir? İşimizin özüne gelecek olursak, bu ne fena bir haldir.” diye konuştu.
“MUTLULUUN TEK HAKİKİ ZEMİNİ AİLEDİR”
Mutluluğun ancak aile ortamında elde edilebileceğinin altını çizen Dr. Ömer Demirbağ, “Mutlu olmamızın tek hakiki zemini ailemizdir. En temel vitaminimiz ailedir. Onun olmadığı yerde insanoğlu köksüzdür. Onun olmadığı yerde insanoğlu havasızdır. Onun olmadığı yerde insanoğlu en temel vitaminden mahrumdur. Malumdur ki bazı vitaminlerin vaktiyle yeteri kadar alınmamış olması vücut gelişiminde ileriki yaşlarda çirkin görüntülere yol açabiliyor. Kemiklere giriyor, olabiliyor. Eğer vitaminlerin vitamini demek olan aile yeteri kadar alınmamışsa insanın hayatında yeteri kadar yer tutmuyorsa, ağırlığı yoksa muhakkak onun da neden olacağı bazı çirkinlikler taşımaktır. Vitamin eksikliğinde, en temel vitaminimiz ailedir. Bu olmadan muhakkak bazı olumsuzluklara kapı açılmıştır. Ve bunun en belirgin olanı aile dediğimiz vitaminin eksikliğinden kaynaklanan en belirgin sakatlık merhamet eksikliğidir. İnsanı merhamet geliştirir. Aile yoksa merhamet yoktur. Düşünün, insanda merhamet olmazsa o ne korkunç bir canavardır. Hem insan, hem aklı var, hem merhametsiz. Tarihteki bütün büyük canavarların insan görüntülü, canavarların hepsinin ortak görüntüsü aile. Hitler’e bakın, aile yok. Küçük yaştan beri anne babayı görmemiş. Staline bakın, aile yok. Tam bir kasap, Nero'na bakın, hani şu meşhur Roma'yı yakan Neron. Aile yoktur ortada. Nerede bir zalim varsa mutlaka onun zalimliğine sebep olan şeyler arasında hatta başta gelen şey aileden kaynaklanan bir enfeksiyon aileden kaynaklanan bir dengesizlik vardır. Aileden kaynaklanan bir sakatlık, o kişi de ileriki yaşlarda merhamet eksikliğine yol açıyor ve kalp mühürlenmesi öyle bir noktaya geliyor ki tarihin görmediği zalimleri hep onlarda görüyoruz. Firavun'un, Nemrut'un hepsindeki ortak örneği aile eksikliğidir. Tarih boyunca birbirine düşman olan toplulukların ilk hedefi karşı tarafının aile yapısını çökertmek olmuştur. Aileyi bozmada, aileyi çökertmede, nesiller arasında uçurum koymada, karı kocayı birbirine düşürmede, hususi ailemiz olan gerçek hususi cennetimizi cehenneme çevirmede en usta olan düşman Yahudi'dir. Yahudi’nin ilk hedefi ailedir. Çünkü çok iyi bilir ki aileyi bozduğu zaman toplum diye bir şey kalmaz. Toplum aile ile toplumdur. Aile yoksa ona toplum denmez. Sürü denir. Aile ile toplum iç içe kavramladır. Çünkü aile toplumun atomudur. Atom maddenin en küçük parçasıdır. Atomu böldüğünüz zaman ne felaketler olduğunu biliyorsunuz. Toplumun en küçük parçası, atomun temeli ailedir. Aile olmadığında Nagasaki'de, Hiroshima'da neler olduysa evlerde, ailelerde bizim göremediğimiz gizli kıyametler maalesef oluyor.” şeklinde konuştu.
“TEK KELİME İLE YAHUDİ DEMEK İHANET DEMEKTİR”
Dr. Ömer Demirbağ, konferansının devamında şu ifadelere yer verdi: “Yahudi demiştim, oraya geri dönüyoruz. Efendim, Allah-u Teâla sonsuz kudret sahibidir. Yerleri gökleri ve bizleri yaratan O’dur. Tekdir, başka ilah yoktur. Takvim kelimesinin çünkü kıvamdır. Allah'tan korkarlar. Bunu şeytan bilir. İnsanın bozuluşu hayvan gibi değil. Ama insanın bozuluşu, çözülüşü, kurtlanması, küflenmesi dünyadaki en iğrenç hale gelebiliyor. Çünkü çok şerefli yaratılmıştı, uymadı. Düştü, bozuldu, kokuştu. Hiçbir milletin tarihinde bizimkisi kadar çok sayıda fetih yoktur. Mesela Amerikan tarihine baktığımız zaman, Amerikan tarihi hepsi 200 yıldır. 200 Yıldan daha geriye giderseniz, Kızılderililer var. Amerikan tarihi bitti, yok. Bu 200 yıl içinde başlarından geçen en ciddi hadise yenildikleri bir savaştır. Öyleyken bir filme, Hollywood'a, diziye, belgesele konu ederler. Başka malzeme yok, tarihleri burada. Şimdi düşünün. Şu İstanbul'un fethi Amerikan tarihinde olsaydı, sinema sektörüne binmiş olurdu. Maalesef, diyerek söylüyorum, iki tek filmi yapıldı, ikisi birbirinden berbat. İstanbul'un fethi bizim tarihimiz, filmini biz beceremedik. Anlaşılabilir. Bu da bizim özelliğimiz. Hatta Türklerin hakkında bir Fransız atasözü var. Şu Türklerin sazlığına bakın ki kendi hakkında atasözü yok. Fransızların Türkler hakkında atasözü var. Fransız atasözü der ki, ‘Türk'ün sırtını sıvazla, elinden ekmeğini al’ Bu birinci özetimiz. Türk'ün sırtını sıvazla elinden ekmeğini al. Ama o ekmeği zorla almaya kalkışırsanız, cihan bir araya gelse bile yapamazsınız. Fransız atasözüdür Türkler hakkında. Bu bizi anlatıyor. Her milletin Allah-u Teâla’nın bir nakşı, bir lütfu olarak bir milli huyu vardır. Allah her millete farklı bir özel, bir seciye, bir duruş, bir karakter bahşetmiş. Ve bu milletler içinde son derece ilginç bir millet var. Yahudi. Bunlar da bir millet. Yahudi’nin insanlık ailesi içinde tanınmasına vesile olan özellik nedir? Yahudi eşittir ne? Tek kelime ile Yahudi'yi tarif edecek bir kelime bana söyleyebilir misiniz? Mesela İsveç, kibri İngiliz, kibir Fransız, zarafet hain, hain denilebilir. Yahudi demek ihanet demektir. İhanet. Bunların milli karakteristik özelliğidir. Çünkü vaktiyle Allah-u Teala'ya ihanet ettiler ve Allah bu ihanetlerini onlara yapıştırdı. Bu ihanet yüzyıllar içerisinde bunlar da milli bir hürriyet haline geldi. Milli özellikleri böyle, genetikleri böyledir. Evvela Allah'a ihanet ettiler. Peygamberlerine ihanet ettiler, insanlığa ihanet ettiler hala daha da ediyorlar. Yahudi demek ihanet demektir.”
“KASTIM SİYONİST YAHUDİLERDİR, KENDİ HALİNDEKİ MUSEVİLER DEĞİL”
Aileye en çok taarruzda bulunan, hücum eden kavmin Yahudiler olduğun, bunu sezdirmeden belli etmeden yaptıklarını dile getiren Demirbağ, şunları kaydetti:
“Siz farkında bile olmadan bir bakarsınız aileniz cehenneme dönmüş. Nasıl? Şöyle bakın. Edebiyatta, sanatta, medyada, dijital alemde ve nasıl insanoğlunun her gün yüzleştiği, kendisine mesaj verebilecek her kaynakta aileyi yıkmaya yönelik dehşetli yayınlar görüyoruz. Adeta aile yayınlarla ateş altındadır. Özellikle gençleri kendilerinden büyüklere karşı isyankâr davranmaya teşvik etmektir. Sen gençsin, delikanlısın, özgürsün. Sen bir bireysin. Sen kendi kararını kendin verebilirsin. Bunlar kim ki? Anne baba dediğin ne? Bunu ben açık söylüyorum, o açık söylemez. Nasıl söyler? Hikâye ile dizi, filmle, belgeselle söyler. Gençler, farkında olmadan yavaş yavaş kendi ailesinden uzaklaşıp koparlar. Bugün aile dediğimiz ortamda bir oturma odasını hayal edin lütfen. Bir oturma odası, herhangi birimizin oturma odası. Baba saatlerce maça dalmış. Orada erimiş gitmiş. Zaten babanın evde bir kum tanesi kadar varlığı ve gölgesi yok. Anne temizlikte ve dizi filmlerde ve dedikodu da erimiş gitmiş. Evlat internette erimiş tutmuş buharlaşmış, saatlerce aile odanın içinde olmalarına rağmen saatlerce birbiriyle konuşmayan ve birbirinin farkında bile olmayan bu üç kişinin oluşturduğu toplum sizce bir aile mi? Değil. Peki, kim bizi bu hale getirdi? Babayı kendi ailesinden tiksinir hale getiren kudret değil nesildir? Annenin hep mağdur olduğunu söyleyip, durmadan herkese şikâyet etmesine sebep olan tesir nereden kaynaklanıyor? Evlat, genç ise onlar rahatça maalesef kandırılabiliyorlar. Çünkü saf genci yoldan çıkarmak çok kolaydır. Nasıl yoldan çıkacak? Moda ile. Müzikler, popüler kültürler, futbollar ve diziler, belgeseller, hele hele şu gündüz programları dikkat edin, hepsinin ortak hedefi aileyi çökertmek. Özellikle son 5 yıldır tarihimiz içinde hiçbir dönemde boşanma bu kadar teşvik edilmedi. Yuvayı yapmaya değil, yıkmaya yönelik yayınlar revaçtadır. Mümkün olduğu kadar yuvaları yıkalım. Birbirinden ayrılsınlar. Boşanmayı elden geldiği kadar cazip sunan, boşanmayı özgürlükmüş gibi yutturan ve biz farkında olmadan yuvamızı yıkmaya kastetmiş olan binlerce yayın, binlerce argüman, binlerce savunma görüntüleri görürüz. Bütün hedef insanın muhafazası olarak Allah-u Teâlâ’nın dizayn ettiği aileyi dağıtmaktır. Bendeniz bu sene 67 yaşıma girdi. Bu yaşıma gelinceye kadar birkaç istisna dışında boşanıp da mutlu olanı hiç görmedim. Birkaç istisna dışında boşanıp da pişman olmayanı da görmedim. Ne yazık ki bütün yayınlar bütün konuşmalar, bütün seyirciye yapılan püskürtüler yuvayı yapmaktan çok yıkmaya yönelik. Kendi ayakların üzerinde, Allah! Kendi kanatlarınla git! Özgür ol! Meşgul değilsin! Dikkat edin! İblis daha ne desin size? Bunlar hepsi şeytanın meselesi değil mi? Şeytanın, bize görünmeyen İblis'in görünürdeki sözlük ise Yahudi. Bu bizdeki çoğu Yahudi sermayesi olanlar ve merkezlerin bize vermiş oldukları programların yüzde biri bile İsrail'de yoktur. Kendi toplumların da asla buna müsaade etmezler. Hatta çok açık bir şey söyleyeyim, affınıza sığmıyorum. LGBT. Ne olduğunu biliyoruz. Bütün dünyada LGBT'ye en çok maddi desteği sağlayan İsrail'dir. Bütün dünyada destekler ama İsrail'de yasak. Çünkü şuna inanıyorlar, dinlerinin gereğini yapıyorlar. Sağlam ahlaklı toplumun sadece İsrail toplumu olsun, bizim dışımızdakiler de beter olsun. Bunun için elden geldiği kadar muazzam maddi imkânlarla, sinemasıyla, tiyatrosuyla, romanıyla, şiiriyle, sanatıyla, medyasıyla mümkün olduğu kadar bizi ayakta tutan manevi değerleriyle ailemizi çeviriyorlar. Biz çoğu şeyin farkında bile olmuyoruz. Farkında olmadığımız şeylerden birkaçını size söyleyeyim. Mesela bazı tekerlemeler uydururlar. Her dil ve insan için bunu yapıyorlar. Atasözüymüş gibi görünen bazı tekerlemeler uydurup o milletin kültürüne sızdırırlar. Bunu Yahudi yapıyor. Ha bu arada şunu belirteyim, ben Yahudi derken Siyonist Yahudileri kastediyorum. Yoksa kendi halimdeki Musevi vatandaşlar konumuzun dışındayız. Onlarla bir işimiz yok. Bazı sloganlar üretiyorlar. Bazı tekerlemeler atasözüymüş gibi görünen şeyler üretiyorlar. Mesela biz çok iyi biliriz ki Ezan-ı Muhammedi mukaddes bir şeydir. Doğru mu? En ilgisiz adam bile ezanı duyduğu zaman toparlanır. Değil mi? En ilgisiz kişi bile ezanı duyduğu zaman en azından biraz çok tedirgin oluyor bu kişisi de. Böyle bir davranıştır. Ezana karşı hürmetkâr bir milletiz, iman ediyoruz. Ezan'a bu kadar kıymet veren, hürmet duyan bir milletten şöyle bir hata sözü çıkar mı sizce? Allah-u Ekber, yat da geber! Allah! Bu nereden geldi? Bu bizden çıkışı var. Bu bir yerden bize geldi. Mesela bizim milletimiz Kur'an-ı Kerim'in Allah-u Teala olduğuna iman eder. Doğru mu? Allah'ın cevabı. Ve bizim milletimiz bilir ki, Kur'an'dan bir harfi bile, bile bile değiştirmek dinden çıkma nedenidir. Bilmeden okumuş bir şey yok. Ama kast ederek, bile bile Kur'an'dan bir harfi bile değiştirmektir, dinden çıkmaktır. Bunu bizim milletimiz bilir. Bazı sözde atasözleri ile Kur’an-ı Kerimde geçen ayetleri değiştirmeye cüret edebiliyorlar. Bunları dilimize yerleştiriyorlar. Biz farkında bile değiliz. Son bir örnek vereyim geçeyim, vaktim yok. Özellikle hanım kardeşlerimin dikkatine sunuyorum. Bizdeki yemek isimleri niçin bu kadar edepsizdir? Hiç merak ettiniz mi? Yemekleri örnek vermiyorum. Düşünün. Yemeklerin isimlerini bu hanım kardeşlerimiz koymuş olamaz. Bir yerlerden kültürümüze saçıldı. Bütün amaç toplumu ayakta tutan manevi değerleri komik hale getirmektir. Mesela bizim edebiyatımızda ve sinemamızda din adamı karakteri nasıl bir karakterdir? Düşünün, ilk tiyatro eseri edebiyattan biliyorum. İlk tiyatro eserimiz Şair Evlenmesinde, din adamının adı Ebu'l-Ahmak’tır. Bu kişi rüşvet alarak nikâhı yanlış kişiye kesiyor. Din adamın hikâyesi bu. Bu bir din adamı. Ondan sonra Cumhuriyet dönemi boyunca, kaleme alınan sayısız romanda, hikâyede, tiyatroda, din adamı mutlaka sahtekâr. Maskara ve zalimdir. Çocuklara falaka yapar, cahildir, muska yazar, üfürükçülük yapar. Yabancı dizi ve karakterlerdeki, yabancı dizide filmlerdeki rahip karakteri o kadar saygın iken bizimki niçin bu kadar soytarıdır? Nereden izleniyor bu? O arsız, nankör hain Yahudi çetesi tarafından Din adamlarının lakaplarına bakın. Bizdeki romanlarda ve filmlerde gâvur imamdır. Duydunuz mu bunu? Kabak Hafız. Efendim? En son Vizontele'de bile çocuklara Kur'an dersi veren hoca kekemedir ve komiktir. Mutlaka güldürecek. Oysa İmam Şafii de bir din adamı değil miydi? İmam-ı Azam Ebu Hanife'de bir din adamı değil midir? Niçin hiçbir filmde ve dizide bunlara rastlanmıyor? Maraş'taki Sütçü İmam vardır. Niçin bunun ne romanı var, ne hikâyesi, ne filmi var? Bizim tanıdığımız din adamları böyle değil. Kazıyorsunuz. Sebeple zincirini halka halka birbirine bağlıyorsunuz. En son halka Yahudi’ye geliyor. Amaç toplumu ayakta tutan, toplumun sıhhatli bir şekilde yaşamasına vesile olan manevi değerleri ve kutsalları bu toplumun gözünde karikatürize ederek toplumun çöküşüne, toplumun hayvanlaşmasına yol açmaktır. Yahudi’nin bütün amacı budur. Dininin gereğini yapıyor. Ve en müdafaasız, en savunmasız kalemiz maalesef ailedir.”







